• 10.04.2021 06:45
  • (199)

Partili Cumhurbaşkanı bir gece yarısı servis edilen, amiraller bildirisini alıp gündemin başköşesine taşımasaydı, herhalde bugün oturup kalkıp bunu konuşuyor olmayacaktık.

Partili Cumhurbaşkanı bildiriden darbe kokusu aldı, kokunun da CHP mutfağından geldiğini ilan etti. Bildiriyi kaleme alanlar işin buralara varacağını düşünmüşler midir, sanmıyorum.

Bildiri sipariş sonucu mu yazıldı, kim yazdı, nasıl hazırlandı, kaleme alan MHP’ye mi, yoksa CHP’ye mi yakındı, amiraller sabah mı yayınlayacaklardı, haber neden gece yarısı yayınladı, burada kasıt var mı, bilmem.

Amiralleri rahatsız eden, harekete geçiren, gerçekten Montrö sözleşmesi ile ilgili tartışmalar ile bir amiralin basına yansıyan tarikattaki görüntüleri miydi, buradan ülke yönetimine el koyacak bir motivasyon çıkar mı, buna da aklım ermez.

Ama bildiriyle ortaya çıkan sonuçları alt alta dizip, buradan bir çıkarımda bulunabilirim, elimden bu kadarı gelir.

Bir kere, mevcut durumda iktidar karşısındaki duruşlarına rağmen muhalefetin büyük çoğunluğu, darbe karşıtlığı noktasında iman tazelemiş oldu. Bu da iktidarın hoşuna gidebilecek bir durum sonuçta.

Böylece iktidar, bir darbe hazırlığı algısı üzerinden Partili Cumhurbaşkanlığı sistemine dönük, kamuoyunda bir meşruiyet duygusu uyandırma fırsatı buldu. Sadece bu bile, iktidarın neden bildiriye bu kadar ilgi gösterdiğini anlamak için yeterli.

Üstelik Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi karşıtlığının başını çeken ana muhalefet partisini, kamuoyunda darbe hazırlığı yapan, gizli emelleri olan bir örgüt olarak gösterebilmek için paha biçilemez bir fırsat buldu bildiride iktidar, daha ne olsun.

Bazı generallerin çoluk çocuğunun, yakın akrabalarının CHP üyesi olduğu, yandaş basında anında kendine yer buldu. Üstelik bunun haberi bizzat Cumhurbaşkanı tarafından, bildiri ile ilgili yapılan açıklama sırasında, altı kalınca çizilerek verildi.  Bu, iktidarın CHP’ye dönük başlattığı yeni bir süreç oldu. Darbeci CHP algısını kamuoyuna yerleştirmek için basında daha çok “haber” göreceğiz, öyle anlaşılıyor. 

Böylece satır arasında özel yaşamın ifşası ile ilgili yeri geldiğinde her türlü sınırın aşılabileceği de kamuoyuna mesaj olarak verilmiş oldu, bu da az şey değil.

Salgının ve ekonomik sıkıntının pik yaptığı noktada Partili Cumhurbaşkanına gündemi belirleme fırsatı doğdu. Bu bakımından da kullanışlı bir araç oldu bildiri.

Diğer yandan, ordu ile ilişkisi kesilen, Ergenekon davasından berat etmiş (edilmiş),  böylece biraz olsun gönülleri alınmış, milli meselelerde her zaman Erdoğan’a fırsat buldukça yol göstermiş, bildiriye imza atan atmayan emekli amirallere, generallere bir tür parmak sallandı. Herkes haddini bilsin, güç bende, mesajı verildi, bu da önemli.

Sonuçta bildiri, iç siyaseti kontrol altında tutma, muhalif saflarda karışıklık, çelişki yaratma bakımından iyi iş gördü denebilir.  Olası bir seçime doğru giderken siyasi ortamı daha elverişli duruma getirme bakımından da hakkını verelim oldukça kullanışlıydı bildiri.

Partili Cumhurbaşkanı, bildiriyi kaleme alanlara Montrö ile belirlenen statükoya bugün sahip çıkıyoruz diye seslendi. Öte yandan ABD başkanı Joe Biden’a “duruma göre boğazlar rejiminde bir değişikliğe gidebiliriz” mesajı vermiş olabilir mi, diye de sormak lazım. Böylece ABD ile sürtüşmeleri yumuşatmaya dönük bir pazarlık masası kurulmaya çalışıldı bekli de.

Şimdi bildiri ile ortaya çıkan bütün bu sonuçlara, sonuçların AKP-MHP ittifakına getirilerine bakınca, değil sabaha karşı evlere baskın yapma, tutuklama, apoletleri sökme, lojman tahsislerini ve diplomatik pasaportları iptal etme; bu amirallere devlet liyakat madalyası verilse yeridir bence. Yanılıyor muyum?