• 2.06.2014 00:00

 Genelde Türkiye’deki tüm partiler ama özelde CHP için geçerli olan bu söz, İspanya ana muhalefet partisi PSOE’nin (Sosyalist İşçi Partisi) Meclis Grubu Başkan YardımcılarındanEduardo Madina’ya ait. Bask Ülkesi’nin tarihi sosyalist ailelerinden gelen, madenci torunu genç (38) politikacı bugünlerde savunduğu “üyelere açık parti kongresi” önerisiyle sosyalist camiada adından söz ettiriyor.

Baronlarının kafa yapısı ve savunduğu görüşlerle çağı yakalayamayan ve iktidara gelebilmek için hükümetin yapacağı hatalardan (sokak protestolarında güvenlik güçlerince orantısız güç kullanılması gibi) ya da üretilen yanlış haberlerden – ki aksine AK Parti’yi güçlendiriyor- medet uman CHP’nin PSOE’deki hızlı gelişmeleri yakından izlemesinde yarar var. Geçen yazımda aktardığım PSOE’deki Olağanüstü Kongreve “üyelere açık ön seçim” tartışmaları hafta içinde Madina’nın sözünü ettiğim çıkışıyla yeni bir boyut kazanmış bulunuyor. Sandık yenilgisinden çıkardığı sonuçla 19-20 Temmuz’da seçimli Olağanüstü Kongre kararı alan Genel Sekreter Alfredo Pérez Rubalcaba, Madina’nın önerisine sıcak bakıyor. Şimdi bu öneriyi biraz daha açalım.

Üyelere açık kongre önerisi   

Ana muhalefetin sandıktan aldığı mesaj” başlıklı geçen yazımda, PSOE’de bin dolayında delege tarafından parti kongresinde seçilen genel sekreter ile tüm parti üyelerine açık ön seçimle belirlenen başbakan adayının mutlaka aynı kişi olmayabileceğine değinmiştim. AP seçimlerinde PSOE’nin PP’yi geride bıraktığı ender bölgelerden biri olan Andalucia’daki parti yönetiminin başında yer alan Susana Díaz’ın Olağanüstü Kongre’de seçim şansı en yüksek genel sekreter adayı olduğunu ve seçilmesi halinde Kasım’da yapılacak üyelere açık ön seçime de güçlü gireceğini ama buna ön seçime hazırlanan adayların tepki gösterdiğini aktarmıştım. Başta Zapatero hükümetinin Savunma Bakanı Carme Chacón (hamile haliyle Afganistan’daki İspanyol askerî birliğini ziyaretiyle uluslararası medyada yer almıştı) olmak üzere başbakanlığa soyunan bu adayların tepkilerinin gerekçesini, yenilenmenin tepeden, yani delegelerin başrolde oynayacağı bir Kongre’den değil, tabandan olması gerektiğinin oluşturduğunun altını çizmiştim.

Eduardo Madina da böyle düşünen adaylardan biri olarak Cadena Ser radyosunda kendisiyle yapılan bir mülâkatta, “partide derin bir değişim zamanının geldiğini”  belirterek, seçimin “açık, katılımcı ve serbest rekabetçi” bir şekilde yapılması halinde PSOE’ye liderlik etmeye aday olacağını açıkladı. Bu açıklamanın zamanlaması, PSOE baronlarının birçoğunun Susana Díaz’a destek beyanlarının hemen ardından gelmesi nedeniyle son derece ilginçti. Nitekim Eduardo Madina, bu mülâkatı sırasında “ne kadar saygıdeğer olurlarsa olsunlar, karar verenler, altı, sekiz ya da on kişi olmamalı, zira partinin geleceği militanlarına aittir” deyiverdi.

2002’de ETA’nın arabasının altına yerleştirdiği bombanın patlaması sonucu sol bacağını diz altından kaybetmesine karşın hep terör örgütüyle görüşmeler yoluyla şiddete son verilmesini savunmuş olan Madina’nın bu defaki kahramanca çıkışı da parti içinde etkili oldu. Partide tam Susana Díaz’ın genel sekreter olması konusunda genel bir mutabakat oluşurken, Genel Sekreter Yardımcısı Bayan Elena Valenciano başta olmak üzere, birçok isim, genel sekreterin 220 bin dolayında olduğu belirtilen parti üyelerinin oylarıyla seçilmesi gerektiği yönünde görüş bildirmeye başladı.

Bu görüş birkaç gün içinde Genel Sekreter Alfredo Pérez Rubalcaba’nın desteğiyle ağırlık kazandı. Rubalcaba, bu yönde genel bir mutabakat olduğu ve parti tüzüğü elverdiği takdirde, kendi tercihinin de yeni genel sekreterin parti üyelerince seçilmesi yönünde olduğunu belirtti. Böylece Susana Díaz ismi gündemden düşerken, başta Madina’nın olmak üzere yenilenmenin tabandan yapılmasını savunanların adları ön plana çıktı. Bu arada Carme Chacón gibi, eski görüşlerinde ısrar eden ve başbakan adayının ön seçimle Olağanüstü Kongre’den önce belirlenmesi gerektiğini savunanlar da var.

