• 13.08.2014 00:00

 Bu köşeyi izleyenler Ariane Bonzon’u anımsarlar. 1996-2006 yılları arasında Türkiye’de Fransız- Alman kültür kanalı Arte’nin temsilciliğini yapmış olan Fransız gazeteci şimdi 2004 yılında Washington Post Company tarafından satın alınan Slate.com internet dergisinin bir bakıma Fransızca versiyonu olan Slate.fr’de yazıyor. Slate.com, Le Monde’un eski direktörü Jean Marie Colombiani ve dört arkadaşı tarafından kurulan Fransız Slate’inde sadece yüzde 15 hisseye sahip ama iki web sitesi arasında çok daha önemli oranda bir işbirliği mevcut.

Bonzon’un 2004’de yayımlanmış “İstanbul ve İstanbullular” (İstanbul et les Stambouliotes) başlıklı bir kitabı var. Ayrıca 2008’de Fransa’nın eski başbakanlarından Michel Rocard’ın Türkiye’nin AB üyeliği lehindeki görüşünün yer aldığı “Türkiye’ye evet” (Oui à la Turquie) 2009’da Ahmet İnsel ve Michel Marin’in “Ermeni Tabusu üzerine diyalog” (Dialogue sur le Tabou Arménien) başlıklı kitaplarına da katkıda bulunmuş.

Bonzon’un Slate. fr’de yayımladığı yazılar genel olarak “Erdoğan karşıtı” olarak nitelenebilir. Bu çizgi aslında derginin orijinal İngilizcesinin genel çizgisiyle uyum içinde. The Slate Group Başkanı Jacob Weisberg ile 2008’den bu yıla kadar dergiyi yönetmiş olan David Plotz’un son dönemde Erdoğan’la yıldızı barışmayan American Musevi Topluluğu’nun üyeleri oldukları göz önüne alınırsa bu çizginin şaşırtıcı bir tarafı bulunmuyor elbette.

Bonzon’un cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sona erdiği saatlerde yayımladığı Türk-Amerikan ilişkileri üzerinden yaptığı polemiğe girmeden önce bir parantez açarak Le Monde’un yaptığı bu gazeteye hiç yakıştıramadığım düşük düzeyli Erdoğan karşıtlığını aktarmak isterim.

Düşük düzeyli karşıtlık

Erdoğan karşıtlığı siyasi bir tercih ama bu karşıtlığın gerçek verilere dayanması, asgari bir entelektüel düzeyi tutturması, en azından 21 milyona yakın seçmenine hakaret içermemesi gerekiyor. Saygınlığıyla bilinen Le Monde gazetesinin “Recep Tayyip Erdoğan, nouveau sultan de la Turquie” başlıklı dünkü başyazısı bu konuda kötü örnek oluşturuyor ne yazık ki. http://abonnes.lemonde.fr/europe/article/2014/08/11/recep-tayyip-erdogan-nouveau-sultan-ottoman_4469989_3214.html#liste_reactions)

Başyazıda özellikle AK Parti seçmeniyle ilgili demokrasi ve insan haklarıyla bağdaşmayan ifadeler var. Erdoğan’ın sadece kendisine gözleri kapalı destek veren 20 milyon insana hitap ettiğini söylemek, bununla da yetinmeyerek AK Parti’nin geleneksel seçmenini “Anadolulu, muhafazakâr, milliyetçi ve cahil (az eğitimli)” diye aşağılamak Sayın Kılıçdaroğlu’nun önceki gün eleştirdiğim seçmen tanımıyla aynı dalga boyunda değil mi?

Başyazıda ayrıca dikkat çeken yanlış bilgiler de var. Bir önceki yazımda da altını çizdiğim gibi, seçmen tercihleri analiz edilirken önlerindeki seçenekler doğru biçimde aktarılmak durumunda. Oysa Erdoğan’a atfedilen tüm eleştirilerden, karşısındaki çatı adayının ve destek aldığı CHP ve MHP’nin eleştirilen konularda çok daha demokratik tutum sergilediği sonucu çıkıyor. Örneğin gazetenin AK Parti seçmenini “muhafazakâr milliyetçi” olarak aşağılamasından Türkiye’yi tanımayan okur karşı cephede yer alan MHP seçmeninin “aşırılık” anlamında daha az “milliyetçi” olduğu izlenimi ediniyor. Oysa Kürt sorununun olmadığına, çözüm sürecinin ülkeyi böleceğine inanan asıl MHP seçmeni değil mi?

