• 9.05.2022 05:18

İmamoğlu’nun Rize gezisi siyasi anlamı güçlü bir çıkartma oldu.

Bu gezinin İmamoğlu’nun daha önce yaptığı ziyaretlere benzemediği muhakkak. Güney Doğu Anadolu belediye başkanlarına yapılan geçmiş olsun ziyaretleri veya benzer tematik geziler ötesinde, bu kez, vesile İmamoğlu’nun kendisiydi. Sahaya çıkma arzusu veya hamlesiydi.

Bu geziyi bir seçim ya da adaylık startı olarak değerlendirenler pek haksız sayılmaz.

İmamoğlu, muhalefetin ve kamuoyu anketlerinin en kuvvetli cumhurbaşkanı adaylarından birisi.

Hedefi de, belli ki cumhurbaşkanlığı. Attığı her adım, her teması, her arayışı, her açıklaması bu hedeften izler taşıyor. Böyle bir arzusunun olması elbette bir vatandaşlık hakkı ve son derece meşru. Üstelik muhalefetin, Erdoğan’ı yenebilecek aday aradığı bir dönemde, İstanbul belediye seçimlerinde çatışma ve kutuplaşmayı reddeden bir söylemle AK Parti’yi üst üste iki kez mağlup etmiş isim olmanını cazibesine sahip.

Ancak arzusunu, adaylığını dile getirme bakımından kimi sıkıntıları, hatta kısıtları var.

Bir kere CHP’li bir İstanbul belediye başkanının cumhurbaşkanlığına aday olması kendi iradesini aşan bir durum. Partisinin desteği ve rızası olmadan, kendi başına bu tür bir çıkış yapması, aday olduğunu açıklaması siyaseten “imkansız”. Bunu yapması halinde ana muhalefet partisinin dengeleri bozmaktan tepkisini çekmeye, gündemden düşmeye ve iktidarın saldırılarına açık hale gelmeye kadar giden kapılar açılacağı muhakkak..

Ayrıca CHP’nin genel başkanı kendi adaylık ihtimalini kuvvetli bir şekilde masada tutuyor. Dahası işin şahsileşmesine karşı bir tutum içinde. Ve başta İmamoğlu olmak üzere CHP’li belediye başkanlarının adaylıklarına karşı tutum alıyor.

Bir diğer husus, muhtemelen altılı masadaki parti liderlerinin çoğunun İmamoğlu’na yönelik muhtemel ortak kaygıları. Bu kaygı, İmamoğlu’nun, siyasi hazırlıklar, ekipler, temaslar, programlar dışından gelen, tekil bir şahıs olması, bu bakımdan Erdoğan’ın kimi eleştirilen unsurlarını andırması.

Ne var ki, tüm bunlar İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı için güçlü bir isim olması gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Erdoğan’ı yenebilecek isimler arasında onu üst sıralar yerleştiren kamuoyu araştırmaları bu konuda açık bir gösterge.

İmamoğlu da bu kısıtlar çerçevesinde, daha doğrusu üç parçalı bu gerçek dairesinde hareket ediyor: Cumhurbaşkanlığını istiyor. Bunun dair bir zemin var. Ancak önünde çeşitli kısıtlar bulunuyor.

O da, bu çerçevede adaylığa vurgu yapmadan adaylığı ima eden bir yol izliyor. Aslında ima etmenin ötesinde muhtemelen bunu gerçek kılacak koşulların, örneğin diğer liderlerin ikna edecek bir zeminin oluşması peşinde koşuyor.

Rize gezisi de belki böyle bir anlam taşıyordu.

Nitekim İmamoğlu bu gezide ulusal siyasetçi tarzı bir basın politikası benimsedi. Çeşitli eğilimleri temsil eden bir gazeteci-yazar ekibi üzerinden bayram ziyareti ötesinde toplumla bağ kurmayı hedefledi.

Erdoğan’ın, Erbakan döneminde yaptığına benzer bir hamleyle, Anadolu’da siyaset arenasına çıktı.

Üstünde bu hamleyi Rize’de Cumhurbaşkanın memleketinde yaptı.

Türkiye tahayyülü babında olarak sıkça “değişim” kelimesini kullandı.

En önemlisi kendisini altılı masanın en önemli neferi olarak tanımlayarak, onların programının ve hazırlıklarının taşıyıcısı, temsilci olabileceğini ima etti.

Bunların tümünün bence bir anlamı var.

O da, toplumsal bir destek üretmek, arkasına alacağı bir rüzgarla aday adayı olarak kendisini liderlerin masasına taşımak, Kılıçdaroğlu’nu tercih bakımından zorlamak…

Bunlar ne denli gerçek olacağını zaman gösterecek.

Ancak İmamoğlu sahada…