BARIŞ VE ÖZGÜRLÜKLER İÇİN

  • 26.08.2011 00:00

“Vesayet Rejiminin Sonu mu?” başlıklı yazımı şöyle bitirmiştim (9 Ağustos 2011-Yerel Haber) :

 

“AK Parti’ye bu sefer yüzde elli halk desteğiyle üçüncü kez yetki verenler, demokrasinin yolunu genişletmek isteyenler, eski rejimden zarar gören herkes, Sivil Anayasa’dan beklediklerini yüksek sesle dile getirmeli ve barış ortamını oluşturma çabalarında hükümetin cesaretini kırma girişimlerini boşa çıkarmalıdır.”

 

Yazdıklarıma itiraz eden iki okuyucumdan biri,

 

“Kürtlerin özgürlük talepleri konusunda AK Parti’nin inkârcı yaklaşımının, artık kirli savaşın başlatılmasına kadar geldiğini” söylerken, durumu “Kemalist vesayetten AKP vesayetine geçiş” olarak özetliyor.

 

Diğer okuyucum ise,

 

Can kayıplarını ve maddi maliyeti “Akan kanın durmasına yönelik İmralı’yla yapılan flörtler”e, “Habur’da kurulan mahkemeler”e bağlıyor. “Öcalan’la, Karayılan’la masaya oturmakla barışın sağlanamayacağını” söylüyor.

 

Biri AK Parti’yi “yeni vesayet rejimi” kurmakla suçlarken, diğeri fazla demokrat buluyor. Biri AK Parti’nin “Kürt halkı başta olmak üzere ezilenlere yönelik saldırgan” bir politika izlediğini iddia ederken, diğeri “İmralı’yla yapılan flörtler”den söz ediyor. Biri AK Parti’yi “kirli savaş başlatmak”la suçlarken, diğeri barışın ancak savaşla olabileceğini savunuyor ve bunu zamanında yapmadığı için AK Parti’yi suçluyor. İkisinin özetlediği “durum” farklı. Ama önerdikleri çözüm aynı: “AK Parti gitsin.”

 

Peki, yerine kim gelsin? Bu sorunun cevabı önemlidir.

 

AK Parti’nin “Kürt halkı başta olmak üzere ezilenlere yönelik saldırgan” bir politika izlediği, “sermayenin çıkarları söz olduğunda hiçbir kural tanımadığı” düşünülebilir ve bu ifade edilebilir. Ama bunları cinayet sebebi saymama noktasında mutabık olmalıyız.

 

Ne istediğimizi somut olarak ifade etmek daha iyidir. İki okuyucuma da önerim, yepyeni bir Sivil Anayasa’dan beklentilerini dile getirmeleri, onun oluşumuna kendi çaplarında katkılarını sunmalarıdır.

 

“Bu asker yorgun, niye vurmuyorsunuz?” vahşiliği ile “Teröristleri topluca gömdük, bir de mezar taşı mı yaptıracaktık?” ya da “Gelin leşlerinizi alın!” vahşiliği arasında bir fark olmadığında anlaşmalıyız. Barışın olmadığı koşullarda, vahşetin yükseldiği koşullarda özgürlükler gelişemez, güvencede de olamaz.

 

“Vesayet Rejiminin Sonu mu?” başlıklı yazımda özetlediğim Abdullah Öcalan’ın dört çevreye çağrısının karşılık bulması, Kürt Sorununun çözüm yolunun silahtan arındırılmasının yolunu açacak özellikte idi. Yazık ki,

 

* PKK’nın savaş lordları ve destekleyicileri, Öcalan’ın çağrısını çarpıtmak ve barış çabalarını etkisizleştirmek için ellerinden geleni yaptı.

 

* PKK militanları, “Gerilla da süreci iyi anlamalıdır, gerekirse kimseyi dinlememeli, değerlerimize bağlı olmalı, ona göre süreci sahiplenmelidir” çağrısına karşılık verecek basireti gösteremedi. Adam kaçırmaya, mayınlı tuzaklar kurmaya, cinayet işlemeye devam etti.

 

* BDP’li siyasetçiler “doğru dürüst karar verme ve kararlarını da uygulama” çağrısına karşılık veremediler. Yanlış kararların peşine takıldılar. Öcalan’ın çağrısı üzerine yaptıkları özeleştirinin gereklerini bile yerine getiremediler.

 

* “Güvenlik güçleri operasyon yapmasın” demek de bir işe yaramıyor.

 

Öcalan’ın çağrıları, karşılığını yalnızca demokrat aydınlarda buldu. O nedenle de demokrat aydınlar, savaş lordları ve destekçilerince “yandaş medya” olarak etiketlendi, hedef tahtasına yerleştirildi.

 

Yanılmayı çok isterim ama kanımca BDP, basiretsizliği yüzünden, Türkiye’nin fiili ana muhalefet partisi olma şansını kaybetti. Ama Kürtlerin yarısından oy almış bir parti olarak, tercih ettikleri gibi bir bölge partisi olarak, hala kritik rol oynama şansı vardır. BDP, bir an önce Meclis’e dönmelidir. Yepyeni bir Sivil Anayasa hazırlama sürecinde yer almalıdır. Kürt sorununun çözüm yolunu silahtan arındırma konusunda bir muhatap olarak AK Parti hükümetiyle işbirliği yapmalıdır.

Öcalan’ın tekrar çözümün aktörlerinden biri haline gelmesi, BDP’nin çabalarıyla kolaylaşabilir.

 

Anlaşılıyor ki, PKK’nın silahlı gücü Türkiye sınırları içinde bulunduğu sürece çatışmasızlık ortamı sağlanamaz. Otuz yıl daha savaşmaktan, elli bin canımızı daha toprağa vermekten, Türk ve Kürt evlerine ateş düşürmeye devam etmekten ise her iki tarafın savaş lordları dışında kimsenin çıkarı yoktur. Buna kimsenin tahammülü de yoktur.

 

Şimdi AK Parti’ye ve ona oy veren seçmenlere, hükümete, BDP’ye, aydınlara iş düşüyor. Şimdi daha güçlü ve sonuç alıcı bir çağrıya ihtiyacımız var. Bayramla birlikte barış gelsin. Kan dursun.

 

Başta söylediğimizi tekrarlayarak bitirelim:

 

“AK Parti’ye bu sefer yüzde elli halk desteğiyle üçüncü kez yetki verenler, demokrasinin yolunu genişletmek isteyenler, eski rejimden zarar gören herkes, Sivil Anayasa’dan beklediklerini yüksek sesle dile getirmeli ve barış ortamını oluşturma çabalarında hükümetin cesaretini kırma girişimlerini boşa çıkarmalıdır.”

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar