• 12.06.2021 10:51
  • (118)

Otoriter-güvenlikçi dönemler yanılgılar doğururlar. Sorun çözme, başarılı olma yanılgılarıdır bunlar. Aslında tersi olur, farklılıkların birbirine güveni azalır, toplumsal alan siyaset ve devlet karşısında küçülür, geriler. Başarı sanılan, şey, yoksunluğun, baskının getirdiği suskunlukla ortaya çıkan durumdur.

Türkiye bu yanılgılardan birisini Kürt sorununda yaşıyor.

2015-2016’tan itibaren ülkede esen güvenlikçi rüzgar Suriye’de, Irak’ta bu sorunun çözüldüğü, bittiği kanısını pompalıyor. Sorunun şiddet ve terörle özdeş görülmesine yol açıyor. Kürt sorunu bu nedenle siyasette kendisine yer bulamıyor, bu nedenle kamuoyu araştırmalarında önem sırasında aşağılarda seyrediyor.

Oysa Kürt sorunu hala Türkiye’nin en önemli meselelerinden birisi...

Diğerleri arasında görünür dört yönü var bu meselenin.

İlk yön baskı iklimine işaret ediyor. Yasal ve meşru Kürt hareketi üzerinde, hatta alternatif Kürt politikası, çalışması, araştırması üzerinde görülmemiş bir baskı var. Üniversite tasfiyeleri, kayyımlar hadisesi, KCK davası bile bu durumu tanımlamaya yetip, artar. Bu baskı sadece Kürtlere değil, Türk demokrasisine de ağır bir fatura çıkarıyor, zihinleri sığlaştırıyor, otoriterleşmeyi sıradanlaştırıyor ve normalleştiriyor.

İkinci yön sorunun temel ve geleneksel yatağıyla, kimlik hakları ve bunun siyasi örgütlenmesiyle ilgili. Bu yön, ana dilde eğitim isteğinden yerel yönetimlerde güçlenme veya yerel demokrasi, özerklik arayışına kadar uzanan geniş bir yelpazede, hemen her Kürt kökenli vatandaşın farklı düzey ve biçimlerde paylaştığı hassasiyetler yumağından oluşuyor. Bunlar olduğu yerde duruyor.

Üçüncü yönde çatışmanın ürettiği toplumsal zemin görünüyor. Göç, kentlere yığılma, işsizlik, çocuk emeği, kırsal alanın çoraklaşması, kaotik modernleşme bu zeminin temel unsurları. Daha birkaç yıl önce, Diyarbakır’da, “ortanca yaş” 22,2 ile nüfusun yüzde 53’ünü çocuklar oluşturuyor. Erkeklerin yarısı 17 yaş, kadınların yarısı 18 yaş altı. Bu tablonun anlamı, nüfusun çoğunluğunun çatışmanın içine doğmuş, PKK’lı yıllarda büyümüş ve büyüyor olması. Sadece 2015’teki çatışmalarda evini terk eden insan sayısı 1 milyona yakın.

Dördüncü yön Ortadoğu’nun yeni dinamikleri ve gelişmelerini içeriyor. Birinci Dünya Savaşı sonunda 4 ülkeye bölünen Kürt toplulukları şimdi hem yeniden sosyolojik ve politik bir entegrasyon yaşıyorlar, hem siyasi egemenlik peşinde koşuyorlar. Bu açıdan Rusya, ABD gibi güçlerle meşruiyet ilişkisi kuruyorlar. Durum şu: Türkiye’nin Kürt meselesi ve Kürt hareketi, ulusal sınırları aşmış ve bu gelişmelerin parçası haline gelmiş durumda.

Soru açık:

Bunları yok mu sayacağız?

Yok saymak, hastalığı kronikleştirir.

Türkiye, güvenlik tedbirlerinin dışında, siyasi bir yol bulunmalı, bunun için HDP’ye sistem kapıları açılmalıdır.

Aksi halde hem sorun büyür, karıştırır, böler, siz seyirci kalırsınız...