Bir yandan kimi gazetelerin manşetlerini İnsan Hakları Eylem Planı Belgesi ve buna dair güzellemeler süslüyor, diğer taraftan iktidar cenahında HDP’nin kapatılması talepleri cirit atıyor. 28 HDP milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılması ana gündem konularından birini oluşturuyor.  

Bahçeli, dün olduğu gibi, aynı şeyleri ısrarla tekrar ediyor: “HDP’nin kapatılması acildir, hayatidir, şarttır...” AK Parti Grup Başkanvekili Özkan’ın: “HDP hem siyasi olarak kapandıktan sonra hukuken de kapanacaktır...” sözleri de, hakim partinin aynı hedefe ilerlediğini gösteriyordu.  

HDP hala, 56 milletvekiliyle, mecliste 48 ve 37 sandalyesi olan MHP ve İYİ Parti’nin önünde, ülkenin üçüncü büyük partisi. Döneme 67 milletvekiliyle başlayan HDP’nin, oy ve temsil gücüyle, önemli bir toplumsal grubun veya siyasi eğilimin temsilcisi olduğu ortada. 

Meral Akşener’in dün söylediği gibi, demokrasilerde “sandıkta başkasına oy verdi diye, millete bela okunmaz. İtirazı olan gence, esnafa, çiftçiye terörist denmez...”  

İş, seçmenden de ibaret değildir. Fikirlerini, temsil ettiklerini beğenmediğin siyasi partiye de terörist denmez. Kimdir terörist? Partinin eş başkanı Mithat Sancar mı terörist? Diğer eş başkan Pervin Buldan mı? Garo Paylan mı? Erol Katırcıoğlu mu? 

O zaman şu açıktır: HDP’nin kapatılması, fezlekeler meselesi, Kürt sorunuyla, ilgili olmak kadar, hatta bundan daha çok demokratik siyaset meselesiyle ilgilidir. 

İki anlamda ilgilidir...  

İlk anlamda, kim ne derse desin, sevilse de sevilmese de, eksiklerine, hatalarına, içindeki farklı eğilimlere rağmen, HDP varlığıyla, Kürt meselesini, bu istikametteki talepleri siyasi olarak, siyasetin meşruiyet ve yasalığını öne çıkararak temsil eden bir yapıdır. Bu anlamda şiddetin yol arkadaşı değil, karşı alternatifi, anlayana, nihai anlamda panzehridir.  

Siyaset, toplumsal taleplerin sistemdeki devri daimi, tatmini ve sistemin parçası olmasının aracıdır. HDP’nin en önemli  özelliği budur. Bu istikametteki niyeti ve arayışıdır. HDP kapatılırsa, her seçimde artan oyları, bunu besleyen talep ve beklentiler buharlaşmayacağına göre, bu durum, öteki uca yaramaz mı? Öfkenin ve çaresizliğin siyasallaşmasına yol açmaz mı? 

Kürt meselesiyle ilgili Türkiye’nin önünde üç yol var.  

Birinci yol, şimdiki iktidarın yaptığı gibi hukuk, demokrasiyi, özgürlüğü boğarak, sistemi otoriterleştirerek sorunu yok saymaktır (ki bu tür politikaların toplumsal ve siyasal gerçekler karşısında ömrünün kısalığı deneyimle sabittir)  

Diğer yol, kaba kuvvet dengelenmesi veya patlamasıyla, çatışmaya, savaşa, kopuşa gider. Bunu PKK temsil etmektedir.  

Son yol, ise konuşmak ve uzlaşmaktır, yani siyasettir. Bunu ise HDP temsil ediyor. 

Bunun içindir ki, HDP’nin sistemin merkezine ilerlemesi, diğer partilerle ilişki kurabilmesi Kürt sorunun bakımından da belirleyicidir, -hatta bugün itibariyle bu sorunda çözümün içeriğinden daha önemlidir-. 

İkinci anlama gelince... 

Cumhur ittifakının mevcut eğilimi, Kürt meselesi ötesine geçerek, HDP’yi araç kılarak, siyasi alanın iyice boğulmasını ifade etmektedir. HDP’nin kapatılmasının Türkiye’ye bir süredir egemen olan otoriter düzenin daha da derinleşmesi, pekişmesi, tabiileşmesi anlamına geleceğinden hiç kimsenin şüphesi olmasın. 

Bu, herkesi sorumluluğa çağırır... 

Milliyetçileri de, öfkelileri de, İYİ Parti’ye CHP’yi de... 

  • Abone ol