• 4.03.2015 00:00

 Silahların uzun bir çatışma döneminin ardından susmasıyla Euskadi’de toplumsal barış ve bir arada yaşamanın sağlanabilmesi için atılan ve atılamayan adımları aktardığım iki bölümlü bu yazım, tarihi bir dönemece giren Çözüm Süreci’mizin önündeki yolun ne denli uzun ve dikenli olduğunu göstermek bakımından önem taşıyor. İspanya’dan farklı olarak Türkiye’de sorunun çözümü için demokratik bir yeni anayasa yapma zorunluluğunun da bulunması sürecin çok daha hassas olduğunu ortaya koyuyor.

Geçen yazımda kaldığım yerden Bask Ülkesi’nde neler olup bittiğine dönecek olursak, silah bıraktığını açıkladıktan sonra ETA’nın mahkûmları için toptan af veya ceza indirimi ya da en azından Euskadi’ye yakın cezaevlerine nakli taleplerinin karşılık bulmadığını, sadece bireysel temelde, koşullu olarak bazı tahliyelerin gerçekleştiğini görüyoruz. Abertzale (yurtsever) sol kesimin bu yöndeki beklentileri boşa çıkmış durumda. Buna karşılık, Bask toplumunun büyük kesiminin beklentisi olan örgütün kendini feshetmesi, silahlı mücadelesinin yol açtığı zararı kabul ederek özür dilemesi de aradan geçen uzun süreye karşın henüz gerçekleşmiş değil.

Aslında silahların susması, önceki dönemlerde de olduğu gibi, ETA’nın toplumsal tabanını oluşturan abertzale solu temsil eden siyasi partinin (EH Bildu) oylarını arttırmıştı. Nitekim EH Bildu, 2012 Ekiminde yapılan seçimlerden yüzde 25 oy ve 21/ 75 sandalye ile çıkmayı başarmış ve özerk parlamentoda milliyetçiliğin kurucu partisi PNV (Bask Milliyetçi Partisi) ile bağımsızlıkçı bir salt çoğunluk oluşturmuştu.

Ne var ki barışın sağlamlaştırılması ve bir arada yaşama konusunda PNV, terörizme karşı tutumu nedeniyle merkez partileri PSE ve PP’ye (Halkçı Parti) EH Bildu’dan daha yakın duruyor. Nitekim 2012 seçimlerinin ardından bir önceki yasama döneminde hayata geçirilen Barış ve Bir arada Yaşama Komisyonu bu üç siyasi partinin oylarıyla canlandırılmıştı. Benimsenen metinde ideolojilerin üzerinde yer alan tek değer olarak İnsan Hakları ve temel özgürlükler gösteriliyor ve herkesin geçmişte yaşanan çatışmalı ortamda sorumluluklarını benimsemesi isteniyordu. Ayrıca ETA’dan Euskadi’deki bu yeni ortamı güçlendirmek için kendini feshetmesi bekleniyordu.

EH Bildu’nun dışında kaldığı komisyonun ömrü çok da uzun olmadı. Bir kere PP, Bildu’nun komisyona katılması için öncelikle “ETA terörünü kınaması” gerektiğini, aksi takdirde bu komisyondan ayrılacakları tehdidini savurdu. Daha sonra, komisyonun “gizli” amacının ETA mahkûmlarının durumunu hükümetle müzakere etmek olduğunu ama özerk parlamentonun buna yetkisi olmadığını ima ederek komisyonu terk etti. Yaz tatilinin ardından sosyalistler de EH Bildu’nun uzlaşılan metni (ilkeler manzumesi) kabul etmemesi halinde komisyondan ayrılacakları uyarısında bulundu. PSE-EE Genel Sekreteri Patxi Lopez, 3 Eylül 2013’te düzenlediği basın toplantısında EH Bildu’nun siyasi sorunun mevcudiyetini öne sürmek suretiyle terörizmi adeta akladığını, bunun kabul edilemez olduğunu vurgulayarak komisyonu terk ettiklerini duyurdu.

Bu konu TESEV heyetinin Özerk Parlamento Başkanı Baxarto Tejeria Otermin’le, ayrıca İnsan Hakları Komisyonu’nda yaptığı görüşmelerde de gündeme geldi. Gerek Parlamento Başkanı, gerek komisyondaki toplantıya katılan PNV, PSE-EE ve PP temsilcileri, “etik zemin” (suelo ético) olarak adlandırılan temel ilkeleri tümüyle benimsemediği gerekçesiyle EH Bildu’yu kıyasıya eleştirdiler.

Kabul etmek gerekir ki silahlardan arındırılmış beyaz bir sayfa açmanın önemli koşullarından birini, belki de en önemlisini geçmişte yapılan yanlışların ve yol açılan zararın sorumluluğunu üstlenmek (reconocimiento del daño causado) ve bundan ötürü özür dilemek oluşturuyor. Bu konuda, Bask örneğine bakıldığında bazı sorunların giderilmesinin pek de kolay olmadığı açıkça görülüyor.

Kazananı ve kaybedeni olmayan bir barış ya da çözüm elbette önemli. Ama silahların masum insanlara verdiği zararla yüzleşmek de aynı ölçüde önem taşıyor. Bu, devlete başkaldırmış bir silahlı örgütün yol açtığı acılar için de, devletin bu örgüte karşı demokratik olmayan yollardan yaptığı mücadelenin neden olduğu –faili meçhuller gibi- zarar için de geçerli.

Görülen o ki barışa giden yol uzun ve dikenli. Türkiye, geçtiğimiz günlerde geçtiği tarihi dönemeçten sonra nihayet bu uzun ve dikenli yola girmiş bulunuyor. Önümüzdeki sorun, her ne kadar birebir örtüşmüyorsa da, İspanya ve Bask Ülkesi’nin yaşadığı deneyimin, yaşamakta olduğu sorunların, daha önce olduğu gibi, bize bu yolda artıları ve eksileriyle ışık tutacağına kuşku yok.