Akın ÖZÇER
Akın ÖZÇER

Gazete: Serbestiyet.com

Barış sürecinde silah bırakma aşaması

  • 8.03.2015 00:00

 Başlık yanıltmasın; yazımın konusu AK Parti hükümeti ile HDP arasında geçen Cumartesi günü düzenlenen ortak basın toplantısıyla gündeme gelen Çözüm Süreci’nin bundan sonraki aşaması değil. Çözüm Süreci ile aşağı yukarı aynı dönemde başlayan Kolombiya’daki barış sürecinden, Havana’da tam iki yıl üç aydan bu yana hükümetle Kolombiya Silahlı Devrimci Güçleri (FARC-EP) arasında sürdürülen müzakerelerde varılan son aşamadan söz ediyorum.

Okurlarımın bildiği gibi, altı gündem maddesi üzerinden yürütülen bu müzakerelerde varılan tüm aşamaları ve konuyla ilgili gelişmeleri düzenli olarak aktarıyorum. FARC’ın 50 yılı aşkın bir süredir yürüttüğü silahlı mücadelenin diyalogla sona erdirilmesi, sadece Kolombiya ve Latin Amerika, hatta tüm dünya açısından önemli bir gelişme değil, aynı zamanda silahlı çatışmaların demokratik yöntemlerle çözümünün yüzyılımızın ortak değerlerinden biri olduğu için.

Kolombiya’daki barış sürecinin İspanya’dakinden bir farkı var. O da ülkedeki siyasi partilerin bu konuda, Türkiye’de olduğu gibi, birlikte hareket etmemeleri. İspanya’da 1988’de ETA’nın siyasi kolu dışındaki tüm siyasi partiler, terör örgütüyle demokratik yöntemlerle mücadelenin esaslarını içeren Ajuria Enea Paktı’nın altına imza koymuşlardı. Oysa Kolombiya’da başından beri barış sürecine karşı çıkan eski Devlet Başkanı, yeni senatör Álvaro Uribe’nin örgütlediği bir muhalefet cephesi ve bu nedenle kutuplaşmış bir kamuoyu var.

Barış süreci üzerinden oluşan bu kutuplaşma, geçen yıl Mart ayındaki genel seçimlere ve özellikle Mayıs ve Haziran aylarındaki başkanlık seçimlerine damgasını vurmuştu. Katılımın yüzde 40 oranında kaldığı başkanlık seçimlerinin ilk turunu Uribe’nin desteklediği Óscar Iván Zuluaga yüzde 30’a yakın oyla ilk sırada kapamıştı. Kaderini barış sürecine bağlamış Devlet Başkanı Juan Manuel Santos favori olmadığı ikinci turda barış sürecini destekleyen seçmenler sayesinde yüzde 51 oy oranıyla yeniden seçilebilmişti.

Süreç karşıtlarının argümanlarının başında on yıllardır barışı önemsememiş olan FARC’a güvenilemeyeceği, örgütün hiçbir zaman silah bırakmayacağı iddiası geliyor. Müzakerelerin silah bırakma üzerinde mutabakata varılmadan başlaması, gündemin yüklü olması nedeniyle uzun süren müzakerelerin arada meydana gelen şiddet eylemleri nedeniyle kesintiye uğraması bu iddialara dayanak oluşturuyor. FARC ile yürütülen diyalogun devletin silahlı güçlerinin moralini bozduğunu savunan muhaliflere göre, sorunun tek çözümü gerillanın adalete teslim edilmesinden geçiyor.

Kolombiya’nın yakın siyasi tarihine bir göz atıldığında, FARC’ın 1980’lerden bu yana sadece devletin yasal güçleriyle değil, ayrıca sonuncusu Uribe döneminde yapılan anlaşma sonucu dağıtılan 30 bin kişilik AUC (Autodefensas Unidas de Colombia) olmak üzere paramiliter gruplarla alt edilmeye çalışıldığı görülüyor. Juan Manuel Santos Devlet Başkanı oluncaya kadar resmen inkâr edilmiş olsa da, Kolombiya’nın sadece 20 yılda (1985-2005) 220 bin kişinin yaşamını yitirdiği kanlı bir silahlı çatışma yaşadığı ve bu çatışmayı askeri yöntemlerle sona erdiremediği gerçeğini göz ardı etmek mümkün değil.

Bu itibarla, askerî çözümde ısrar ederek barış sürecine karşı çıkmanın Kolombiya’nın ulusal çıkarlarıyla ne ölçüde bağdaştığını söylemek bize düşmez belki ama ne kadar anlamsız olduğu ortada. Kolombiya örneğini Türkiye ile karşılaştırmayı ve siyasi partilerimizin kendi Çözüm Sürecimiz hakkındaki yaklaşımlarını değerlendirmeyi okurun takdirine bırakıyorum.

