Batı’da modern eğitim, 13. Yüzyıl ortalarından itibaren kentleşme süreci içinde, belediyeye bağlı okullar olarak, kilise içinden ortaya çıktı. Üniversitaslar,  toplumsal iş bölümünün artması, ihtiyaçların çeşitlenmesinin bir ürünüydüler, feodalizmden kapitalizme geçiş sürecinin (modernleşmenin) belirleyici unsurları oldular. Sivil toplumdan modern eğitime katkılar Batı’da önemli sonuçlar doğurdu.

Osmanlı devletinde ise modern eğitim medrese içinden çıkamadı. Savaşlardan yenilgi ile çıkan Osmanlının Batı’ya ayak uydurma (Batıcılık) girişiminin bir ürünüydü. 1727-1834 arasında devleti çökmekten kurtaracak asker sivil kurtarıcılar (halaskarlar) yetiştirmek üzere ortaya çıktı. Bizde Darüşşafaka ve Tevfik Fikret’in girişiminden başka sivil toplumdan modern eğitime dönük katkı (Cumhuriyete kadar) bulamazsınız.

Modernleşmemizi de, bir dünya görüşünden hareketle ulaşılan tahlillerin eyleme dönüşmesi biçiminde yaşamadık. Başta Ulema olmak üzere geleneksel unsurlar modern eğitime hep kuşkuyla baktılar, laikleşmeyi demokratikleşmeyi yabancı bir unsur olarak algıladılar. Çünkü Ulema için Nizamı Alem (mevcut düzen) Allah’ın takdir ettiği ideal yaşam biçimiydi, olduğu gibi korumak gerekti, değişim anarşi demekti. (Berkes:18)

Modern Eğitim, Ulemanın etkisi altında kimliğini bulmuş aydınların iç çatışmaları, ikircimli tutumları ile belirlenen, yer yer birbirine karşıt, yer yer birbirini tamamlayan sancılı bir süreçte gelişti.

Avrupa’da eğitimciler 17. Yüzyılda, modern eğitimde yöntem sorununu tartışırlarken, Osmanlıda medresenin yetiştirdiği müftü ve kadılar, bir adamın ömrünün yedi yılını bir başkasına verip veremeyeceklerini, kentte cadı çıkıp çıkmadığını, sinek pisliği bulaşmış bir ipi toprağa dikmekle nane yetişip yetişmeyeceğini tartışıyorlardı.

18. Yüzyıl başında Petervaradin’de şehit düşmesinin ardından (1716), felsefe, tarih ve astronomi kitapları yüzünden, yalnızca katalogu 4 cilt tutan Sadrazam Damat Ali Paşa’nın kütüphanesinin dağıtılması için Şeyhülislam Ebu İshak Efendi fetva vermişti.

18. Yüz yılın ikinci yarısında İngiltere 1. Sanayi Devrimini yaşarken;  Batıdan modern askeri okul kurmak için getirilen Baron De Tott, topların namlularını temizlemek için domuz kılından fırçalar kullanmaya başlamıştı da Ulema buna baş kaldırmıştı. Tott “Camilerin badanasını domuz kılından fırçalarla yapmıyor musunuz, üstelik o kıllar cami duvarlarında yapışıp kalmıyor mu” deyince Şeyhülislam “müminlerin şanı ve selameti için domuz kılından yapılma fırçaların top namlularında kullanılmasında sakınca yoktur” fetvası verdi. (Sakaoğlu:32-33)

Baron de Tott Mühendishane-i Bahri-i Hümayun haline gelecek Hendese haneyi  (matematik okulunu) açmaya kalkınca (1773) Ulema yine karşı çıkacaktı da, III. Mustafa karşı çıkan ulemayı huzura çağırdı. Baron de Tott “üçgenin iç açıları toplamı nedir”, diye sorunca ulema birbirlerine bakacak, içlerinden en cesuru “üçgenine göre değişir” yanıtını verecekti.(Adıvar:159-201)

III. Selim (1788-1807), eğitim, hukuk ve orduda ıslahat yapmak isteyince, Ulema ve Yeniçeri el ele verip “askere setre pantolon giydirip imanına halel getiren, önlerine muallim diye Frenkleri düşüren Padişaha Allah tevfikini görür (uygun olanı yapar)” diye baş kaldırdılar. Şeyhülislâmdan da fetva alarak padişah “hal’ edildi. (Koçer: 37)

Modern okullarda en önemli değişiklik sınıfların fiziki ortamında, kullanılan öğretim yöntemlerinde yaşandı. Bu değişiklikler bile “kara tahta üzerine ak yazı” yazmayı küfür sayan Ulemanın baskısı altındaydı. Tıphane ve Cerrahhane’de verilen anatomi dersleri 1850’lere kadar kadavra üzerinde yapılamadı, ancak resimler üzerinden gerçekleştirilmeye çalışıldı. (Antel: 37-52)

