• 21.06.2021 09:03
  • (142)

Dün, beterin beteri bir olay yaşandı. Bir siyasi partinin, HDP’nin İzmir İl Başkanlığına giren bir haydut etrafa ateş açtı, bir kadını öldürdü, öldürdüğü kişinin görüntüsünü “leş 1” diye WhatsApp’a koydu, binayı ateşe vermeye çalıştı ve eylemini “PKK’dan nefret ettiğim için” sözleriyle açıkladı.

Saldırı sonrası HDP Eş Başkanı Mithat Sancar şunları söylüyordu:

“Bugün İzmir İl Örgütümüzde saldırının gerçekleştiği saatlerde yaklaşık 40 kişilik yönetici grubumuzun bir toplantısı vardı. Toplantı acil bazı nedenlerden dolayı ertelendi. Burada plan açıktır. Yapılmak istenen bir katliamdır (…) Tam anlamıyla bir tarama yapmış katil, yani kim varsa öldürmek için ateş açmış (…) Bunun çok tehlikeli bir provokasyon olduğunu herkesin net olarak görmesi gerekiyor…”

Katil bu işi, “talimat üzerine mi, yönlendirilerek mi yoksa kendi başına mı yaptı”, bilmiyoruz.

Aslında her ihtimal diğerinden vahim.

Bu vahşetin, bireysel bir eylem olduğunu varsayalım.

Eylemi yapan yapanı dolduran, ona harekete geçme cesareti veren nedir?

Siyasi iktidar temsilcileri uzunca bir süredir HDP’ye PKK muamelesi yapmıyorlar mı?

Savcılar, mahkemeler bu istikamette çalışıyor mu?

İktidar bloğu temsilcilerinin dışlayıcı bir milliyetçiliği, öfkeyi pompalamadıkları, HDP’yi ve HDP’lileri hain, terörist, gayri meşru ilan etmedikleri bir gün oluyor mu?

Yeraltı dünyası liderlerinin aynı dile mektuplar yazdığı, mitingler yaptığı, buna zemin hazırlandığı ve imkan verildiği bir iklimi hazırladı?

Bahçeli, olaydan sonra bir çektiği tweet serisinin birinde, "toplumsal huzur ve iç barış ortamımızı sabote etmek isteyen karanlık emeller bu defa İzmir’de sahneye çıkmıştır. Türkiye’nin karışmasını; etnik, ideolojik ve siyasi fay hatlarının kırılarak fitne depremlerinin oluşmasını hedefleyen iç ve dış provokasyonlar devreye alınmıştır…”

Şimdi, aklına geliyor, Bahçeli’nin barış ve huzur…

Tabi barış ve huzurdan ne anladığı da şüpheli!

Türkiye’nin tarihi bize birçok kez göstermiştir, provokasyonlar zemine ihtiyaç duyar.

İktidardan topluma pompalanan ayrımcı tutum, asayişçi öfke tam da böyle zemin oluşturur.

Farklı her siyasi düşünceyi, talebi artan oranda ihanet sözcüğü, suçlamasıyla karşılayan mevcut siyasal rejimdir.

“Oluk Oluk kan akıtacağız” diyenlere okşayan gözlerle bakan yine odur.

Ana muhalefet partisi, HDP’yle ilişki kurmakla, PKK yandaşı hain olmakla itham edilirken, bunu yapanların sırtını sıvazlayan keza…

DEVA Partisi milletvekili Yeneroğlu, Murat Sabuncu’ya, AK Parti’den Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyı kınadığım için dışlandım” diyordu.

Hiç anlamı yok mu bunun?

AK Partili milletvekillerinin büyük bir kısmının bu vahim olay karşısında endişelendikleri tahmin etmek zor değil.

Ama ya sorumluluk?

Ülkede bu zemin oluşurken seyretmek, soru sormamak, siyasi çıkar, kişisel çıkar kaygılarına kapılmak ne olacak?

Türkiye’yi yaşadığı iç felaketlere hep bu tutum, çıkar ve faydanın siyasi konforu götürmüştür.

Şimdi yaşanan olay, muhtemelen türlü komplo teorilerine konu olacaktır, hatta AK Parti’nin, örneğin, hedef ve mağdur olduğunun iddia edenler çıkacaktır.

Kolaya kaçmanın kimseye faydası olmaz…

Ülke beterini yaşayabilir.