• 9.08.2014 00:00

 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine sayılı günler kala ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu bir TV programında seçmenin bir bölümünden yakındı. AK Parti seçmenini kastederek, temel sorunun “kitlenin sorgulama gücünün kaybolması ve sadece liderin dediğini doğru kabul etmesi” olduğunu söyledi. Toplam seçmenin yüzde 25-35’lik kesimini oluşturan bu kitlenin Erdoğan’ın söylediğinin yüzde yüz doğru olduğuna inandığını vurgulayan CHP lideri bu nedenle onlara nüfuz etme imkânı bulamamaktan dert yandı.

Sayın Kılıçdaroğlu halkın bu kesimine nüfuz edebilmek için neler yapılması gerektiğini pek düşünmüyor olmalı ki kusuru kendisinde ve partisinde ya da parti politikalarında aramak yerine bu kesime yüklenmeyi yeğledi. Açıklamasını “insanların en büyük özelliği sorgulama yeteneklerinin olmasıdır” diye sürdüren CHP lideri, bu yeteneklerini kullanmamaları halinde “toplumu ileri taşıma şansının sıfır olduğunu” vurguladı.

Bu açıklamadan, AK Parti seçmeninin cahil değil ama varsa bile “sorgulama yeteneklerini hiç kullanmayan” bir kesim olduğu anlaşılıyor. Değerli bir gazetecinin katkılarıyla AK Parti’ye oy veren seçmendeki bu eksikliğin Türkiye’nin Müslüman bir ülke olmasından kaynaklandığı, zira “İslam’ın bireyi değil, cemaati merkeze alan bir din olduğu” ortaya çıkıyor. Eğitim düzeyi düşük olan bu insanların İslam dininin de etkisiyle gazetecinin bize İngilizce “critical thinking” olarak açıkladığı eleştirel düşünce yeteneği de haliyle gelişmemiş oluyor.

Bütün bunları, AK Parti’ye oy verenlerin sorgulama yeteneklerini kullanmadıklarını mutlak doğru kabul edersek iki sonuca ulaşırız. Birincisi, “seçmenler bu yeteneklerini kullanırlarsa, AK Parti’nin adayına, yani Erdoğan’a oy vermezler”, ikincisi ise “Erdoğan’a oy vermeyenler, çatı adayı İhsanoğlu’nu (veya HDP adayı Demirtaş’ı) destekleyenler eleştirel düşünce tarzını benimsemiş, sorgulama yeteneklerini kullanan eğitimli seçmenlerdir.”

Gel gör ki bu hesapta bir kere maddi (aritmetik) yanlışlar var. AK Parti’nin oy oranı uzunca bir süredir yüzde 25-35 bandının çok daha üstünde görünüyor. Bu gerçek, AK Parti oylarının Kılıçdaroğlu’nun ifadesiyle sorgulama yeteneğini kullanmayan seçmenlerin oylarından ibaret olmadığını ortaya koyuyor. AK Parti’nin son genel seçimlerdeki oy oranı esas alınacak olursa, iktidar partisine oy verenlerin yarısına yakın bir bölümünün CHP liderinin hedef aldığı kitleye mensup bulunmadığı görülüyor.

Bu itibarla, “seçmenler sorgulama yeteneklerini kullanırlarsa AK Parti adayına oy vermezler”  çıkarımının çok da doğru olmadığı ortaya çıkıyor. Kılıçdaroğlu’nun programda dile getirdiği oranlar bağlamında sorgulama yeteneğini kullananlar sınıfına giren seçmenler arasında da pekâlâ AK Parti’ye oy verenler var başka bir deyişle. Peki, ama bu durumda AK Parti seçmenin bir bölümünün sorgulama yetenekleri kullanmadıkları sonucuna nasıl varıyoruz?

AK Parti seçmeninin küçümsenmeyecek bir bölümü sorgulama yeteneklerini kullanıyorsa, ikinci çıkarımın da doğru olmadığı ortaya çıkıyor. Erdoğan’a oy vermeyenlerin, dolayısıyla çatı adayını (veya HDP adayını) destekleyenlerin sorgulama yeteneklerini kullanan eğitimli seçmen oldukları genellemesi de geçerliliğini yitiriyor.

Görünen o ki ana muhalefet partisi seçmenle ilgili yanlış değerlendirmelerine devam ediyor. Oysa sorun seçmenden önce kendisinde, politikalarında. Son dönem izlediği politikalara bir baktığımızda birtakım sorular geliyor akla. Örneğin CHP, yeni anayasa konusunda dile getirdiği kırmızıçizgilerle mi seçim kazanmayı düşünüyor? Kürt sorununun çözümünde iktidar partisinin gerisinde kalarak, ana dilde eğitim gibi temel bir hakka ve Habur’dan beri iyi, kötü yürüyen çözüm sürecine (çerçeve yasasına desteği dışında) karşı çıkarak mı AK Parti’den fazla oy alacağını düşünüyor? Bu görüşleri savunarak MHP gibi siyasi yelpazenin neresinde durduğu belli bir partiyle el ele durup seçmenin kendisinin sosyal demokrat, AK Parti’nin “faşist”, liderinin “diktatör” olduğuna inanmasını mı bekliyor?

Bu soruları arttırmak mümkün ama tümünün şöyle bir ortak noktası bulunduğuna kuşku yok. O da CHP’nin köklü bir ideolojik değişim geçirmek zorunda olduğu. Bunu Kılıçdaroğlu’nun sorgulama yeteneğini kullanmadığını söyledikleri dâhil herkes biliyor. “Hem dinci, hem de aptal olduğumuzu düşünüyorlar o nedenle dindar bir çatı adayı çıkardılar” diyor onlardan biri ve gülerek ekliyor “bu kafayla daha hep muhalefette kalırlar.”

Demokrasilerde insan zekâsıyla alay etmenin karşılığı bu değil mi gerçekten?