• 4.02.2015 00:00

 Başlıktaki ifade bana değil, demokrasiye geçtiği tarih olarak kabul gören 28 Ekim 1982 genel seçimlerinden bu yana İspanya’yı kâh salt çoğunluğu alarak, kâh dışarıdan destek sağlayarak yönetmiş olan iki büyük parti PSOE ve PP’nin sözcülerine ait.

Yunanistan’da Syriza’nın genel seçimlerde sağladığı başarı, İspanyol demokrasisinin mimarı Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) kurmaylarını kaygılandırıyor doğal olarak. Zira benzer bir siyasi hareket olan ve kurulduğu 2014 Ocak ayından bu yana geçen yaklaşık bir yıl içinde kamuoyu yoklamalarında hızla yükselen Podemos öncelikle sol seçmenden oy alıyor. Nitekim tarihi Komünist Parti’nin (PCE) belkemiğini oluşturduğu Birleşik Sol’u (Izquierda Unida) yarı yarıya yutmakla kalmayıp, tabanını kemirdiği PSOE’ye de açıkça meydan okuyor. Aslında bu meydan okuma sadece PSOE’ye değil elbette.

31 Ocakta Madrid’de yüz binin üzerinde (organizatörlere göre üç yüz bin) kişiyi değişim için yürümek üzere bir araya getirerek büyük bir gövde gösterisi yapan Podemos ’un lideri Pablo İglesias çok iddialı mesajlar verdi. Yunanistan’ın çiçeği burnunda Başbakanı Çipras’ın seçim başarısını örnek göstererek, değişim saatinin İspanya’da da işlemeye başladığını, Kasım ayında yapılacak genel seçimlerde iktidarı PP’den devralacaklarını öne sürdü. Bu, ılımlı sağda yer alan ve seçmenini fazla etkileyemediği PP’ye açık bir meydan okumaydı doğal olarak.

PSOE Genel Sekreteri Pedro Sánchez, Syriza’nın genel seçimlerdeki büyük zaferinden beri İspanya’nın Yunanistan olmadığını yineleyip duruyor. İki ülkedeki siyasi gerçeklerin farklı olduğunu, İspanya’da halka farklı siyasi ve ekonomik seçenekler sunma olanağı bulunduğunu vurguluyor ve böyle bir karşılaştırma yapanları da sorumsuzlukla suçluyor. Sosyalistlere göre, ne İspanya, Yunanistan, ne PSOE, PASOK, ne de Podemos, Syriza.

Aslında iktidar partisinin de Podemos’a bakışının pek farklı olmadığı görülüyor. PP Genel Sekreter Yardımcılarından Esteban González Pons, Syriza’nın seçim zaferinin Yunanistan’da merkez partilerinin çökmesinden kaynaklandığının altını çiziyor. Bazı AB ülkelerinde de kaygı verici benzer bir çöküntünün yaşandığını ama PP’nin İspanya’da merkezin güvencesini oluşturduğunu söylüyor: “bizler Syriza değiliz. Ne radikal, ne de aşırı solcuyuz. Avro ’ya ve temel haklara inanıyoruz ve merkez partisi olmaktan son derece memnunuz”

PSOE optiğinden bakıldığında ise, solundaki Podemos ile sağında yer almakla birlikte merkez partisi olduğunu öne süren PP’nin sosyalistlerin doğal hareket alanını önemli ölçüde daralttığı izlenimi ediniliyor. O bakımdan Sosyalistler arasında Podemos ile PP’nin kamusal alana yansıtmasalar da bir tür doğal ittifak içinde olmasından kaygılananlar var. Syriza’nın seçim zaferinin çok öncesine dayanan bu kaygılar belki yersiz ama anketler, Podemos’un bugüne kadarki yükselişinin PP’den çok PSOE’nin ve IU’nun aleyhine olduğunu ortaya koyuyor.

Anketlerdeki son durum

Cadena Ser tarafından yaptırılan ve 9 Ocak’ta yayımlanan bir ankete göre, Podemos yüzde 27,5 oyla birinci parti konumuna yükselmiş durumda. Metroscopia’nın 10 Ocakta sosyalist eğilimli El País’te yayımlanan anketinde ise Podemos ‘un oyu yüzde 28,2’ye ulaşıyor. Puan kaybetmekle birlikte uzun süre birinci parti konumunda bulunan iktidar partisi PP ilk ankette yüzde 24,6 ile ikinci, Metroscopia’ya göre yüzde 19.2 ile üçüncü sırada yer alıyor. Cadena Ser, PSOE’yi ilk kez yüzde 20’nin altında (19) gösterirken, sosyalist seçmenin yaklaşık yüzde 6’sının Podemos’a kaydığını öne sürüyor. Metroscopia ise sosyalistlerin yüzde 23,5 ile ikinci sırada bulunduğu iddiasında. Hükümet yanlısı ABCgazetesinde yayımlanan bir başka anket (GAD 3) ise iktidar partisinin yüzde 29.3 ile birinci parti olduğunu, Podemos ’un yüzde 21.1, PSOE’nin de yüzde 19.3 oy alacağını öne sürüyor.

