• 22.04.2021 04:54
  • (157)

2010 sonrası yazdığım yazılarda sık işlediğim konulardan birisi, emniyet-adliye ilişkisinin hukuk devletini normlarına oranla ters işleyişi ya da ters hiyerarşisi olmuştu.  

Siyasi nitelikli gelişmeler söz konusu olduğunda emniyet istihbarat birimi (sonra ortaya çıktığı üzere delil üreterek ve sahtecilik de yaparak) dosya hazırlıyor, bunu terörle mücadele şubesine aktarıyor, bu şubenin yaptığı soruşturma ise polis fezlekesi olarak savcılığa gönderiliyor, savcılıklarda iddianameye çeviriyor ve ardından mahkumiyetler geliyordu. 

Emniyetin hüküm verdiği, savcının aracı, yargıcın tasdik makamı olduğu bir polis devleti düzeniydi bu.

Kabul etmek gerekir ki, uygulama bir FETÖ buluşu değildi. Onların elinde ayyuka çıkmakla birlikte, devlete, güvenliğe değin kritik konularda, sistem oldum olası böyle çalışırdı. 

Hala öyle çalıyor. 

HDP Eş başkanı Mithat Sancar, Salı günü partisinin grup toplantısında şunları söylüyordu:  

“Savcının dosyada unuttuğu bir belgeyi avukat arkadaşlar bulmuşlar. Belge emniyetin savcıya nasıl talimat verdiğini gösteriyor. 26  Ekim 2018 tarihli. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu belge (yani polis), o dönem milletvekili olan arkadaşlarımıza ve (Kobani olaylarına) işaret ederek diyor ki, ‘bunlar hakkında dokunulmazlık güvencesinin geçerli olmayacağı değerlendirilmiştir’. Açıkça ‘savcıya dokunulmazlığı tanıma, gözaltı, sorgu, tutuklama işlemi yap’ diyor. Bununla da bitmiyor.  ‘Bu davayı kullanarak HDP’yi kapatmak mümkündür’ diye ekliyor.  

HDP belgeyi basına verdi.  

Bir de oradan okuyalım: 

“Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü.  

Bilgi Notu  

06-07-08. 2014 tarihli olaylar kapsamında, suç tarihinde milletvekili olan Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Ayhan Bilgen, Meral Danış Bektaş, Altan Tan, Hüda Kaya, Gürsel Yıldırım (...) hakkında (...) cinayet, cinayete teşebbüs, yarama, yağma, mala zarar verme suçlarından (...) soruşturma yapılmadığı haklarında dava açılmadığı tespit edilmiştir.” 

Polisin tespitine ve tavsiyesine, kendisin verdiği vazifeye veya alışkanlığına ya da aldığı direktife bakın... 

Devam ediyor belge: 

Demirtaş’ın (...) tahrik edici açıklamayı MYK olarak aldıklarını açıkça kabul ettiği (...) bu nedenle HDP’nin 6-7-8 Ekim olaylarında şiddetin odak merkezinde olduğu (...) bu hususun parti kapatma nedeni olduğu değerlendirilmiştir...” 

Polis savcıya, neyi, neden ve nasıl yapması gerektiği tarif ediyor... 

Böyle bir belge, ortalama her hangi bir hukuk devletinde bir skandal haline gelirdi.  

Sanırım Türkiye, sinmeye, susmaya, görmemeye, hele mesele Kürtlerle, HDP’yle ilgiyse hasır altı etmeye iyi alıştı. 

Bu alışkanlık ölümcüldür. 

16 Temmuz darbe girişiminden sonra ortaya dökülen rezilliklerin ve arkasındaki düzenin, bugün başka bir biçimde, başka hedeflerle ve ellerde devam ediyor olması ürkütücüdür. 

Kürt meselesinde çözüm sürecinin bitişi ve Hendek olayları sonrası yaşananlar bir zincirin halkalarını andırıyor: Dokunulmazlıkların kaldırılması, milletvekillerinin tutuklanması, Güneydoğu’da yerel yönetimlerin kayyımlarla devletleştirilmesi, üniversitelerde temizlik, sistematik tutuklamalar, kapatma hamlesi ve KCK davası... 

Halkanın hangi iradeyle oluştuğunu da önemli ölçüde yukarıdaki belge resmediyor.  

Bu tablo açık olarak göstermektedir ki, siyasi düzen ve iktidarın mücadele ettiği demokrasi ve siyasettir. 

Yakında KCK davası başlayacak, muhtemelen potansiyel suçlulara uygun suçlar ihdas edilecek, bunu kapatma davası takip edecek, temsil mekanizması biraz daha boğulacak, yargı düzeni ve demokratik işleyiş iyice tahrip olacak, siyasi alan suç alanı ilan edilecek ve zihinler güvenlik çipleriyle donatılacak... 

Dahası, Kürtler bu işin hem nesnesi hem vesilesi yapılacak... 

Bindiği dalı kesmekten ülkenin her yanı yara beri dolu...