Belediyeler, diyanet İşleri, Alevi- Bektaşi dernekleri gibi bazı kurumlar üzerinden Avrupa’ya insan kaçakçılığı yapılmış, hem de devletin verdiği gri pasaportlar kullanılarak. Bu bir skandal! Henüz nerelere uzanacağı, kimleri yakacağı da belli değil.  

Şimdi bunun haz peşinde koşmak ve utanç ile ne ilgisi var, diyeceksiniz.

Rastlantı işte, olayları televizyondan duyduğumda, elimde Nobel ödülü (2003)Güney Afrika kökenli yazar M. Coetzee’nin Utanç romanı vardı, son sayfaları okuyordum. Romanda yaşanan olaylar ile patlayan skandalın çağrıştırdıkları, garip bir biçimde birbiri ile örtüştü zihnimde.

Türkiye’de yaşanan skandal olayda da, romanda Güney Afrika Cumhuriyetinde geçen olayda da insanları bir arada tutması gereken bazı değerlerin ve dahi insanın, haz için, konfor için nesne olarak, araç olarak kullanılması vardı. Sizlerle bunu paylaşmasam olmazdı.

Roman Güney Afrika’da geçiyor. Cape Tawn üniversitesinde edebiyat derslerine giren 52 yaşında dul bir Profesör var, adı David. Henüz yirmi yaşında olan siyahî öğrencisini hoca-öğretmen ilişkisini kullanarak ayartıyor. Belki açık bir tecavüz değil bu, ama sonuçta istismar. Kızın sevgilisi olayı üniversite yönetimine ve kızın ailesine taşıyınca olanlar olur. Kız profesörü suçlar. Profesörden bir özür, pişmanlık, ya da bir mazeret beklenir. Fakat, profesör oralı değildir, başına geleni ödenecek doğal bir bedel olarak görür David. Üniversiteden atılır.

Taşrada kendisine bırakılan köpeklere bakım hizmeti vererek ve arazisinde yetiştirdiği çiçekleri satarak geçinen kızı Lucy’nin yanına yerleşir. Kızı, bazı işlerini görmesi ve ona koruma desteği vermesi karşılığında arazisinin küçük bir kısmını Petrus adında evli bir siyahîye bırakmıştır. Fakat Petrus’un planları başkadır.

Bir gün üç siyahî, kaldıkları çiftliği basarlar, David’i darp edip, Lucy’e tecavüz ederler. Lucy hamile kalır. Daha sonra, saldırganlardan birinin çiftlikte kalan Petrus’un bir akrabası olduğu ortaya çıkar. Petrus, profesöre bir teklifte bulunur. Kızı ile evlenirse, çiftliği kendisine bırakırlarsa, kimse bir daha onlara ilişmeyecektir.  

Profesör teklifi kızına götürür. Kızının tepkisi onu dehşet içinde bırakacaktır. Lucy teklifi gayet doğal karşılamış, dahası teklifi kabul etmiştir. Çünkü Güney Afrika’da ırkçı rejim, bu rejimi ayakta tutan beyaz ırk, o ülkedeki zencileri, sahip olunacak konfor, zenginlik için hep kullanılacak birer araç, birer nesne olarak görmüştür. Bu topraklarda bedeli kanla, canla ödenmiş haz, her zaman meşrudur. Şimdi bedel ödeme sırası onlara gelmiştir. Adil olan budur.

Profesörün, topluma hizmet uygulaması olarak zaman zaman yardım ettiği, bazen de seviştiği bir veteriner yardımcısı vardır, Bev Shaw. Bev Shaw’ın görevi kendisine bırakılan sahipsiz, sakat sokak hayvanlarının acılarını zehirli iğne ile dindirmektir. Bunu, onları okşayarak, severek yapmaktadır. Roman, sevgisini ağzını yüzünü yalayarak gösteren ayağı topallayan sevimli bir köpeği, David’in Bev’in kucağına bırakması ile sona erer. Bev Shaw sorar: “Ondan vaz mı geçiyorsun?” Profesör cevap verir; “Evet, ondan vazgeçiyorum”.

İşsizsin bunalmışsın ya da yargıya intikal etmiş sorunların var,  mesela yolsuzluktan ya da siyaseten karıştığın FETÖ üyeliği gibi bir takım işlerden dolayı ülkende aranmaktasın. Yakayı ele vermen an meselesi, bir an önce kapağı Avrupa’ya atman lazım. Yoksa anandan emdiğin süt burnundan gelecek.

Telaşa gerek yok. Yeter ki sen doğru adamı bul. Yeter ki o adam, diyanet ile iktidarın elindeki belediyeler ile bazı vakıf ve derneklerle iyi ilişkiler içinde olsun. Ülkende yaşadığın sorun ne kadar derin, yurt dışına kapağı atman ne kadar acil, yani risk ne kadar yüksek ise o kadar yüksek bir parayı gözden çıkarabiliyorsan paçayı yırttın. Senin adına düzenlenmiş gri pasaportu alırsın, hizmet görevlisi olarak elini kolunu sallayarak Türkiye’den çıkar, gidersin. Mesela çevreye duyarlı birey olmak için eğitim görmek üzere ya da ne bileyim yurt dışındaki Alevi vatandaşlara gönül eğitimi verecek bir Alevi dedesi olarak. Kimsenin ruhu da duymaz.

İş ortaya çıkar diye de korkma, nasıl olsa bu işin faturasını muhalif belediyelere çıkaracak bir yol her zaman bulunur.

Peki, bunun hazcılık ile ilişkisi ne, diye soracaksınız. Para kazanmak için, daha fazla konfor için her şey kullanılabilir hale gelmiş; din, iman, statü, insanın kendisi, devletin kurumları, maddi manevi aklınıza ne geliyorsa, daha ne olsun!

Hedonizmi ilke edinmeden bu işi yapılabilir mi! Öyle görünüyor ki Hedonizm, Kapitalizmin Post modern evresinde topluma hâkim başat bir duygu haline geliyor. İnsanın kendisi, pazar için alınır satılır bir meta haline gelmiş. Piyasada kendini ne kadar pahalı satarsan o kadar tatmin oluyorsun.

Ama bu iş burada kalmaz, devlet olarak, toplum olarak, birey olarak bedel mutlaka ödenir.

Utanç, arkadan gelir!

  • Abone ol