Bir başka örneği gazetenin Erdoğan’a atfettiği Ermeni düşmanlığı oluşturuyor. Oysa 1915 tehciri için Ermeni cemaatine taziye mesajı gönderen ilk devlet temsilcisi Başbakan Erdoğan oldu. Başyazar aklı sıra cahil olduğu için yaptığı bu manipülasyonun AK Parti seçmenince anlaşılmayacağı, “kültürlü” muhalefet cephesince de alkışlanacağı düşüncesinde olmalı. (!) Basın ahlâkına sığmayan bu manipülasyonu kınayarak parantezi burada kapatıyorum.

‘Obama kutlamak için Erdoğan’ı arayacak mı?’

Arianne Bonzon’un yazısı bu başlığı taşıyor. (http://www.slate.fr/story/90831/erdogan-obama) Bonzon’a göre, ABD Başkanı Barack Obama aylardır Erdoğan’ın telefonlarına çıkmıyor; çok acil durumlarda da yardımcısı Joe Biden’e aratıyor. Bonzon bunu, İsrail bir tarafa, iki taraf arasında Suriye ve Mısır konusundaki derin görüş ayrılıklarına bağlıyor. Başka bir deyişle Erdoğan’ın Suriye’de Esat’a, Mısır’da Sisi darbesine karşı çıkmasından rahatsızlık duyuyor.

Bonzon’un yazısında referans aldığı kişi ise İstanbul doğumlu Profesör Henri Barkey. O da aslında Slate ailesine yakın bir kişi; CIA yöneticilerinden Graham Fuller’le birlikte yazdığı “Kürt sorunu” başlıklı kitapla Türkiye’de de tanınıyor.

Barkey’in Bonzon’un yazısına yansıyan iddiaya göre, Başbakan Erdoğan’ın Batı’yı, özel olarak da ABD’yi “Türkiye’ye karşı finans komplosu düzenlemekle suçlaması” Obama’yı incitmiş. “Yakın çevresi hakkındaki yolsuzluk iddialarının ardından Erdoğan’ın Gülen hareketini (…) bu komplonun ve ABD desteğine sahip bir darbe girişiminin arkasında olmakla suçlaması yeni bir soğuk duş etkisi yapmış”. Barkey’in bu cümlesinden ABD’nin Gülen hareketine karşı operasyonlardan rahatsız olduğu anlamı çıkıyor. Ama ben şahsen bunun böyle olduğu kanısında değilim.

Buna karşılık, İsrail’in Gazze’ye yönelik son saldırılarında Erdoğan’ın ABD’yi özeleştiri yapmaya davet etmesinin ve İsrail’in Gazze’de yaptıklarının Hitler’in barbarlığını geçtiği uyarısının Washington’da hoş karşılanmadığı tespitine katılıyorum. Bonzon’un yazısında dört Kongre üyesinin Erdoğan’a yazdığı mektupta dile getirilen bu sözlerin “antisemitizm” olarak algılanabileceği ve bunun Türk-ABD ilişkilerine olumsuz yönde etkileyebileceği uyarısı da yer alıyor. Barkey, mektupla ilgili olarak ayrı bir uyarı daha yapıyor:  “Bu, özellikle Ermeni soykırımının Kongre tarafından tanınmasının engellenmesinin imkânsız olacağına ilişkin bir mesaj.”

Barkey konuşmasını, Gezi protestolarını kastederek şöyle sürdürüyor: “Obama Temmuz 2013 gösterilerinden sonra daha sıkı durmalı ve ABD’nin böyle suçlanamayacağının anlaşılmasını sağlamalıydı. Eğer Obama o zaman çatışmadan korkmasaydı, bu antisemit ve Batı karşıtı dalga daha sınırlı olurdu.”

Bonzon yazısını, Başbakan Erdoğan’ın kendi seçmeninin çok ötesinde yüzde 73’ü NATO müttefiki ABD hakkında olumsuz görüşe sahip olan halkıyla uyum içinde olduğuna işaret ederek noktalıyor.

Yazımı sonlandırırken Başkan Obama’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı telefonla arayarak kutladığı haberi geldi. Böylece Bonzon’un üzerine uzunca bir yazı kaleme aldığı soru sadece 48 saat içinde ve ima edilenin aksine olumlu şekilde yanıtlanmış oldu.

Bonzon’un yazısı Erdoğan karşıtlığının temelinde İsrail ile köprülerin atılmasının olduğu mesajını güçlü biçimde veriyor. Ancak yazıda dile getirilen görüşlerin Amerikan yönetimi tarafından paylaşıldığını söylemek o kadar kolay değil. Bunlar daha çok malum lobinin dileklerini yansıtıyor belli ki.

Geçen yazımda olduğu gibi bir kez daha altını çizmem gerekir ki seçilmiş cumhurbaşkanı olarak Erdoğan’a bundan böyle yöneltilecek mesnetsiz saldırıların hedefinde artık doğrudan Türkiye bulunuyor. Çünkü anayasaya göre cumhurbaşkanı devletin başı ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ediyor.