• 5.07.2021 08:27
  • (273)

Mesut Yeğen, “perspektif.online” sitesinde Haziran başında yayınlanan “İttifaklar ve Kürt meselesi” başlıklı yazısında şöyle bir tespit yapıyor:

“Cumhurbaşkanlığı sistemi ve ittifaklar siyaseti Kürt meselesinin bir taraftan bir hayalet-meseleye dönmesinin önünü açmış durumda, diğer taraftan da yeniden tanımlanmasının. İçeride Kürt şehirlerinde kuvvetli bir sivil itiraz olmaksızın PKK’nin etkisizleştirilmiş, HDP’nin de kuşatılmış oluşu, Suriye’de ise meşhur Kürt kuşağının engellenebilmesi Cumhur İttifakı ve kamuoyunun önemlice bir kesimi açısından Kürt meselesini bir yok-meseleye çevirmiş durumda. Kamuoyu yoklamalarında Kürt meselesi çoktan gündemin en alt sıralarına düşmüşken, Erdoğan ve rejim nazarındaysa Kürt meselesi bir yok-mesele artık. Dolayısıyla, cumhurbaşkanlığı sisteminin ve ittifaklar siyasetinin Kürt meselesi üzerindeki ilk etkisi bu: Devletin yeniden düzenlenmesi ve kamuoyunun uyarınca biçimlendirilmesiyle beraber Kürt meselesi bir yok-meseleye, bir hayalet-meseleye dönmüş durumda…”

Sert, ama çıplak ve gerçek bir tespit…

Siyasi karar süreçleri açısından tablo bu.

Siyasi ilişkiler bakımından Cumhur İttifakı’nın yapıştırıcısı da bu.

Şimdi soru şu: Cumhur ittifakını kuşatan bu durum muhalefeti kapsar hale gelir mi?

İyi Parti’nin önerisi malum. “Geniş bir muhalif koalisyonun oluşun, ama HDP bunun hiçbir yerinde ve düzeyinde olmasın” istiyor Akşener. HDP’nin Millet İttifakı dışında kalmasını, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortak aday işine karışmamasını, kendi adayı göstermesini öneriyor. İkinci turda HDP seçmeni bize oy verir, beklentisi içinde.

Bu, bir bakıma, HDP’ye yönelik bir tecrit politikası önerisi.

Elini açık etmiyor ama, CHP’nin de bu fikre çok soğuk olacağını sanmıyoruz. CHP’deki “muhalefet cephesinin merkezi biziz, seçmen bize gelir, bize yönelir, ortaya aday da bizim partimizden olur” mırıltılarını duyabiliyoruz. DEVA ve Gelecek Partisi de HDP’yle ortak bir siyasi faaliyete uzak. Dolayısıyla, Mithat Sancar’ın, HDP’nin demokratik cephenin parçası olma yönündeki öneri ve çabalarına rağmen, “topyekün dışlanma” galebe çalabilecek bir ihtimal bu.

Kaldı ki, HDP hakkında bir kapatma davası var.

Anayasa Mahkemesi seçimlere kadar dava sürecini tamamlar, bir hükme varır mı bilinmez. Ama seçimlerden önce HDP’nin kapanması halinde durum daha karmaşık hale gelecektir. HDP’nin kapatılması veya gelecek yasaklarla kolunun kanadının kırılması kendi başına bir “temsil krizi” üretir. Siyasi iktidar HDP’nin yerini alacak ve seçimlere girebilecek bir partiye zorluk çıkaracak yeni yasal düzenlemeler yapabilir.

Böyle bir durumda bu kötü ala olağan senaryonun kıskacı tamamlanır.

Yine Mesut Yeğen’e referans verelim. Geçen Cuma günü Karar TV’de “Hal ve Gidiş” programında yaptığı bir değerlendirmede şöyle diyordu:

“Türkiye sınırları dahilinde konuşacak olursak, PKK’nin olmadığı, PKK’nın Türkiye siyaseti üzerinde etkili olmadığı bir zamanda HDP’nin kapatılması işini konuşuyoruz. Böyle bir zamanda HDP kapatılırsa devlet için esas meselenin, Kürt sorununun siyasal alanda bu biçimde temsil ediliyor olduğu ortaya çıkacaktır. Kürt meselesinin HDP gibi bir parti tarafından bu biçimiyle meşru alanda temsil edilmesine ‘Kürt meselesinin meşru alanda temsil edilmesine tahammülümüz yok’ diye anlaşılacaktır. Kürt vatandaşların önemli bir kısmı, Türk siyasetinde başka aktörler de bu biçimde anlayacaktır…”

Ortada, elbette, böyle bir durumdan “AK Parti zarar mı görür mü” sorusu var. Muhtemelen kapatma davasının seyri, bir yönüyle, bu soruya Erdoğan’ın vereceği yanıtla ilgili olacaktır.

Ancak ne olursa olsun, iktidarı ve muhalefetiyle Kürt temsilinin siyaset mekanizmasından, toplum-siyaset ilişkilerinden dışlanması, bu sorunu yeni biçimlere sokacaktır ve bu, Türkiye demokrasi için önemli yeni bir darbe olacaktır.