El País gazetesinin Kuba ve Norveç’in gözlemcilik yaptığı Havana görüşmelerinde gelinen son aşamayla ilgili haberi “Kolombiya’da barış süreci geri dönüşü olmayan bir noktaya geldi başlığını taşıyor. Gazetenin başlık olarak kullandığı bu cümle aslında Kolombiya hükümetinin bu müzakerelerdeki strateji uzmanı Sergio Jaramillo’ya ait. Jaramillo, IRA ile müzakereleri yürüten Büyük Britanya eski Başbakanı Tony Blair’in kabine direktörü Jonathan Powell’ın “Talking to Terrorist” başlıklı kitabından esinlendiğini saklamıyor. ETA’nın silah bıraktığını ilan ettiği Aiete Konferansı’na da katılmış olan Powell bir süredir Devlet Başkanı Juan Manuel Santos’un danışmanlığını yürütüyor.

Bilindiği gibi, müzakerelerde üzerinde mutabakat sağlanan maddeler teker, teker değil, ancak gündem maddelerinin tümü üzerinde uzlaşmaya varıldığında geçerli olacak. Bugüne kadar altı maddenin dördü üzerinde uzlaşmaya varıldığı dikkate alınırsa, barışın dönüşü olmayan bir yolda olduğuna kuşku yok.

Başkan Santos’un geçen pazartesi Madrid Kraliyet Tiyatrosu’nda düzenlenen Kolombiya Barış Forumu’nda açıkladığı gibi, ABD Başkanı Obama on gün önce Havana müzakerelerini izlemekle bir temsilcisini görevlendirmiş bulunuyor. Santos, ABD temsilcisinin Havana’da doğrudan FARC heyetiyle görüşebildiğini, bunun bir ilk olduğunun ve barışa yaklaşıldığının önemli göstergelerinden de birini oluşturduğunun altını çiziyor.

Santos’un söz konusu forumda verdiği bilgiye göre, Havana’da son olarak müzakeresine geçilen gündem maddesi FARC’ın silah bırakmasıyla ilgili. Konuyu FARC ile müzakere etmek üzere beş General Salı günü Havana’ya geçmiş bulunuyor. Generaller FARC’ın askeri şefleriyle silah bırakılması konusunda teknik müzakereler yapacak.

Devlet Başkanı Santos, söz konusu müzakerelerin ardından FARC’ın Aralık ayında tek yanlı olarak silah bıraktığını açıklayacağını, bunun da bugüne kadar görülmemiş bir jest olacağını vurguluyor. Bu sevindirici bir gelişme ama Aralığa kadar daha uzun bir süre var. Siyasi konularda müzakereler sürerken örgüt daha kesin silah bırakmış değil. Bu da süreci hassaslaştırıyor. Çünkü Başkan Santos, örgütün eylemsizliği ihlal ettiği her durumda müzakereleri askıya almak durumunda kalıyor.

Anımsanacağı gibi, konuyla ilgili “Havana müzakere sürecine devam” başlıklı son yazımda FARC’ın General Rubén Darío Alzate ile kendisine refakat eden iki subayın kaçırılmasıyla askıya alınan sürecin devamı için varılan mutabakatı anlatmıştım. Silahların gölgesinde bir dakika bile müzakere yapılmasının kabulü mümkün değil elbette. Ama müzakereler için kesin silah bırakma da şart olmayabiliyor.

Silah bırakmanın karşılığı, Ajuria Enea Paktı’nda olduğu gibi, ağır insanlık suçu işlememiş kişilere siyaset hakkı verilerek topluma kazandırılması. Ama üzerinde müzakere edilmesi gereken bir nokta daha var. O da kurbanlar için adaletin sağlanması; başka bir deyişle kirli savaşta ağır insanlık suçu işleyenlerin cezalandırılması.

Çatışmaların sonlandırılmasının ardından beyaz bir sayfa açılmasının önündeki güçlükleri Bask Ülkesi ile ilgili yazılarımda dile getirmiştim. Kolombiya’da bu sorunu aşmanın çok daha güç olacağı izlenimi ediniliyor. Çünkü Kolombiya’daki siyasi partiler, İspanyol partilerinden farklı olarak, daha barış süreci ve temel ilkeleri üzerinde uzlaşmaya varabilmiş değiller.

Türkiye ile benzerlik ve farklılıkların takdirini okurlara bırakıyorum doğal olarak.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar