Akın ÖZÇER
Akın ÖZÇER

Gazete: Serbestiyet.com

Ana muhalefetin sandıktan aldığı mesaj

  • 28.05.2014 00:00

 Gönül isterdi ki bu başlık altında CHP’nin 30 Mart yerel seçimlerinden aldığı mesajı, bunun gereği olarak yönetiminde ve parti programında yapmayı öngördüğü yenilenme ve değişim çalışmalarını tartışalım. Ama gündemde olan, İspanya’da ana muhalefeti temsil eden Sosyalist İşçi Partisi’nin (PSOE) Pazar günkü Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinin ardından aldığı kararlar.

Kabul etmek gerekir ki seçimler, genel, yerel ya da AP için yapılanlar olsun, sadece iktidar partileri için değil, başta ana muhalefet olmak üzere, tüm siyasi partiler için değerlendirilmesi gereken mesajlar içeriyor. Bir önceki yazımın ikinci bölümünde Avrupa genelindeki olumsuz sonuçlarına değindiğim ve ülkeler temelinde ayrı, ayrı ele alınması gerektiğini belirttiğim son AP seçimleri İspanya’da iktidar alternatifi iki büyük partiyi derinden sarstı. Bir önceki (2009) seçimlerde, İspanya’nın AP’deki 54 sandalyesinden 46’sını bugün iktidar olan Halkçı Parti PP (Partido Popular) ile dönemin iktidarını temsil eden PSOE eşit biçimde paylaşmışlarken, bu defa toplamda 30 (sırasıyla 16 ve 14 üye) parlamenterle yetindiler. Aldıkları oy tahminlerin çok altında (sırasıyla yüzde 26 ve 23) kaldı.

Bu sonuçlar, ekonomik krizin üstesinden gelmek için kemer sıkma önlemleri almak zorunda kalan ve kaçınılmaz olarak yıpranan PP’de, birinci parti olmanın ve ana muhalefetin önünde gelmenin iyimserliğiyle felâket senaryoları oluşturmadı. Ama bu sonuçlarla genel seçimlerde 48 sandalye, dolayısıyla salt çoğunluğun yitirileceğinin bilinciyle beklenen balkon konuşması da yapılmadı, zafer sarhoşluğu içine girilmedi. Ancak geçen haftalarda uluslararası kredi derecelendirme kurumlarının ardı ardına ülkenin notunu yükseltmesi ve büyümenin gündeme gelmesi, belli ki, iktidar partisini 2015 Kasım’ında yapılacak genel seçimlerden de zaferle çıkabileceği hususunda umutlandırıyor.

PSOE’de istifalar ve Olağanüstü Kongre kararı 

AP seçimlerinde alınan anormal sonuçlarının başlıca nedeni, Avrupa genelinde olduğu gibi, İspanya’da’da katılımın yüzde 43 dolayında kalması. Seçmenin bu bilinçli tercihi, ülkeyi fiilen yürüyen iki partili sistemden uzaklaştırırken, tarihinin en kötü sonuçlarını alan ana muhalefette tsunamiye yol açtı. Eski Genel Sekreter ve Başbakan Zapatero’dan sonra 2011 genel seçimlerinde ilk kez başbakan adayı olarak seçime giren ve kaybedenGenel Sekreter Alfredo Pérez Rubalcaba, AP seçimlerindeki bu bozgundan kendisini sorumlu tuttu ve istifa kararı aldı. 19-20 Temmuz’da seçimliOlağanüstü Kongre kararı aldığını düzenlediği basın toplantısında dile getiren Rubalcaba’nın şu sözleri kuşkusuz CHP Genel Başkanı için güzel bir örnek oluşturuyor:“Bu çok kötü seçim sonuçlarının sorumlusu benim, benim ve benim; bu sorumluluğumu da böyle yerine getiriyorum. Böyle kötü sonuçlarla (belli ki) bir şeyleri iyi yapmamışız. Burada kötü bir sonucun siyasi sorumluluğu var; palyatif önlemler almadan üstlenilmesi gereken bir sorumluluk… İşte bu sorumluluğu ben ve yönetimim alıyoruz.”

Kabul etmek gerekir ki, PSOE gibi İspanya’nın demokrasi tarihine damgasını vurmuş ve ülkeyi en uzun süre yönetmiş bir siyasi parti için seçmenin verdiği mesaj çok büyük önem taşıyor. Partinin ağır toplarından Rubalcaba da bu saygıdeğer siyasi geleneğin takipçisi olarak, daha seçimlerin ertesi günü, kimseden uyarı almadan derhal istifa etmekte bir an bile tereddüt etmiyor.