Podemos’un yükselmesine paralel olarak en büyük oy kaybı yaşayan parti, tahmin olunacağı gibi, Birleşik Sol. Nitekim IU bir önceki seçimlerde aldığı oyun yarısını kaybederek anketlere göre yüzde 2 ile 3,7 arasında değişen bir puana geriliyor. IU’nun 2011’den bu yana anketlerde yüzde 10’un üzerine çıktığı, geçen Mayıstaki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de yaklaşık aynı oranda oy aldığı hesaba katılacak olursa kaybının oldukça büyük olduğuna kuşku yok.

Söz konusu ankette yükselen bir parti daha var: Ciudadanos /Partido de la Ciudadanía (C’s) ya da Yurttaşlar/ Yurttaşlık Partisi. 2006’da kurulan Katalan kökenli bu parti Ciutadans adıyla özerk parlamentoda temsil ediliyor. Kendini “anayasacı”, post-milliyetçi ve “ilerici” olarak tanımlıyor ve Katalan milliyetçiliğini reddediyor. İspanya genelinde faaliyete geçme kararı alan ve geçen yılki AP seçimlerinde yüzde 3.16 oyla iki parlamenterini Brüksel’e yollayan C’s, Bask kökenli Rosa Diez’in PSOE’den ayrılarak kurduğu Birlik, İlerleme ve Demokrasi partisi UPyD’nin (yüzde 5) önüne geçmiş durumda durumda. İlk ankette oylarını yüzde 5,3’e, ikincisinde ise yüzde 8.1’e çıkardığı öne sürülüyor.

Bütün bunlardan çıkan sonuç, İspanya’da ağır ekonomik krizle birlikte seçmen tercihlerinin önemli ölçüde değiştiği ve bu değişimin Mayısta yapılacak belediye ve özerk parlamento ve Kasımda yenilenecek genel seçimlere yansıyacağı yönünde. Ekonomik krizden sorumlu tutulan PSOE ile ağır kemer sıkma politikaları izleyen PP de değişimin faturasını ödeyecek siyasi partilerin başında geliyor. Ama yanıtlanması gereken soru şu:seçmen tercihlerindeki değişim alelacele yapılan yorumlarda dile getirildiği gibi aşırı solcu Podemos’u iktidara taşıyabilir mi?

İki partili sistemin sonu

Genel seçimlere on ay kala anketlere göre değişik oranlarda olsa da oy kaybeden iki büyük partinin tek başına ya da geçmişte olduğu gibi küçük partilerin dışarıdan destekleriyle iktidar olmaları pek mümkün görünmüyor. ABC’nin yukarıda söz ettiğim PP’yi ilk sırada gösteren anketi ayrıca oy oranlarına göre siyasi partilerin 350 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nde sahip olacakları olası milletvekili sayısını da gösteriyor. Buna göre, 2011’de 186 sandalye kazanan PP 132, 110 sandalye ile tarihinin en kötü sonucunu alan PSOE ise 80 milletvekili çıkarıyor. Temsilciler Meclisi’ne ilk defa girecek olan Podemos ’un çıkaracağı sandalye sayısı ise 89 olarak gösteriliyor.

Bu verilerden anlaşılacağı gibi, Kasım ayına kadar geçecek uzunca süre içinde tercihleri şu veya bu yönde değişebilecek olsa da seçmenin bu üç partiden birini iktidara taşıması son derece uzak bir olasılık. Bundan ilk olarak İspanya’da bugüne kadar fiilen geçerli olan iki partili sistemin (bipartidismo) büyük olasılıkla sonunun geldiği sonucunu çıkarabiliriz.

İki partili sistemin sona ermesi ufukta bir koalisyon hükümetinin göründüğü anlamına geliyor. Podemos ‘un iktidara geldiği takdirde izleyeceği politikalar dikkate alındığında, PP ya da PSOE ile ortak bir hükümet kurma olasılığının, PP-PSOE koalisyon hükümeti olasılığına göre çok düşük olduğunu kabul etmek gerekir. Sonuç itibariyle merkez sağ ve sol partiler arasında ortaklık oluşturmak aşırı soldan gelen ve bir ölçüde sistem karşıtı bir partiyle uzlaşmaktan çok daha kolay görünüyor.

PP ile PSOE arasında Almanya örneğinde olduğu gibi “büyük koalisyon” olasılığı başta Başbakan Mariano Rajoy olmak üzere PP cephesinde bir süredir dillendiriliyor, ima ediliyor. Ancak PSOE cephesi böyle bir koalisyonun söz konusu dahi olmadığını yineleyip duruyor.

Genel seçimlerden sonra büyük koalisyon gündeme gelir mi bugünden bilmek mümkün değil ama Podemos ‘un oyunu ne kadar arttırırsa arttırsın İspanya’da iktidara gelme olasılığı o kadar yüksek değil. O bakımdan İspanya’nın Yunanistan olmadığı söylemi gerçeğe çok daha yakın görünüyor.