• 28.02.2015 00:00

 ETA’nın kesin silah bıraktığını duyurduğu 20 Ekim 2011 tarihinden bu yana üç yılı aşkın bir süre geçmiş bulunuyor. Aslında örgütün 2007’den bu yana terör eyleminde bulunmadığı ya da bulunamadığı göz önüne alındığında, genelde İspanya, özelde Euskadi’nin uzunca bir süredir şiddetten arınmış bir ortamda yaşadığını söylemek mümkün.

Bununla birlikte, toplumsal barışın ve birarada yaşamanın (convivencia) sağlanabilmesi için silahların susturulması ve şiddetin sonlanmasının ardından atılması gereken daha birçok adım var. Geçmişin üzerine bir çırpıda sünger çekip daha önce hiçbir şey olmamış gibi bembeyaz bir sayfa açmak sanıldığı kadar kolay değil. Çünkü ETA gibi 40 yılı aşkın bir süredir sadece Euskadi’de değil, ülkenin dört bir köşesinde insanların canına kastederek, yakınlarını yitirmiş eşler, çocuklar ya da anne ve babalar yaratmış bir örgütün “pardon” demesiyle, toplumsal yaraların sarılmış ve örgütün tabanıyla toplumun geri kalan kesimi arasındaki ilişkilerde normalleşmenin koşullarının yaratılmış olmayacağı ortada.

Geçen yazımda sözünü ettiğim beş maddelik Aiete bildirisinin 3. maddesinde doğrudan bu konu ele alınıyor. “Toplumsal barışmanın (reconciliación) ilerletilmesi, tüm kurbanların tazmini, yol açılan acının kabul edilmesi ve bireysel ve toplumsal yaraların sarılması” için “derin adımlar” atılması gerektiğinin altı çiziliyor.

Atıfta bulunduğum bildiri, geçen yazımda da belirttiğim gibi, dönemin Zapatero hükümetinin de, seçimleri kazanarak iktidara gelen Rajoy hükümetinin de tanımadığı, örgütün toplumsal tabanını oluşturan abertzale (yurtsever) sol kesimin girişimiyle kendine bir anlamda üçüncü göz işlevi biçen Uluslararası Aiete Konferansı’nın sonunda yayımlanmış bulunuyor. Bu bildiriden bu kadar söz etmemin nedeni sadece ETA’nın ilk maddesindeki çağrıya uyarak silah bıraktığını açıklaması değil; aynı zamandaabertzale solun kendi tutumunu açıklarken bildiriye atıfta bulunması. Daha açık ifade etmek gerekirse, abertzale solu özerk parlamentoda temsil eden EH Bildu’nun,bildirinin yukarıda aktardığım 3. maddesinde yazılı olan “bütün kurbanlar” ifadesinin, ETA’nın kurbanlarının yanı sıra devletin bir dönem kullandığı karşı terör örgütü GAL’in kurbanlarını ve örgütün cezaevlerindeki mahkûmlarını da kapsadığını savunuyor olması.

EH Bildu temsilcileri, TESEV heyetinin San Sebastian Belediye Başkanı Juan Carlos Izagirre ile yaptığı toplantıda bu hususun altını çizdiler. Tahmin olunacağı gibi, bu beklentilerini boşa çıkaran iktidar partisi PP’nin (Partido Popular) ve Rajoy hükümetinin bugüne kadar izlediği politikayı da kıyasıya eleştirdiler.

Anımsanacağı üzere, abertzale solun, ETA’nın silah bırakmasının ardından mahkûmlarının durumlarıyla ilgili, yakın cezaevlerine nakil, hasta mahkûmların affı ve genel af ya da ceza indirimleri gibi talepleri vardı. Bir ay sonraki erken genel seçimleri ekonomik kriz nedeniyle kaybedeceği anlaşılan sosyalist hükümeti de bu konuda ivedi olarak bir yol haritası belirlemesi için sıkıştırıyordu. Ancak sosyalistler haklı olarak abertzale solla cezaevlerindeki ETA mahkûmlarının durumu dâhil hiçbir konuda temasta bulunulmaması ve yol haritası konusunun da seçimlerden çıkacak Meclis ve yeni hükümete bırakılması yönünde bir tutum almıştı.

