• 10.04.2011 00:00

12 Eylül darbesine ilişkin yapılan suç duyurularını inceleyen Savcı Murat Demir, Balyoz savcılarından, 12 Eylül’de hayata geçirilen Bayrak Harekât Planı’nı istedi.

Demir, “Öncelikle soruşturmamız sadece dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve Milli Güvenlik Konseyi (MGK) üyeleri etrafında dönmeyecek. Şikâyet dilekçelerinde yer alan ve hayatta olan tüm isimlere tebligat gönderilecek. (...) Bana göre zamanaşımı söz konusu değil. Çünkü bu kişilerin yargılanmasını engellemek için totaliter bir rejim uygulanmış, halk üzerindeki baskı nedeniyle 1982 Anayasası’na evet demek zorunda kalmıştır. Ancak maddenin kaldırıldığı tarih olan 12 Eylül’den itibaren de zaman aşımı süreci başlamıştır” dedi.

 

Onbir yıl önceki “Hayata Dönüş” katliamına ait “Tufan” planının, nihayet bulunduğu ve mahkemeye ulaştığı haberleri üzerine Fehmi Koru şöyle yazıyor:

“Davayı gören mahkeme nasıl belgenin peşine düşmüş ve 11 yıl sonra da olsa gerçeğin bir parçasını öğrenmişse, aynı mahkeme politikacı ve bürokratların itiraflarından hareketle MGK tutanaklarını da talep edebilir. Daha kestirme yol ise şu: Hükümet, yakın tarihimizin kritik dönemeçlerinde yapılan MGK toplantılarının tutanaklarını açıklamasını MGK Genel Sekreterliği'nden isteyebilir. Gerçeklerin üstünün örtülü kaldığı ortamlarda özgürlüklerden söz edilemez.”

 

Yeni Anayasa Platformu; 19 Aralık 2010 Bolu, 15 Ocak 2011 Edirne, 23 Ocak 2011 Diyarbakır, 12 Şubat 2011 Kocaeli, 13 Şubat 2011 Adapazarı, 19 Şubat 2011 Kars, 20 Şubat 2011 Erzurum, 05 Mart 2011 İzmir, 06 Mart 2011 Manisa, 19 Mart 2011 Düzce, 20 Mart 2011 Yalova, 24 Mart 2011 Beylikdüzü, 26 Mart 2011 Antalya, 02 Nisan 2011 Gaziantep, 03 Nisan 2011 Adıyaman, 09 Nisan 2011 Batman, 10 Nisan 2011 Bitlis toplantılarıyla çalışmalarını sürdürüyor. Halkın yepyeni bir Sivil Anayasa’ya ilişkin görüşlerini ve taleplerini kayıt altına alıyor.

 

Bir yandan Türkiye, dünya ile birlikte değişiyor. Öte yandan eski dünya, Türkiye’de de direniyor. Ferhat Kentel’in yazdığı gibi, “Belge görünce ‘kâğıt parçası’,

LAW görünce ‘boru’ muhabbeti yapanlar, Silivri’deki durumu ‘anlamıyorlarmış’. Ne var anlaşılmayacak bunda? ‘Yeni olan’ yaratılıyor işte.”

 

Bütün bunlar olurken, 12 Haziran 2011 seçimleri yaklaşıyor. Bu seçimlerin can alıcı noktası, yepyeni bir Sivil Anayasa olmalı. Parlamento içi ve parlamento dışı, seçime giren tüm partiler, yeni anayasa hakkında görüşlerini bildirmeli. Her şeyden önce yepyeni demokratik sivil bir anayasa sözü verilmeli. Siyasi partiler, bu konuda kendini bağlamalı. Seçim öncesi ve sonrası tartışmalarla, mutabakat olgunlaştırılmalı. Yeni Sivil Anayasa, halkın “Evet, bu benim Anayasam” diyebileceği bir katılımla yapılmalı. Sivil toplumun çabalarına siyasi partiler, hem değer vermeli hem de destek vermeli.

 

Siyasi partiler, aday bileşimlerini oluştururken yüzde on barajının olumsuz etkilerini aşmak, Sivil Anayasa’yı yapacak TBMM’nin mümkün olan en yüksek temsil gücüne sahip olmasını sağlamak için formüller geliştirmeli. Geliştiriyorlar da. Bu bakımdan kimi küçük partilerin bloklar oluşturma, bağımsız adaylarla seçime girme çabaları, çoğulcu bir TBMM için olumlu gelişmeler olarak değerlendirilebilir. CHP ve MHP’nin Silivri sakinlerini aday kabul etmelerini de TBMM’nin çoğulculuğuna katkıda bulunma niyetlerine bağlayalım. Yüzde on barajının olumsuz etkilerini azaltma ve yüksek temsil yönünde AK Parti’nin katkısını ise adaylar açıklandığında göreceğiz.

 

Bu seçim, cumhuriyet tarihinin en önemli seçimi. Halk, değişim istiyor. Halkın isteklerine kulak veren kazanır. Aksi halde seçmen bu partileri değiştirir yoluna devam eder. Beyler, cin şişeden çıktı. Geriye dönüş imkânsız.

 

Kürt meselesi, başörtüsü, düşünce ve inanç özgürlüğü, gayrimüslimler, dar gelirlilerin insanca yaşayabilmeleri için ulusal gelirden gerekli payı almaları, adil bölüşüm, “sözde laik” devletin “özde laik” hale dönüşmesi vb. gibi sorunların çözümü 12 Haziran seçimleri ile doğrudan bağlıdır. “Kırmızıçizgi”leri, “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” hükümleri olmayan yepyeni bir Sivil Anayasa ile doğrudan bağlıdır.

 

Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan bir konuşmasında, “Birinci dönem çıraklık, ikinci dönem kalfalık, şimdi ustalık dönemi” dedi. Biçtiğiniz elbise, halkın beden ölçülerine göre olmazsa; bu elbise kimine bol gelir, kimine dar gelir, kimine de tam uyar. Bu ülkede yaşayan insanlar hangi etnik kökenden, hangi inançtan olursa olsun, isterse putperest olsun, Türkiye şemsiyesi altında yaşıyorsa, her konuda eşit olmalı. Bu elbise de insanların bedenine göre biçilmeli.