Tarih boyunca içe kapalı, otoriter tüm siyasi rejimler, doğrulayıcı araç olarak hayali düşmanlara başvurmuştur. “Dış düşman, emperyalizm, uluslararası Siyonizm, küresel güçler, kozmopolit odaklar bunlar arasında yer alır.  

Erdoğan rejiminin otoriter literatüre bu bakımdan önemli katkısı oldu. Bir dönem revaçta olan, şimdilerde telaffuz edilmese de, işaret ettikleriyle ülkenin zihin dünyasında özel bir yer tutan “üst akıl” tabiridir bu. 

Ancak bu fikrin Türkiye’deki öncüllerini anmadan geçmemek gerekir. 

Hayali düşman meselesi, dünden bugüne kâh askerin, kâh Türk solunun, kâh milliyetçi, kâh İslamcı grupların diline pelesenk olmuş, farklı biçimler almış ve ancak aynı otoriter siyasi tınıya işaret etmiştir. Aynı bugün Erdoğan’ın yaptığı gibi dün de onlar da ülkedeki her eksikliği, gerilimi, sıkıntıyı, sorunu dış kaynaklı planlarla, Türkiye’ye, Türk milletine, onun değerlerine karşı planlı ve sistemli saldırılarla açıklamış, her soruyu, sorguyu, eleştiriyi bunlarla özdeşleştirmişlerdir.  

Bu ortak bölen şunu gösterir: Hayali ya da varsayılan düşman, üretilen öteki, sadece bir otoriter rejimlerin kullandığı bir araç değil, aynı zamanda otoriter-ataerkil zihniyetlerin akıl yürütme biçimidir.  

Nitekim bu zihniyet, verili dış bir gerçeği, örneğin bir ideal düzeni, onun ahlaki-siyasi varsayımlarını, örneğin, milli-yerli hassasiyeti, onu temsil eden aktörlerden gelen her tür girişimi mutlak doğru kabul eder. Buna karşılık, bu gerçeğe mesafeli her durum ve iddiayı, ona yönelik tasarlanmış bir tehdit, bir hamle olarak görür. Bu durumda, tüm yanlışlar, aksamalar, bozulmalar, bu karşı hamlelerden, bu hamleleri yapan faillerin kötü amaçlarından kaynaklanır. Yaşanan her bunalım, her karışıklık, her başarısızlık onu planlayan, üreten, harekete geçiren, ciddi etki ağına sahip güçlere işaret eder. O zaman siyaset,  “doğru” bakışı temsil edenlerin bu düşmanlarla yapılan mücadelesinden oluşur. Siyasi başarı, bu mücadele kaynaklarını seferber etme kabiliyetiyle ölçülür. Eylem esas, çatışma doğaldır, farklılıkları, etkileşimi ifade eden siyaset anlayışı tümüyle devre dışıdır...”  

Bu denklemde özne hem fikri hem pek kuvvetlidir hem çok muğlak. Özne hep tek boyutludur, tek yönlü davranışa sahiptir.  Ya kurar ya bozar. Kurucu özne “ben”i, “biz”i, bozan özne “öteki”yi ifade eder. Özellikle öteki, bozan özne oldukça muğlaktır.  Fiili olmaktan hayali olmaya kadar giden bir skala da karşımıza çıkar.  

Örneğin bugün Türkiye’de ne kötü gidiyorsa, Ekonomi, imaj, dış dengeler, ahlaki bozulma, “kabul edilmez cinsel eğilimler”, ötekilerin değer, niyet ve faaliyetleriyle ilgilidir.  

Peki kimdir bunlar? 

Bizden farklı olan herkes... 

Fonlar, bankalar, başka ülkeler, başka inançlar, farklı ideolojiler, farklı kimlikler, aydınlar, emperyalizm, vs, vs, vs... 

Aklıma gelmişken, sağdan sola, Kemalistlerden muhafazakarlara uzanan siyasi liberalizm (ki temelde birey, özgürlükçülük ve bu istikamette ilkesel bakışı ifade eder) düşmanlığı da biraz bunu ifade eder. Bize yabancı ve bozucu ilke ve değerlerin temsili demektir siyasi liberalizm... 

Türkiye bu sarmaldan hiç bir zaman çıkmadı.  

Ne yazık ki doz düşmüyor, artıyor... 

Dünyadaki yeri çatışma, sömürü, sorun formları, içi kapanma eğilimleri, bu sarmalı daha besliyor. 

  • Abone ol