• 1.08.2014 00:00

 “İnsan insanın kurdudur” anlamına gelen bu tabiri ilk kez Latin edebiyatının Eski Yunan’dan esinlenmiş büyük ustalarından Titus Maccius Plautus’un MÖ. 195 yılında yazdığı “Asinaria” ya da “Eşeklerin Komedisi” isimli yapıtında kullandığı söyleniyor. Erasmus’tan Rabelais’ye, Montaigne’den Bacon’a birçok düşünür tarafından kullanılan tabir daha çok İngiliz filozof Hobbes ile birlikte anılıyor. Bu bağlamda “İnsan insanın kurdudur” tabiri J. J. Rousseau’nun “insanlar özünde iyidir” görüşünün tam karşıtı bir felsefi içeriğe işaret ediyor. Peki, insanın en büyük düşmanı insan mıdır gerçekten?

Bu soru, kökeni Milat’tan önceki yüzyıllara kadar uzanan ve kesin cevabı bulunmayan bir tartışmayı yeniden gündeme taşımak anlamına geliyor. Bu tartışmada Rousseau’nun görüşü bana daha insani geliyor ama tarihteki büyük katliamları anımsadıkça Thomas Hobbes’un çok haksız olmadığını düşünmekten de kendimi alamıyorum.

Tarihteki en büyük katliamın, Nazi rejiminin 1942 başındaki Wansee Konferansı’nda aldığı kararla dört yıllık bir süre içinde kadın, çocuk farkı göz etmeksin 6 milyona yakın Yahudi’ye uyguladığı soykırım olduğuna kuşku yok. 3 milyon kadar Yahudi’nin toplama kamplarında, geri kalanın Almanya’nın yanı sıra Nazi askerlerinin girdikleri Polonya ve SSCB kentlerinde toplu halde öldürüldükleri biliniyor. İnsanların hemcinslerini hunharca öldürebilmeleri “homo homini lupus” yaklaşımına haklılık kazandırıyor ne yazık ki.

İnsanların başka insanları kendilerinden fiziki, dinsel ya da inançsal özellikleri bakımdan farklı oldukları gerekçesiyle ya da başka herhangi bir nedenle öldürmeye hakları olabilir mi?  Tabii ki hayır. Peki, böyle bir katliam riski yüksek olan herhangi bir operasyon insanların çoğunluğunun desteği olduğu gerekçesiyle uygulamaya konulabilir mi ya da sürdürülebilir mi?

Koruma Eşiği Operasyonu’na halk desteği

El País gazetesinde Carmen Rengel imzası ve “İsrailliler Netanyahu’nun saldırısını neredeyse oybirliğiyle destekliyor” başlığıyla yayımlanan yazı yukarıdaki soruya olumlu yanıt veriyor sanki. Rengel yazısına kendisinin siyasi olarak merkezde olduğunu söyleyen Michaela Malul isimli bir kadının sözleriyle başlıyor. Adı geçen İsrail vatandaşı kadın diyor ki “bize füzelerle saldırıyor, kendi halklarını kalkan olarak kullanıyorlar. Bizi yok etmek istiyorlar. İsrail bunu onlara pahalıya ödetmeli.” Bu sözler, Nazi destekçisi bir Almanın 70 yıl önce Yahudilerle ilgili olarak söyleyebileceği sözlerden ne kadar farklı acaba?

Bayan Rengel, bu İsrail vatandaşının Netanyahu’ya destek veren Yahudi nüfusun yüzde 90’nını temsil ettiğine dikkat çekiyor. Yahudiler İsrail nüfusunun yüzde 79’unu oluşturuyor; geri kalan yüzde 21 ise “İsrailli Araplar” zaten. Rengel Bayan Malul’un görüşünün Hamas’ın füzelerinden etkilenen güneydeki Ashkelon kentinde sokaktaki adamın düşüncelerini birebir yansıttığını vurguluyor.

Yarım kalan barış müzakerelerinde kamuoyu desteği tarihi asgarilerde seyreden Netanyahu, kurbanlarının çoğunluğunu aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu sivillerin oluşturduğu Gazze’ye yönelik “Koruma Eşiği Operasyonu” ile kamuoyu desteğini arttırmış belli ki. Tel Aviv Üniversitesi Demokrasi Enstitüsü’nün yaptığı ankete göre, bu destek kara harekâtının başladığı 8 Temmuz günü zirve yapmış. Kanal 10’un yinelediği anketlerde Netanyahu’nun liderliğini “tatminkâr” ve “çok tatminkâr” bulanların oranı yüzde 85’e ulaşmış.

Carmen Rengel yazısında, Gazze’de ölen Filistinli sivillerin görüntülerinin de, uluslararası baskıların da, Brezilya başta bazı Latin Amerika ülkelerinin büyükelçilerini çekmesinin de halkı etkilemediğini vurguluyor. Ashkelon’da konuştuğu otobüs şoförü David Hilu’nun, ölen 56 İsrail askeri için üzüldüğünü ama onların ülkeye hizmet ettiğini, bunun “güvenliğin bedeli” olduğunu söylemiş ve eklemiş: “Kazanmak için bir şeyler kaybedilecek, bunu biliyoruz.

Yediot Ahronot gazetesinin askeri analisti Yoshi Yehoshua, yıllardır görülmemiş olan bu desteği (savaşa destek) Hamas’tan duyulan bıkkınlığa ve “korku” ya bağlıyor. İslamcı ateşin altında daha çok kişi bulunduğunu (8 milyon Filistinliden 5 milyonun böyle olduğunu) ileri sürüyor.

Netanyahu’ya liderliğini yaptığı koalisyona mensup partilerin sadece sağından eleştiri geliyor. Merkezde yer alan Yaakov Peri (Yesh Atid)  Başbakan’ı ancak tebrik edebileceğini söylerken, aşırı sağdakiler kara harekâtının “Hamas yok edilene kadar” derinleştirilmesini savunuyor. Ne kadar mümkün olur, umurlarında değil anlaşılan.

Carmen Rengel yazısında İsrail’de bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük barış gösterisinde ancak 5.000 kişinin bir araya gelebildiğine dikkat çekiyor. İsrail’de barışa değil, Gazze’de sivil halkın ölümüne aldırmadan sürdürülen askerî operasyona destek var ne yazık ki.

Başbakan Erdoğan bugün Netanyahu’nun Gazze’de sivil halka yaptığını, Hitler’in İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudilere yaptığı soykırıma benzetiyor. Aynı düzlemde değil ama tepki göstermek için XXI. yüzyılda 70 küsur yıl öncekinin tıpatıp aynısının olması beklenebilir mi?

Homo homini lupus düsturuna hâlâ inananlar olabilir ama yenidünya düzeninin, insanı kendisi ve yakınlarından ibaret sayan ve masum hemcinslerinin ölmelerine alkış tutan ya da seyirci kalanlarla kurulmayacağına kuşku yok.