Partili cumhurbaşkanı, kontrol etmekte zorlandığı yerde, gündemi belirlemek üzere bazı adımlar atıyor, bu sefer yeni anayasa yapma çağrısıyla gündem belirledi. Ardından gelen açıklamalardan, kimlik siyasetçilerinin yaşananlardan hiç ders çıkarmadıklarını bir kez daha görmüş olduk. 

Kimi devleti tanımlayacak maddeler arasına “devletin dini İslam” ibaresinin konmasını önerdi kimi 12 Eylül ile gelen değiştirilemez maddeleri sorgulayanlara savaş açtı.  Herkes yeni anayasa istiyor istemesine de kimse eski hamamından, eski tasından vazgeçmiyor. Biri devletin dini olsun, İslam olsun diyor, diğeri milletin adı Türk olsun diyor. Milliyetçi İslamcıya karşı çıkarken, tutumunun en az diğeri kadar irrasyonel olduğunu göremiyor, sorunumuz bu. 
Oysa ortak yaşamı sürdürmek için ortak paydalar, kurallar, ilkeler belirlemek istiyorsanız, sonuçta bunu birlikte, uzlaşma içinde yapmak zorundasınız, taviz vermek zorundasınız. Ortak akıl bunu söylüyor, ama gönül bir türlü bunu kabullenmiyor.
Anayasa toplumun birlik bütünlüğünü korumak için var. Gelin görün ki bu ülke de kendini Türk Milleti içinde ve dahi Sünni İslam içinde tanımlamayan milyonlarca insan var. Cumhuriyetin 98 yıllık serüveni, siyasi birlik için milliyetçiliğin de siyasi İslam’ın da çözüm olamadığını gösterdi, ama ders çıkaran kim!
Anayasa sonuçta, bireylerin ve kurumların hangi kurallara dayalı olarak nasıl yaşayacaklarının esaslarını belirlemeye dönük, toplumsal uzlaşma içinde ortaya çıkması beklenen bir program çalışmasıdır. 
Ortaya çıkacak anayasanın geçerli ve güvenilir olması, toplumun huzurunu, birlik bütünlüğünü sürdürüyor olmasına bağlıdır. Bu da, anayasa alanında uzman, program mühendisleri öncülüğünde, fakat örgütlü toplum temsilcilerinin katkısıyla üretilmiş bir belge olmasını gerektirir. En iyi, en kullanışlı program, ondan etkilenecek olanların azami katılımı ve elbirliği ile üretilmiş programdır. Hata yapılsa bile sonuçta ortaklaşa yapılmıştır.
Öte yandan anayasanın, elbette yöneticilerin ve vatandaşların ona uygun hareket etmeleri koşuluyla, toplumsal yaşama ne ölçüde rehberlik ettiğinin de sorgulanabilir olması gerekir. Yani süreç boyutunda anayasa, sorgulamaya ve değişime açık olmalıdır. Çünkü toplum yaşamı siz ne kadar muhafaza etmeye çalışsanız da değişir. Yaşam, kendisini yönetmek üzere ortaya çıkanı, boşa çıkarmayı da pek sever. 
Program yaşama geçme iddiasıyla ortaya çıkmış bir belgedir. Öyleyse topluma ayna tutacak, toplumsal işleyişe, işleyen hukuka kılavuzluk edecek bir anayasa, yaşama geçemediği, yaşamda ilave karışıklıklara, huzursuzluğa yol açtığı yerde (tabii misyonunu sürdürmek istiyorsa) değişir, değişmek zorunda kalır. Bu bakımdan anayasayı değiştirme mekanizmasının da konsensüs içinde işletiliyor olması önemlidir.
Programı üretirken, hiçbir maddesine önsel olarak “değiştirilemez” kaydı koyamazsınız. Onun değiştirilip değiştirilemeyeceğine yaşamın kendisi karar verir. Sorun, sizin bunu görmemenizden, yaşamdan dönüt alamamanızdan kaynaklanır. Yapmanız gereken önyargılarınızı, saplantılarınızı, dogmalarınızı bir tarafa bırakmaktır, toplumsal yaşamdaki çatışmalardan yeni program için dönüt devşirebilmektir.
Her türlü dayatma, önyargı, saplantı programı bir taslak, bir çerçeve olmaktan çıkarır, katılaştırır. Toplum içinde karşılığı olmayan bir ilkeyi siyaseten inatla koruyor ya da toplumda karşılığı olmayan bir ilkeyi inatla dayatıyorsanız, yaşamın doğal akışına karşı engel koymuş olursunuz. Bu durum toplumdaki farklı kesimler arasında huzursuzluk yaratır, o bölünmez kaydı koyduğunuz özelliğe zarar vermiş olursunuz.
Kimlik çatışmalarının, ideolojik dayatmaların gölgesinde sağlıklı bir anayasa yapılamaz. Kimi toplumsal, kültürel yapıları dışlayarak, onlara yaşama biçimi dayatarak ortaya çıkacak bir anayasanın, hayata geçmesi baştan sorunlu hale gelir.  Böyle bir anayasanın yaşama geçme iddiasında olduğu toplumda sürdürülebilir bir barış, huzur, kalkınma olmaz.
Unutmayalım, 2011’de kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonunda 12 Eylül Anayasasının 70 maddesini değiştirmekte bütün partiler uzlaşmıştı. Böyle olduğu halde istenen değişiklikler yapılamadı. Ardından iki partinin dayatması ile olağanüstü koşullarda, anayasada yaşamın akışını değiştirecek köklü değişiklikler yapıldı. Bu değişiklikler 2017 referandumunda bıçak sırtı oyla (% 51. 4) kabul edildi. Böylesine sorunlu bir kabul ile ortaya çıkan yeni anayasa, toplumda birlik bütünlüğü sağlayabildi mi? Bunun mümkün olamayacağını dört yıl içinde gördük. Peki, yaşanan bu süreçten iktidarı ile muhalefeti ile ders alındığı söylenebilir mi? 
Toplum bugün, muhalefetin teröre destek vermek ile suçlandığı, milletvekillerinin dokunulmazlık, partilerin kapatılma tehdidi altında olduğu, tek bir kişinin istediği yere istediğini atadığı, sorun yaratma kapasitesi olanların, rakip siyasetçilerin, gazetecilerin dört duvar arasında kontrol altında tutuldukları, ipi elinde tutanın hukuka istediği müdahaleyi yaptığı bir süreç içinde yaşıyor. Siyasi yaşamda kimlik üzerinden kavga bütün şiddeti ile sürüyor.
Şimdi, bu sürecin müsebbibi olanlar yeniden anayasa tartışması başlatıyorlar. Kimlikler üzerinden çatışmanın alabildiğine şiddetle yürüdüğü koşullarda, devlet aygıtı karşısında vatandaşların hak ve hukukunu güvence altına alması beklenen demokratik, sivil bir anayasanın yapılabileceğine gerçekten inanıyor musunuz? 

  • Abone ol