• 22.09.2021 08:03
  • (169)

Öncelikle bu sorun Türk Milliyetçiliğinin kollarında büyümüştür, o nedenle aynı zamanda sorun, Türk sorunudur. Bir başka deyişle, bu topraklarda karşılıklı olarak milliyetçi dayatmayı aşma, farklı kültürlerin kardeşçe bir arada yaşamayı öğrenebilme ve bir arada yaşayabilme sorunudur. Sorun, ancak, Türkü ile Kürdü ile Türkiye toplumunun,  demokrasiyi yaşama biçimi haline getirmesi ile çözülür.

Bu sorun siyasi bir sorundur. Sorunu güvenlik sorunu olarak görmek, karşılıklı milliyetçi dayatmalardan vazgeçebilecek olgunluğa henüz erişilemediğini gösterir. PKK’yı ortadan kaldırarak da PKK ile (ya da TC ile) anlaşarak da bu sorun çözülemez. Kürt sorununu demokratikleşme yoluyla çözme yoluna girerseniz, eline silah alıp dağa çıkmak için ortada bir neden kalmaz.  Sorunun ortaya çıkmasına neden olan bataklık kuruyunca güvenlik sorunu da kaynağında çözülmüş olur. 

Cumhuriyetin kurucu partisi CHP’nin genel başkanı Kılıçdaroğlu, bir belgeselinin ilk bölümünde "Kürt sorununu çözmek için meşru bir organa ihtiyacımız var. HDP’yi meşru organ olarak görebiliriz" demekte. Böylece Cumhuriyetin bu en esaslı sorununu, Kürt Siyasi hareketinin temsilsi HDP ile birlikte çözebileceklerini ilan etmiş oluyor.

Hangi konjonktürde:  Cumhuriyetin bütün kurumlarıyla işleyişinin bir İslamcı parti tarafından tasfiye edilmeye çalışıldığı bir eşikte. Bu açıklama, hem Kürt sorunun kabulü ve çözüm yolunu göstermesi, hem de Cumhur ittifakına karşı sağlam bir ittifak için temel oluşturma yolunu açması bakımından çok değerli.

HDP’nin eski eş başkanlarından Sezai Temelli, bu açıklama ardından çıktı, “çözümün asıl adresi ve muhatabı İmralı'dır" dedi. Sonradan “ kişisel görüşümdür, partiyi bağlamaz” dese de Temelli bu çıkışı ile hem katılımcı demokrasiyi inşa etme yolunda olası bir CHP-HDP ittifakını, hem de Kürt sorununa çözüm arayışını bir tür sabote etti.

Öte yandan bir dönem eş başkanlığını yaptığı partiyi de kamuoyunda töhmet altında bıraktı. İktidar partisinin kamuoyunda yaratmaya çalıştığı HDP’nin PKK vesayeti altında örgüt olduğu algısına hizmet etti. Bazı HDP sözcüleri, milletvekilleri de, yerli yersiz ettikleri laflarla bunu zaman zaman yapıyorlar. HDP içinde Temelli bu yolda yalnız da değil.    

HDP yöneticileri HDP’yi vesayet altında bir parti gibi gösterdiği, kamuoyunda HDP’yi hiçleştiren bir algı yarattığı için Temelli’nin bu çıkışından rahatsızlar olmuşlar (ındependent Türkçe). Ama keşke bu açıklamayı İsmail Saymaz’a değil de doğrudan kamuoyuna yapsalardı.

Bu, PKK tarafından, AKP liderine yapılmış, bir tür, elini çabuk tut çağrısı olabilir mi?

Güvenlik sorunu olarak algılayıp görüşerek ya da savaşarak sorunu çözmeye çalışan parti AKP değil mi? Fakat aynı zamanda iktidarını sürdürebilmesi için Kürt seçmenin oyuna ihtiyaç duyan, bunun için Osman Öcalan gibi figürleri ekrana taşımaktan çekinmeyen parti de AKP! Herhalde Kılıçdaroğlu İmralı’ya gidip Öcalan ile görüşmez, bunu beklemiyor Sezai Temelli.

AKP, anayasa, seçim mevzuatı değişikliği ve içerdeki HDP temsilcilerinin bir kısmının salıverilme gibi yollarla İmralı ile yeni bir süreç başlatma girişiminde bulunur mu, olabilir.  Ama, HDP bu oyunlar için kullanışlı bir parti değil. Bunu İstanbul Belediye seçimlerinde gösterdi. Osman Öcalan üzerinden Kürt oylarını manipüle etme girişimine, Demirtaş’ın çağrısı ile Kürt seçmenin verdiği cevap çok açıktı.

Demirtaş, Twitter hesabı üzerinden 21 Eylül itibarıyla şu açıklamayı yaptı: “HDP Kürt sorunu dahil olmak üzere, Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümüne taliptir, çözümün adresi de doğal olarak Türkiye Büyük Millet Meclisidir.” Galiba tartışmaya son noktayı, böylece koymuş oldu.

Bütün bunlar neyi gösteriyor?

Türkiye’nin kaderini belirleyecek önümüzdeki seçimde muhalefetin işi hiç de kolay değil. Fakat bütün bu bel altı vuruşlar karşısında demokratikleşmenin önünü kesme çabalarını boşa çıkaracak muhalif güçler Türkiye’de var. Bu umudumuzu diri tutuyor.

Gönül ister ki Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu irade lafta kalmasın. CHP, seçimlere gitmeden önce, Kürt sorununun çözümünü de içine alacak şekilde, katılımcı demokrasiyi kurumsallaştırmanın yol haritasını HDP ile birlikte oluştursun. Seçmenin karşısına HDP ile CHP, bu yol haritası ile çıksınlar.

Demokratikleşme, Türk Milliyetçiliği ile Kürt Milliyetçiliği arasında bir pazarlık süreci olamaz. Kürt sorununda çözümün bütün tarafları, Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminden kurtulmanın katılımcı demokrasiden geçtiğine inanan, bütün partilerdir. 

Kürt sorununu çözecek programın temel parametreleri de aslında bellidir:

Anayasanızda, “Türk Devleti” yerine “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” kavramına yer vereceksiniz. Merkezi idarenin eğitim, sosyal hizmetler, bayındırlık gibi önemli yetkilerini yerel yönetimlere devredeceksiniz. Halkın doğrudan ya da önseçimle seçtiği seçilmişlerle yönetilecek, hukukun üstünlüğüne, güçler ayrılığına, bağımsız, tarafsız yargıya dayalı, yasama, yürütme ve denetimi yeniden yapılandırmış bir siyasal sistem kuracaksınız. Ana dilde eğitimi önceleyen, laik, bilimsel ve demokratik bir eğitim sistemi oluşturacaksınız. Kimsenin de yaşam biçimine, neye nasıl inanacağına karışmayacaksınız.

Hepsi bu!