• 29.11.2010 00:00

AKÇAKOCA, KARADENİZ’İN BODRUM’U OLACAKMIŞ!

         Bu sözü söyleyen Akçakoca Belediye Başkanı Sayın ALBAYRAK.

Albayrak biliyor mu ki, turizmde Bodrum’un esamesi dahi yokken Türkiye’de ilk turizm atılımını, logosunda “deniz-kum-güneş”olan, sloganı “Karadeniz’in İncisi” olarak Akçakoca başlatmıştır. Yanılmıyorsam 1948’de Avukat Mithat Özkök öncülüğü ile Akçakoca Turizm Derneği kurulur ve turizm atılımı başlar. O günün gençleri bu dernekte gönüllü olarak çalışırlar. Gelen turistlere rehberlik yapar, hatta ve hatta valizlerini hiçbir karşılık beklemeden pansiyonlarına kadar taşırlardı. Ben o zaman çocuk yaşlardaydım. Şunu çok iyi hatırlıyorum ki; Saim Baba lakabıyla anılan kişinin mekânında Kuzey Vargın ve ekibi caz müziği yaparlardı. Rıfat Ilgaz, Çetin Altan, o zamanlar Ulus Gazetesi yazarları olan CHP Genel Başkanı ve dönem dönem Başbakanlık yapmış olan Bülent Ecevit’in tatil beldesi olarak seçtiği mekânlardandı Akçakoca. Deniz Baykal’ın nikâhı da Akçakoca’da yapılmıştı. Zeki Müren ve ismini sayamadığım daha birçok ses sanatçısı ve artistin mekânı haline gelmişti Akçakoca.

Unutamadığım bir anı: Turizm Derneği’nden sık sık anonslar yapılırdı. “Akçakoca’mıza gelen yerli ve yabancılara pansiyonlarımız yetersiz kaldığı için evlerinize misafir olarak alınız.” Bu anons üzerine halk, gelenleri evlerinde misafir etti. Bu da yetmedi Düzce’den günü birlik gidip gelenler oldu. Her yer, yerli ve yabancı turist kaynıyordu. O zamanki plajımız, dünyanın en kaliteli kumuna sahip, şu an Balıkçı Barınağı olarak kullandığımız yer idi. Onun yakınında Armutçuağzı Plaj’ımız vardı. MTA Kampı’nın olduğu yerde Değirmenağzı Plajı bulunmaktaydı ve Kale Plajı bakir idi. Kale Plajı’na genellikle deniz yoluyla gidilirdi.

Kambur Hayati ve Şükrü Ses’in müşterek çalıştırdığı Esentepe Piknik ve Kamp Alanı ile Co Ahmet’in çalıştırdığı Değirmenağzı Canlı Balık Tesisleri, Alman turist Kunter tarafından fotoğraflanarak yüksek tirajlı bir Alman dergisinde yayınlandı. Bu yayın Akçakoca’mızı Avrupa’da tanıttı. Böylece Akçakoca, Almanların cenneti haline geldi.

Şimdi bu mekânların biri halı saha, biri de o gördüğünüz Öğretmen evi. Yanlış anlamayın bunların yapılmasına karşı değilim; yanlış olan, yer seçimi. Canlı Balık’ı 1993–1998 yılları arasında ben de çalıştırdım. Burada da bir anımı anlatayım: Bir gün benim yaşlarımda bir bayan müşteri geldi ve “Bu mekânın sahibi ile tanışmak istiyorum” dedi. Ben de “Buyurun, o kişi benim” dedim. Bayanın ilk sözü “Beyefendi sizi tebrik ederim. Ben buraya çocuk yaşlarda gelmiştim, şu an aynı doğallığının devam ettiğini gördüm, bunu korumuşsunuz. Aman burayı sakın ha bozmayın.” oldu. Maalesef mekânın mülkiyeti benim olmadığı için üzülerek söylüyorum oranın da içine ettiler. Bundan sonra gelecek olanları ürkütmemek için daha detaylarına girmek istemiyorum.

Akçakoca, turizm yarışına halkın misafirperverliği, sıcakkanlılığı, dönemin Kültür ve Turizm Derneği yöneticileri ve gençlerin, pansiyon sahipleriyle dayanışma içindeki gönüllü çalışmaları sayesinde birinci sırada başladı. Fakat şu an turizm yarışında isminin dahi olmadığını üzüntüyle söylüyorum.

Birileri çıkıyor “Parlayan Kent Akçakoca”,  “yüzyılın projesi” diye söylevlerde bulunuyor. Allah aşkına şu projelerinizi halka anlatın da halk da bunu bilsin. Hayali konuşmaları bırakın Fikret başkan, projelerinizi bir an önce hayata geçirin.

Ben Akçakoca’nın geleceğini turizmde görüyorum. Ama bu gelecek Akçakoca’nın Bodrum’laşması değil tabii ki. Akçakoca’nın tarihi, kültürel ve doğal dokusunu bozmadan, bu güzellikleri ön plana çıkarıp, turizmin hizmetine sunacak projeler üreterek, bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir. Söz konusu para ise, Avrupa Birliği’nin böyle projelere fon sağladığını hatırlatmak isterim.

Bence Akçakoca’da turizm;

1-Tescilli ve koruma altına alınan Osmanlı evlerini biran önce restore ettirerek ülkemiz ve dünya turizmine açmaktır,

2-Yaşamında horoz sesiyle uyanmamış, yüklükten döşek ve yorganı indirip yere sererek yatmamış, gusülhanede banyo yapmamış, ocak başının çatma yanında ocak ateşinde ayak tabanlarını ısıtmamış insanlara bunları yaşatmaktır,

3-Tavuk kümesinin folluğundan sıcak yumurtayı alma zevkini, sarıkızın memesinden süt sağma keyfini tattırmaktır,

4-Her türlü kimyasal ilaçtan arındırılmış doğal ortamda beslenmiş ineğin sütü, tavuğun yumurtasını, yer sofrasında bağdaş kurarak kahvaltı ve yöresel yemeklerimizi tattırmaktır,                                             

5- Bahçelerimizde doğal ortamda yetiştirdiğimiz sebze ve meyveleri elleriyle toplayıp yeme zevkini tattırmaktır,

            6-Örf ve adetlerimizi, gelenek ve göreneklerimizi paylaşmaktır.

 

Yani kaybettiklerimizi kazanmanın yolu “Bodrum ”diyerek başkası olmak değil; tekrar “KARADENİZ’İN İNCİSİ AKÇAKOCA” diyerek,kendisi olmaktır.