Aslında erken seçimleri kazanan PP’nin bu konudaki tutumu belliydi. Mariano Rajoy, daha iktidara gelmeden, ETA’nın geleceğine ilişkin bir yol haritaları olmadığını, ortada bir yol haritası varsa, bunun örgütün haritası olacağını, oysa kendilerinin örgütle görüşmeye niyetleri olmadığını, tam aksine örgütün kendisini tek taraflı olarak feshetmesini beklediklerini ve demokratik hukuk devletinin gereklerini yerine getireceklerini vurgulayıp duruyordu.

PP hükümetinin ETA mahkûmlarıyla ilgili olarak bugüne kadar izlediği politika genel hatlarıyla bu doğrultuda oldu. Rajoy hükümeti, abertzale solun beklediği toptan ceza indirimi ya da kısmî af öngören bir yasa çıkarmaya yanaşmadı. Buna karşılık, bireysel temelde yargı sisteminin ETA’dan ayrılmak, örgütü lanetlemek ve kurbanların ailelerinden özür dilemek gibi bazı koşulların yerine getirilmesi halinde öngördüğü ceza indirimlerinin işletilmesini destekledi. Bu uygulamaya örnek olarak, 1992’de cezaevine giren, AİHM’in önceki yıl iptal ettiği Parot doktrini uyarınca 2022 yılına kadar cezaevinde kalması gereken Fernández Pérez de Nanclares’in durumunu göstermek mümkün. 2010’da kendi isteğiyle ETA’dan ayrılan adı geçen mahkûm yukarıda belirttiğim koşulları yerine getirerek Rajoy hükümetinin kurulduğu ilk günlerde erkenden tahliye olmuştu. İşte bu nedenle o tarihten bu yana bu tür tahliyelere “Nanclares yolu” ile tahliye deniliyor. Ancak heyetin Vitoria’daki Bask özerk parlamentosu İnsan Hakları Komisyonu’nda yaptığı toplantıda gündeme getirdiğim bu uygulama konusunda aldığımız yanıt, bu yöntemle başka tahliye olmadığı yönünde oldu.

Benzer şekilde, İspanya’nın dört bir yanındaki cezaevlerine dağıtılmış ETA mahkûmlarının Euskadi’ye yakın cezaevlerine nakli konusunda Rajoy hükümetinin 2012’de açıklamış olduğu Nanclares’ten esinlenen plan da rağbet görmemişti. Plana göre, nakil talep eden mahkûmun ETA’dan ayrıldığını ve şiddeti reddettiğini açıklaması gerekiyordu. Buna karşılık kurbanların yakınlarına özür dilemek zorunda olmayacaktı. Baskça baş harfleri EPPK olan Bask Siyasi Tutukluları Derneği planı reddederek mahkûmlar arasında çözülmelere engel olmuş ve toptan bir af ya da ceza indirimleri öngören tavrından ödün vermemişti.

Aslında ETA’nın toplumsal tabanını oluşturan abertzale sol, bu planın uygulanmasını arzu ediyordu. ETA’nın silahlı mücadelesinin yol açtığı zarar ve acıdan, bu konuda benimsemiş olduğu olumsuz tutumdan ötürü özür de dilemişti ki bu bir süre öncesine kadar gerçekleşmesi hayal olan bir şeydi. Ama özür yeterli görülmemiş, abertzale soldan ayrıca ETA’nın kendini feshetmesini istemesi beklenmişti.

Aynı yıl Bask özerk parlamentosu da Barış ve Birarada Yaşama Komisyonu kurmuş ve Euskadi’nin kana bulanmış geçmişinin bir daha yinelenmemesi ve özerk toplulukta beyaz bir sayfa açılması için hiçbir siyasi ideolojinin insan haklarının üzerinde olamayacağı esasına dayalı bir ilkeler manzumesi üzerinde mutabık kalmıştı.

Bugüne kadar arzu edilen ölçüde ilerleme kaydedilemeyen bu konuya bir sonraki yazımda devam edeceğim.