• 11.08.2021 11:00
  • (247)

Ülkede siyaset temel olarak, daha şimdiden 2023 seçimlerine endeksli. Siyasi kutupların varsayım ve beklentileri tek şıklı ve tek anlı. Bir taraf, “Erdoğan gider dertler biter”, diğer taraf, “Erdoğan kalır düzen devam eder” diye düşünüyor.

Ne var ki, geleceğe dair gelişmelerde seçim sonuçları faktörlerden sadece bir faktör olacak.

Gerçekçi bir analiz için, siyasi gelişmeleri, hem seçimler öncesi durum/hedefler, hem muhtemel seçim sonuçları, hem seçimler sonrası dengeler/ihtimaller çerçevesinde bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. Seçim yolunda ittifakların ürettiği ve üreteceği, siyasi iklimi ve ortak eğilimleri tanımlayan fiili durumu özellikle dikkate almayı kaçınılmaz kılıyor.

Bu zaviyeden bakınca, mevcut denge, ilişkiler ve muhtemel seyirleri bir tıkanıklık dizisini de ima etmekte.

Nasıl?

Fiili durumdan başlayalım.

Görünen o ki, Türkiye seçimlere HDP dışında iki büyük blok halinde gidecek. Her iki bloğun ortak noktası HDP’yi, Kürt temsilini büyük ihtimalle dışlayacak olmalarıdır. Bu, en azından cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 13-15 arası bir seçmenin ve onların tekabül ettiği nüfusun doğrudan ve dolaylı olarak dışarıda tutulması demektir. Kürt meselesi bahanesiyle hukuk devletinde yaşanan büyük erozyonun onayı ve devamı demektir. Her tür demokratik normalleşmeden uzak bu tablo, otoriter bir rejimi simgeler. Siyasallaşmadan sosyalleşmeye, üniversitelerden düşünsel hayata her anlamda ağır sonuçlar üretmeye devam eder.

Nitekim bu durum bugün gerek Cumhur ittifakını gerek Millet ittifakını belirlemekte, hatta kilitlemektedir.

Bu fiili durum, bir ilk tıkanıklığı, seçim öncesinin tıkanıklığına işaret etmektedir.

Muhtemel seçim sonuçlarına gelelim.

İlk üç veri karşımıza şöyle öngörebiliriz:

1. Seçimlere girmesi engellenmezse HDP veya muadili güçlü bir meclis grubuna sahip olacaktır

2. Muhalefet ile iktidar blokları arası fark, 20-25 milletvekilini aşmayacak şekilde bıçak sırtı şekillenecektir.

3. Bunun anlamı yasama organının anayasal bir değişiklik üretmesinin, bu konuda referanduma gitmenin sayısal imkansızlığı ve Türkiye’nin mevcut anayasayla yola devamıdır.

Sonuçlara dair kabataslak ihtimaller ise şunlar:

-Erdoğan cumhurbaşkanı seçilir, Cumhur İttifakı parlamentoda çoğunluğu elde eder. Sonuç: Otoriter düzen gem vurulamaz hale gelir.

-Erdoğan cumhurbaşkanı seçilir, parlamenter çoğunluğu muhalefet kazanır. Sonuç anayasal düzen ve sistem tıkanır, yasamanın izleyeceği yol ile yürütmenin yaratacağı fiili durumlar sert karşılaşmalar üretir. Pazarlıklar, transferler, ilkesiz kaymalarla dar siyaset anlayışı istikrarsızlık üretir.

-Muhalefet cumhurbaşkanlığını, Cumhur İttifakı parlamenter çoğunluğu kazanır. Sonuç yine tıkanma ve dar siyasettir.

-Muhalefet iki seçimi de kazanır. Ancak taraflar arasında anayasal değişliği mümkün kılacak bir fark oluşmayacağı için sistem değişikliği yapılamaz. Bu durumda Türkiye’nin idaresi ana mesele haline gelir. Yürütmenin nasıl çalışacağı, Türkiye’nin 5 yıl boyunca nasıl idare edileceği parçalı muhalif yapıda kaçınılmaz tartışmalar, ayrışmalar doğurur. Sağlıklı koalisyonların üretilemediği, demokratik uzlaşının çok zor sağlandığı bir ülkede bunlar aşılamadığı takdirde tıkanma yaşanır.

Unutmamak gerekir ki, tıkanıkların kendi seyirleri vardır. Her tıkanma, devletin bir siyasi alan olarak aktifleşmesi demektir. Bu aktifleşme de ayrışmayı vadeder. Muhalefet partilerinin bu ihtimale yönelik ve bu istikamette ne fiili ne zihinsel bir hazırlığı bulunuyor.

Kaldı ki, tıkanıklık ihtimallerinde mecliste güçlü bir HDP’nin varlığı ve pazarlık gücü, uzlaşma kadar çatışmaları besleme ihtimaline sahiptir.

Umalım, bunlar yaşanmasın…

Tatil için yazılarıma 15 gün ara veriyorum.