Abdülhamit, yaygınlaştırdığı okullardan yetişeceklerin ileride başına bela olmamaları için, istibdat rejimine destek sağlamak için dini ve hafiyeliği kullandı.  Hafızların, şeyhlerin, dedelerin, şeriflerin, seyitlerin, nakiplerin, üfürükçülerin, müneccimlerin sayısı Abdülhamit döneminde arttı da arttı.  (Berkes,1979:337)

Mülkiye’ye ait 1891 tarihli kararnamede öğretmenlerden dersleri bitirmeden önce, öğrencilere Elem tere keyfe suresinden başlayarak Fatiha suresine kadar Kur’an okutmaları, 10 kadar salat ve selam okuttuktan sonra Padişah, devlet ve Muhammet ümmeti için bir dua dersleri bitirmeleri isteniyordu. Bunu kontrol etmek için de her okulun başına hafiyelik görevi de üstlenen bir müfettiş dikiliyordu. (Atuf:156-157)

Fakat II. Abdülhamit, din ve hafiyelik üzerinden sosyal değişimin yönünü kontrol altında tutmayı daha fazla başaramayacaktı. Çarlık Rusya’sında 1905 devrimi sonucunda anayasal monarşiye geçilmesi, Trakya’da Jön Türklere esin kaynağı oldu. Resneli Niyazi’nin başlattığı hareket 24 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyetin ilan edilmesi, II. Abdülhamit’in Kanun-i Esasi’nin yürürlükte olduğunu açıklaması ile son buldu.

1910’dan sonra modern eğitimde şiar artık “Devlet ve Millet İçin Eğitim” idi. Modern eğitimin doğrultusu kavramsal kuramsal çerçevesi II. Meşrutiyet yıllarında şekillendi. Eğitim Türk etnik kültürü etrafında siyasi birlik arayışında araç haline gelirken derslere artık “Türküm, doğruyum” diye başlanır ve bitirilir hale geldi.

Bu toprakları yöneten siyasi kadroların elinde, eğitime ideolojik müdahale, hep etkili bir araç oldu. Siyasal İslam elinde de, Milliyetçilik elinde de eğitim, bireye kendini gerçekleştirme fırsatı verecek, mesleki kimlik edindirecek; yakın çevrede, toplumda barış, huzur, istikrar, farklılıklara saygı, doğaya saygı temelinde moral değerler, uzlaşma, dayanışma üretecek sonuçlar ortaya çıkaramadı. Çünkü toplumsal çeşitliliği istikrar, huzur içinde bir arada tutmayı değil, toplumu bir kimlik üzerinden aynileştirmeyi esas aldı. Kimlik çatışmasının panzehiri değil, kimlik çatışmasında taraf oldu.

2021 yılına girerken hala karma eğitimi tartışıyoruz, ortaöğretimin üçte birinde, siyasi kadro devşirmek için kullanılan İmam Hatip Liselerinde, öğrenciler haremlik selamlık okuyorlar. Kızları ve erkekleri ayrı üniversitelerde okutacak yollar aranıyor. En büyük bütçenin Diyanet İşleri Bakanlığına ayrıldığı bir ülkede, eğitimde çağdaşlaşma yolunda adımlar atılacağı beklentisi içinde olunabilir mi?

400 yıllık Modern eğitim içinden hala çağdaş bir devlet, çağdaş bir eğitim sistemi çıkaramadık. Bugün bunun sonuçlarını yaşıyoruz. Peki, bu sonuçta Milliyetçilerin payı yok mu?

Dilerim 2021, bu makûs talihi kıracağımız, çağdaş devlet, çağdaş eğitim yolunda belirleyici adımları atacağımız bir yıl olur.

KAYNAKLAR

Adnan Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, Remzi Kitabevi, 1991

Hasan Ali Koçer, Türkiye’de Modern Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi, İstanbul: MEB Yay. 1991

Nafi Atuf, Türkiye Maarifi Hakkında Bir Deneme, M.A.H. Kitaphanesi, Milliyet matbaası.1930

Niyazi Berkes, Türk Düşününde Batı Sorunu, Ankara: Bilgi Yayınevi, 1975.

Necdet Sakaoğlu, Osmanlı Eğitimi Tarihi, Ankara: İletişim yayınları 1991,

Tarık Zafer Tunaya,İslâmcılık Cerayanı İstanbul: Baha Matbaası, 1962.

Sadrettin Celal Antel, Tanzimat Maarifi, İstanbul matbaası, 1940.

  • Abone ol