• 24.04.2021 07:46
  • (170)

Sorsalar, “seni bu ülke için en çok endişeye ne sürükler” diye, yanıtım bellidir: Sokağa, mahallere, devlete yayılmış, zihinleri kuşatmış, bugün zaman zaman yeniden doğma işaretlerini gördüğümüz siyasallaşmış öfkenin ürünü şiddet...  

Benim kuşağım, gençliğim bu öfkenin vahşi sonuçlarına tanık oldu.

Komşunun komşuyu kestiği Maraş katliamı, Çorum katliamı, bir gecede 100'lerce insanın boğazlanmasına yol açan etnik, mezhebi öfke, çok değil bundan 30-40 yıl önce, 70'lerin sonunda üstümüze çökmüştü.  

Ama gelenek derin... 

Kuşağımın gerisine gider derinlik… 

Tarih kitapları üstünü örter, ama, 1894-96 arası bu topraklarda, İstanbul'daki siyasi itişmelerin, adımların, meydan okumaların ürettiği ruh hali sonunda Anadolu'da üç ay içinde 50 bin Hıristiyan komşuları tarafından katledildi. 100 bini Osmanlı'yı terk etti. Amasya'dan Kayseri'ye Diyarbakır'dan Urfa'ya kadar, gündüz çarşıda başlayan kavga gece mahallelere taşındı. “Gavur” mahallerinde yangınlar çıktı. Kurbanlar da sivildi, failler de...  

1890'ların sonunda saray teşvikiyle İstanbul'da bir anda ortaya çıkan sopalı hamalların tepki, talep, varlık bastırmak için sokak ortasında insanların, gayri Müslimlerin kafasını patlattığı, insanların canını kurtarmak için kiliselere doluştuğu, oluk oluk kan aktığı yazar kitapların dipnotlarında... 

Abdülhamit’e yapılan “kızıl sultan” yakıştırmasının bu yıllardan, buradan geldiğini biliyor muydunuz? 

Dönem araştırmaları, Balkan Savaşı sonrası Teşkilat-ı Mahsusa'nın çıkardığı gürültüyle 100 bin civarında Rum mallarını, mülklerini bırakıp göç ettikleri zaman, Konya'dan, Eskişehir'den insanların Ege'ye talana koştuklarını anlatır. 

6-7 Eylül, kimliklerinden, inançlarından ötürü kimilerinin evlerinin, iş yerlerinin işaretlendiği, gasp, talan, tahkir, linç girişimlerinin yaşandığı, yaşananların bazı siyasi gruplar tarafından teşvik edildiği, siyasi iktidarlar tarafından korunup kollandığı bir dönemdir...  

Bugün 24 Nisan…  

Türkiye’de ve dünyanın çeşitli yerlerinde Ermeni toplulukları, 1915’te, İstanbul’da Ermeni aydınlarının tutuklandığı bugünü 1915’te yaşadıkları felaketin başlangıcı sayarlar.  

Hatırlar, kayıplarını anar, failleri lanetlerler.  

Benim gibi, tarihsel yüzleşmenin arınmak olduğunu düşünen başka insanlar onları saygıyla selamlar. 

1915 ve Ermeni meselesine  ilişkin tartışmalar dün kadar bugünü de tarif ediyor. Türkiye’nin yakın 10 yıllık dönemlerini Ermeni meselesi tartışmaları ve 1915 anmaları üzerinden de okuyabiliriz. 

2005’te Hrant Dink’in de aralarında olduğu bir grup Osmanlı döneminde Ermeniler toplantısını yapmıştık. Küfürler, yumurtalar, meclis kürsüsünden gelen tehditler, ulusalcıların tükürükleri altında…  

Sonra demokratik tartışma alanı adım adım genişlemeye başlamıştı.  

2005-2007 arası, televizyonlarda, üniversitelerde 1915’ i bilme ve hatırlama toplantıları gerçekleşti. Türkiye soluk almaya başlamıştı.  

2007 sonrası, Hrant’ın öldürülmesiyle gelen büyük toplumsal tepki, 2008’de 30.000 insanın imza attığı Ermenilerden Özür Diliyoruz kampanyası, aynı yıl Ermenistan’la yapılan görüşmeler ülkedeki umudun, demokrasi ikliminin ana unsurunu oluşturmuştu. 

Sonra ipler tekrar koptu… 

Ermeni sorunu, 1915’e televizyon ekranları, gazete sayfaları tekrar kapanmaya başladı. Toplumun konuşmasının yerini, “ben devletim” diyen siyasi iktidarın cerberrut sesi aldı. Muhalefet onu koşturarak izledi. Yaptırımlar, korkular, sansürler birbirini izledi. 24 Nisan günü gözler sadece Beyaz Saray’dan yapıcak açıklamalara kilitlendi. 

Velhasıl, tabu geri döndü. 

Korku, içe kapanma, baskı geri geldi. 

Tüm bunlar son on yılda oldu. 

1915 bugünün de aynası… 

Bakın bakalım, bugün kaç yazı çıkmış olacak basında, 1915 üzerine? 

Bu vesileyle, bugün, tüm Ermenilerin acılarını paylaşıyor, saygıyla selamlıyorum.