• 19.03.2015 00:00

 İsrail bugün sandık başında. Başbakan Benyamin Netanyahu, namı diğer “Bibi” Aralık ayı başında politikasına eleştiriler getiren koalisyon ortağı merkez partilerine mensup iki bakanını “hükümet içi muhalefeti hoş göremeyeceği” gerekçesiyle azletmiş ve Knesset’e erken seçim kararı aldırmıştı. Bunun üzerine Netanyahu’nun, partisi Likud’un kazanacağı erken seçimlerin ardından milliyetçi ve dinci partilerle birlikte daha sağdabir hükümet kurabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapılmıştı.

Aralık’tan bu yana köprülerin ardından o kadar çok su aktı ki daha sağda hükümetformülü bugünkü seçimlerin sonuçlarına bağlı üç olasılıktan sadece biri ve gerçekleşme şansı en güçlü olanı da değil. Cuma günü yayımlanan son anketlere göre, Likud başlıca rakibi merkez-sol eğilimli Siyonist Birlik’in arkasında kalıyor. 120 sandalyeli Knesset’teSiyonist Birlik’in 26, Likud’un 22 milletvekili çıkaracağı tahmin olunuyor. Bu tablo da koalisyon müzakerelerinde Bibi’nin elini zayıflatıyor doğal olarak.

Siyonist Birlik aslında İşçi Partisi (HaAvoda) ile merkezdeki Hatnuah (Hareket) arasında oluşturulan bir seçim ittifakı. 1968’de kurulan ve 2001’den bu yana düşüş yaşayan İşçi Partisi 2013’de başkan seçilen İzhak Herzog, namı diğer “Bougie” ile bir kıpırdanma içine girmiş bulunuyor. Herzog 2005’ten bu yana Sharon, Olmert ve Netanyahu koalisyon hükümetlerinde bakanlık yapmış deneyimli bir siyasetçi. Hatnuahile yaptığı seçim ittifakıyla İşçi Partisi’ni adeta küllerinden canlandırdığı söyleniyor.

Hatnuah’ın kurucusu Likud‘un eski Dışişleri (2005-08), son Netanyahu hükümetinin Aralık ayında eleştirileri nedeniyle görevden alınan Adalet Bakanı Tripni Livni. 2008 yılında Kadima’nın başına geçen Bayan Livni bir sonraki yıl yapılan seçimlerde partisiyle Likud’un önünde yer alıyor ama görev Netanyahu’ ya verildiğinden ana muhalefet lideri olarak kalıyor. 2012’de Kadima’dan ayrılarak Hatnuah’yı kuruyor ve bir yıl sonra yeni partisiyle birlikte Netanyahu’nun oluşturduğu koalisyona katılıyor.

Herzog ve Livni oluşturdukları Siyonist Birlik ile üç ay öncesine kadar seçimlerin mutlak galibi görülen Likud’u en azından anketlerde alaşağı etmiş durumdalar. Hükümet kurmaları halinde “dönüşümlü başbakanlık” formülü üzerinde anlaşan ortakların bu başarısının sırrı birbirlerine duydukları güven bağında belki de. Nitekim Herzog “tek başıma kazanmaktansa Tzipi ile birlikte kaybetmeyi yeğlerim” ifadesiyle bu bağın ne denli güçlü olduğunu ortaya koyuyor.

Siyonist Birlik’in avantajı sadece ortakları arasındaki bu uyum ve güvene bağlı değil elbette. Altı yıl arka arkaya iktidar olan ve bu yıllara çokça gerilim sığdırmış bulunan Netanyahu’nun iktidarda yıpranmış olduğunu ve bu seçimlerin kendisi için bir referandum niteliği taşıdığını göz ardı etmemek gerek.

Bununla birlikte, uzun yıllardır koalisyon hükümetleriyle yönetilen İsrail’de siyasi partilerin kendi seçim başarıları iktidar olmaya yetmiyor. Salt çoğunluğun 61 olduğu dikkate alınacak olursa 26 sandalye kazanarak birinci parti olmak hükümet olmakla eş anlamlı değil. Bunun için partilerin kendi siyasi eğilimlerine yakın uyumlu ortaklara ihtiyaçları var.