Görünen o ki PSOE’nin genel sekreterinin başbakan adayı olması, başbakan adayının genel sekreter olma olasılığından çok daha yüksek. Çünkü 19-20 Temmuz Kongresi öncesi üyelerin seçiminin nasıl yapılacağı konusunda ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı.

Galicia modeli ön seçim

PSOE tüzüğü, tahmin olunacağı gibi, üyelerin doğrudan oy kullanmasını öngörmüyor. Ne 19/20 Temmuz’da toplanacak Kongre’nin, ne de Federal Yönetim Kurulu’nun bu tüzüğü değiştirme yetkisi var. Kurul’un tek yetkisi Kongre’den önceki bir tarihte (en geç 18 Temmuz olmak üzere) parti üyeleri için bağlayıcı olmayan bir seçim düzenlemek. Bu tarihten önce de (6-18 Temmuz arasında) bir tür ön seçim mekanizmasını işletmek mümkün olabilecek. Adaylara adaylıklarını açıklayabilecekleri, hatta kısa bir süre kampanya da yapabilecekleri kısa bir süre de tanınacak. Sonra PSOE’nin İspanya’nın her yöresindeki parti üyeleri merkezlere giderek oylarını kullanabilecek. Kesin takvim bir süre sonra belirlenerek açıklanacak.

Yukarıda belirttiğim gibi, oylamanın hukuken bağlayıcılığı yok ama ön seçimden çıkacak ismin daha sonra Olağanüstü Kongre’de delegeler tarafından onaylanması öngörülüyor. Aslında bu yöntem PSOE tarafından geçen yaz Galicia örgütünde denenmişti. Bütün parti üyelerinin oy kullandığı ön seçimden çıkan aday Galicia sosyalistlerinin başkanlığına getirilmişti. O bakımdan bu aday belirleme yöntemi “Galicia modeli” olarak adlandırılıyor. İspanya genelinde bir ilk olacağı için ana muhalefet partisine olduğu kadar siyaset arenasına damgasını vuracağına kuşku yok.

Geçen yazımda da altını çizdiğim gibi, bu modelin temeli partiyle seçmen kitlesi arasında doğrudan bir bağ oluşturmaya dayanıyor. Partilerin geleceğini aslında parti içi rekabet ve ayak oyunlarından çok üyelerin ve nihayetinde seçmenin belirlediğini kabul etmek gerekir. Parti içinde çeşitli görevler için yapılan seçimler olsun, belirlenen politikalar olsun, seçmenin nabzını tutmadığı, kısacası oy alamadığı takdirde hiçbir anlam ifade etmiyor doğal olarak.

2015 genel seçimlerine hazırlanan İspanya ana muhalefet partisi PSOE’deki son gelişmeler böyle. Ana muhalefet partimiz CHP ile kısa bir karşılaştırma yapacak olursak, nasıl bir sonuca varabiliriz peki?

PSOE-CHP karşılaştırması 

PSOE ile CHP arasında böyle bir karşılaştırma ancak iki ülkenin teorik olarak iktidar alternatifi ana muhalefet partileri olmaları dolayısıyla yapılabilir. Yoksa CHP’yi PSOE gibi bir sosyal demokrat parti olarak görmüyorum elbette.

PSOE, gelecek yılki seçimlere, yukarıda özetlediğim gibi, seçim başarısızlığının sorumluluğunu başta iktidar partisi olmak üzere diğer partilerin üstüne atmıyor. Sorumluluğu üstleniyor, parti içi demokrasi ve katılımcılık açısından önemli adımlar atarak kendini yenilemeye çalışıyor. Stratejisini iktidar partisi ve liderini, yargıya aksetmiş ve belirli bir aşamaya gelmiş olduğu halde yolsuzluk (partinin yasa dışı finansmanı) iddiaları üzerine inşa etmiyor.

CHP ise, tam tersine önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerine iktidar partisi ve Başbakan Erdoğan’ı abartılı ve hakaret sınırındaki sıfatlarla kötüleyerek hazırlanıyor. Parti içi demokrasi ve katılımcılık konusunda PSOE gibi ön almak şöyle dursun, birkaç başkan yardımcısını değiştirmek dışında kendini yenilemek gibi bir derdi yok.

CHP rakibini ne kadar kötüleyebilirse –kendisi değişmese de- o kadar çok oy alacağı gibi yanlış bir düşünce içinde olmalı ki kadrolarına ve politikalarına çeki düzen vermeyi aklının ucundan geçirmiyor. Oysa seçmenin en azından bir bölümü iktidar partisini özellikle desteklediğinden değil, değişmemekte inat ettiği için CHP’ye oy vermiyor. Siyasi partiler seçmene kendi politikalarını dayatarak değil, seçmenin istediği değişimi gerçekleştirerek iktidara alternatif oluşturabilir. Madina’nın dediği gibi, değişmeyen parti değişimi savunamaz kısacası.