• 6.05.2021 01:29
  • (103)

Türkiye’de hukuk devletinden sapmalar her geçen gün sistematikleşiyor ve sıradanlaşıyor. Cumhur ittifakının yeni siyasal sistemi, tüm otoriterliğiyle kurumlaşmaya devam ediyor. 

Geçtiğimiz günlerde yürürlüğe giren “Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması yasası” bununu örneklerinden birisiydi.  

Bu yasaya göre, diğerleri arasında, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üniversite öğretim üyeleri, üst kademe kamu yöneticileri bundan böyle, MİT, Emniyet Müdürlüğü, mahalli mülki idareden “olur” belgesi gelmeden işe alınmayacak.  

İdari, daha doğrusu ideolojik ve siyasi içerikli bir soruşturmanın varlığı, Türkiye’yi bir anda 20-30 yıl öncesine geri götürüyor.  

Bugün itibariyle böyle bir mekanizmanın varlığı, (sadece bu tür düzenlemelere gerekçe yapılan FETÖ gibi yapılar bakımından değil), farklı siyasal eğilimler açısından da, iktidara keyfi ve ideolojik bir hareket alanı kazandıracaktır. “İstenmeyen personel temizliği” ve “istenen personel oluşumu”na dayanan bir politikayı devreye sokacaktır.   

Bunun tersi düşülemez. Kanun Hükmünde Kararnamelerle Kürt dilekçesi imzacısı öğretim üyelerinin ve muhalif isimlerin üniversitelerden nasıl uzaklaştırıldığı ortada değil midir? 

Otoriter kurumlaşmanın yeni bir örneği, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün “Toplumsal Olaylarda Ses ve Görüntü Alınmasını Yasaklayan Genelgesi’yle karşımıza çıktı. 

Kolluk güçlerinin son dönem kimi davranışları inanılmaz tablolar oluşturuyor. İstanbul Sözleşmesine destek için toplanan kadın gruplarına, Boğaziçi Üniversitesi protestocularına, evinden alınırken Ömer Faruk Gergerlioğlu’na yapılan hınç ve öfke dolu polis muamelesi ortada. 

Kamuoyu, basın üzerindeki tüm baskıya rağmen, sosyal medya, internet vasıtasıyla, bu hak ihlallerinden ses ve görüntü kayıtlarıyla haberdar oldu. 

Genelge, ses ve görüntü almayı yasaklıyorsa, bunun ne anlama geldiği varın siz düşünün. 

Emniyet mensupları için bir mesaj taşımaz mı, bu genelge?  

“Önünüz açık, eliniz rahat olsun” mesajını... 

Bu mesaj ve muhtemel sonuçları bir polis devleti hali üretmez mi?  

Buna hiç şüphe yok... 

Peki, bu nasıl mümkün olabiliyor?  

Bu yasalar, genelgeler nasıl çıkabiliyor? 

Mümkün oluyor çünkü ülkeye çoğunlukçu bir düzen hakim. Ülkeye, fiili kuvvetler birliği düzeni, tek ses, tek imza düzeni egemen.  

Mümkün oluyor çünkü, ülkede basın fiilen işlevini yapamaz durumda. 

DEVA Partisi Milletvekili Mustafa Yeneroğlu söz konusu genelge hakkında bir basın toplantısı düzenledi ve Danıştay’da dava açacaklarını hatırlattı. İşi yarar mı, bilinmez? 

Umalım ve Yeneroğlu’nun açıklamasından şunların altını çizelim: 

“Polisin temel görevi genel olarak toplumun emniyet ve güvenliğini sağlamaktır... 

Kamu hizmeti ifa eden kolluğun tüm eylem ve işlemlerinde, şeffaf ve hesap verilebilir olması şarttır...  

Bu genelgeyle (...) keyfiliğin önü açılmaktadır. Suistimallere davetiye çıkarılmaktadır... 

Genelge ifade ve basın özgürlüğü ile hak arama hürriyetini doğrudan engellemektedir... 

Yaşam hakkı ve vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı hakları bakımından devletin etkin soruşturma yapma yükümlülüğü de sınırlanmaktadır...  

Kamu görevi ifa eden bir polis görevini kamuya açık olarak ifa eder... 

  Toplumsal olaylar sırasında ses ve görüntü kaydı alınması; vatandaşların Anayasa’nın 26. maddesine göre haber alma hakkının, basın mensuplarının ise Anayasa’nın 28 ve 30. maddesi açısından basın hürriyetinin bir parçasıdır...” 

Hepsi doğru bunların... 

Dün MHP’nin anayasa önerisi gündemdeydi. Korkum odur ki, bu tür öneriler, muhtemelen, bu hukuk felaketlerini anayasaya uyumlu hale getirecektir. Böyle bir anayasanın, tasarının zikri dahi bir otoriter adım olur.