Bu bağlamda yanıtı aranan sorulardan biri şu: Siyonist Birlik için bu ortaklardan biri siyaset arenasının üçüncü gücü olarak ortaya çıkan Birleşik Arap Listesi olabilir mi?

İdeolojik farklılıkları nedeniyle bugüne kadar hiçbir şekilde anlaşamayan üç Arap partisi (İslami Hareket, Yenilikçi Hareket Ta’al ve Balad) ile Komünist Parti Hadash’ın,Ayman Odeh başkanlığında ortak bir listeyle bir araya gelmeleri 1948’den bu yana bir ilk. Böyle bir birleşmenin itici gücünü ise aşırı sağcı Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman’ın önerisiyle geçen yıl Knesset’ten seçim barajını yüzde 2’den 3.25’e çıkaran yasa oluşturuyor. Irkçı İsrael Beytenou’nun kurucusu Liberman, nüfusun yüzde 20’sine tekabül eden ve istenmediklerini her vesileyle dile getirdiği 1.5 milyon Arabın Knesset’te temsilini bu barajla engelleyeceğini hesaplamıştı.

Odeh’in deyimiyle Liberman kazdığı kuyuya kendi düştü. Anketlere göre, İsrael Beytenou 6-7 sandalyede kalırken, Arapların birleşik listeyle 13-14 milletvekili çıkarma olasılığı var. Ancak İsrail’de resmen ayrımcılığa uğrayan Arap azınlık mensupları arasında Meclis’teki temsilci sayısının artmasını değişim için yeterli görenler çok değil.

Bu itibarla, Arap milletvekilleri hiçbir koalisyonun içinde yer almama konusunda kararlı.Ama Netanyahu’ya karşı kurulacak merkez sol koalisyona bütçe konusunda alınacak bazı ödünler karşılığı destek verilmesine sıcak bakılıyor.

Seçimlerden çıkabilecek bir başka olasılık ise büyük partileri bir araya getirecek bir Milli Mutabakat hükümeti. Aslında böyle bir olasılık Siyonist Birlik ya da Likud’un sayısal olarak koalisyon kuramamaları halinde gündeme gelebilecek. Ama bu olasılıkta da iki büyük partinin bir araya gelmeleri yeterli olmuyor. Bu iki parti arasındaki derin farklar da ayrıca uzun ömürlü bir hükümet oluşturulmasını engelliyor.

Aslında Netanyahu’nun 1967 sınırlarına çekilerek İsrail’in güvenliğini riske sokacağını öne sürdüğü Siyonist Birlik ile bir araya gelme seçeneğini düşünmediğini söylemek mümkün. Nitekim Kanal 2’ye yaptığı son açıklama ile böyle bir olasılıkta dönüşümlü başbakanlık formülünü kabul etmeyeceğinin altını kalın çizgilerle çizdi. Bu da yönetim krizinden çıkmak için büyük koalisyon formülünü savunanlar bakımından düş kırıklığı yarattı doğal olarak.

İsrail’den aktarılan haber yorumlarda seçmenin daha çok ekonomik kaygılarla oy kullanacağı ve Netanyahu’nun güvenlik odaklı abartılı söylemlerine pek de itibar etmediği dile getiriliyor. Özellikle nükleer güce kavuşacağını iddia ettiği İran konusunda söyledikleriyle İsrail’in en büyük müttefiki ABD ile görüş ayrılığına düşmesini hoş görmeyen bir seçmen tabanı da var.

Bu gözlemlerin ne derece doğru olduğu bugün sandıklar açıldığında ortaya çıkacak. Dileğimiz içeride daha çok demokrasiyi, dışarıda ise İsrail’in güvenliği bahanesiyle gerginliği değil barış ve istikrarı önceleyen partilerin başarılı çıkması.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin üç gün önce İran’la nükleer görüşmelerinin yeniden başlamasının arifesinde Mısır’da yaptığı açıklamaya bakılırsa Beyaz Ev’in pozisyonu da bu yönde. Bu açıklamadan Washington’un güvenlik odaklı politikalarından vazgeçmiş, olasılıkla Bibi’siz bir İsrail’i mi tercih ettiği sonucunu çıkarmak gerekiyor acaba?