Ertesi gün (27 Mayıs) bu kez PSOE’nin Bask kolu (PSE-EE) Genel Sekreteri Patxi Lópezistifa ve Bask sosyalistleri için ayrı bir Olağanüstü Kongre kararını açıklıyor. Anımsanacağı gibi, López, bir önceki Bask özerk hükümetinin milliyetçi olmayan ilk başkanı (lendakari) idi. İstifa kararını PSE-EE’nin AP seçimlerinde PNV ve radikal EH Bildu’nun ardından üçüncü gelmesine bağlıyor ve başarısızlığını hiçbir bahanenin ardına gizlemiyor.

Burada CHP için bir parantez açarsak, ana muhalefet partimizin seçimlerde başarılı olmadığı halde, oyunu sürekli yükselten Başbakan ve hükümetinin üyeleri için çeşitli gerekçelerle istifa talebinde bulunduğunu ve istifanın bir erdem olduğunu sıkça dile getirdiğini görüyoruz. Ama bu erdemi kendisi ve arkadaşları için gösterdiğine nedense hiç tanık olamıyoruz.

Tabandan yenilenme tartışması

Buraya kadar Rubalcaba’nın seçimli Olağanüstü Kongre kararını seçmen iradesine saygılı demokratik duyarlılığından ötürü alkışlayıp CHP’ye örnek gösteriyorum. Ama PSOE gerçek bir sosyal-demokrat parti olduğu için aslında her siyasi partinin göstermesi gereken bu demokrasi duyarlılığıyla yetinmiyor.

PSOE’de daha nelerin tartışıldığına geçmeden bu partide genel sekreterlik ilebaşbakan adaylığının her zaman birebir örtüşen makamlar olmadığının altını çizmekte yarar var. Çünkü Genel Sekreter, delegelerin üyesi olduğu kongrelerde seçilirken, başbakanlığa adaylık parti üyelerine açık ön seçimlerde belirleniyor.

Rubalcaba’ya PSOE’de bir azınlık tarafından yapılan eleştiri de bu noktada düğümleniyor. PSOE 2015 seçimlerinde partiyi temsil edecek başbakan adayını belirlemek için Kasım ayı içinde ön seçim yapmayı öngörüyordu. Başbakan adayı olmak isteyen başta eski Savunma Bakanı Carme Chacón olmak üzere birçok isim şanslarını ön seçimde denemeyi yeğliyordu. Ama şimdi ön seçimler öncesinde gerçekleştirilecek Olağanüstü Kongre’den yeni bir genel sekreter çıkacağı belli. En çok ismi geçen, AP seçimlerinde PSOE’nin PP’yi geride bıraktığı ender bölgelerden biri olan Andalucia’daki yönetimin başında yer alan Susana Díaz. O veya bir başkası genel sekreter seçildiğinde, ön seçimlere güçlü şekilde girecek. Ayrıca, uygun görürse ön seçimleri iptal yetkisine de sahip bulunuyor.

Bu itibarla Bayan Chacón başta olmak üzere parti içindeki azınlık kesimi ön seçimlerin öne –alınmasını, Olağanüstü Kongre’den önce- yapılmasını savunuyor. Gerekçeleri de son derece demokratik; partinin yenilenmesi tepeden, yani delegelerin başrolde oynayacağı bir Kongre’den değil, tabandan olmalı. Kongreler partileri içinde yaşadıkları toplumdan koparıyor; ön seçimler ise toplumla bütünleştiriyor. Nitekim partinin sandıkta aldığı bu kötü sonuçlar da aslında kapalı kapılar ardında alınan kararlardan kaynaklanıyor.

Bunlar Miami’de profesör olarak çalışan Bayan Carme Chacón’un basına yansıyan görüşleri. Seçmene açık ön seçimler Miami’deki bir grup çalışma arkadaşı tarafından ABD’de kısmen uygulanmış bir strateji. Tabii Amerikan seçim sistemi farklı olduğu için belki iyi bir örnek değil. Ama unutmayalım ki Fransız Sosyalist Partisi de son cumhurbaşkanı adayını (François Hollande) seçmene açık ön seçimler yoluyla belirlemişti. Bu, sosyal demokrat partilerde son dönemde yaygınlaşan bir yöntem oldu.

Bu optikten bakıldığında, Rubalcaba’nın “meşruiyetimiz kalmadı” gerekçesiyle yönetimiyle birlikte istifa kararı, parti içinde daha çok demokrasi” mekanizmasını engelleyen bir karar olarak öne çıkıyor. Bu nedenle, bugünden itibaren alabildiğine tartışılacağına kuşku yok.

PSOE içindeki tüm bu gelişmeler, ana muhalefet partimizin neden sürekli seçim kaybettiği halde gerek yönetim, gerek savunduğu görüşler açısından hiç yenilenmediğini apaçık ortaya koyuyor.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar