İstanbul için CHP ile Gülen

  • 3.12.2013 00:00

 

İstanbul için CHP ile GülenCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Washington gezisi sürerken okyanus ötesinde Türkiye’yi yakından takip edenler açısından en çok merak edilen konuların başında Fethullah Gülen hareketi ve AK Parti iktidarı arasında gittikçe sertleşen kavga başı çekiyor. Önceki gece epey ilgi gören CHP’nin Washington temsilciliğinin açılışında rastladığımız Türkiye uzmanlarının sordukları ilk sorular aşağı yukarı şöyleydi: “Cemaat ve hükümet arasında neler oluyor? Kavga nereden çıktı? Kim kazanacak? Belediye ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerini nasıl etkileyecek?”

Benzer sorular Amerikan’ın önde gelen Yahudi kuruluşlarıyla Washington elitlerinin yaşadığı Georgetown semtindeki meşhur Milano Kafe’de yemekte bir araya gelen Kılıçdaroğlu ve kurmaylarına da sorulmuş. Jinsa, American Jewish Committee, B’nai B’rith, Anti-Defamation League’in temsilcileri ve yılların Türkiye uzmanı (ve dostu) Alan Makovsky ile buluşmada yer alan eski Washington büyük elçisi, CHP milletvekili Faruk Loğoğlu ile dışişlerinden eski mevkidaşı CHP İstanbul milletvekili Osman Korutürk’e “Siz ne cevap verdiniz” diye sorduğumuzda herhangi bir cevap alamadık.

Sorunun muhatabının CHP olması anlamlı zira belediye seçimlerinde Gülen hareketi ile ittifak yapılması halinde belki de ilk kez AK Parti’nin yıllarca sarsılmaz görünen iktidarı nasıl bir darbe yer? Böylesi bir ittifak özellikle sembolik manada kritik önem atfeden İstanbul Büyük şehir Belediyesi’nin AK Parti’nin elinden almasına yeter mi?

Batılı diplomatların AK Parti’nin karşısındaki “en etkin güç” olarak tarif ettikleri Fethullah Gülen cemaatinin seçimlerde CHP’ye yönelik benimseyeceği tavır ve bir ittifak durumunda bunu tabanına nasıl izah edebileceği de büyük merak konusu. CHP için de aynı sorular sorulabilir. Seçimler yaklaştıkça tablo da netleşir

Ama en azından görünürde İsrail ile ilişkilerde Gülen cemaatiyle CHP’nin aynı dalga uzunluğunda olduklarını söyleyebiliriz. Her ikisi de Mavi Marmara olayında geminin hareket etmesine izin verilmeseydi facianın önlenebileceğini savunuyor. İsrail ile ilişkiler bu denli hasar görmezdi diyor. Ancak Mavi Marmara’da yaşamlarını yitiren 9 vatandaşımız için İsrail’in özür dilemesi ve ailelere tazminat ödemesi gerektiği konusunda da birleşiyor. Aynı mesajlar Kılıçdaroğlu tarafından Yahudi gruplarının temsilcilerine verilmiş. “Yani nabza göre şerbet vermedik” diyen Loğoğlu AK Parti’nin Gezi olaylarında karşısında tavan yapan İsrail ve Yahudi aleyhtarı söylemlerin Amerika’daki Musevi kuruluşlar arasındayarattığı malum rahatsızlığı aktardı.

Dünkü yazımız da ifade ettiğimiz gibi CHP’nin Yahudi lobisine uzattığı el AK Parti’nin İsrail’e yönelik katı tutumundan bezen Obama yönetimi tarafından olumlu karşılandı. Ancak CHP ile ilgili kök salan köhne, militarist, statükocu, gri, ataerkil ve iflah olmaz anti- Amerikan ve Akitçileri kıskandıracak derecede her taşın altına Yahudi lobisini gören imajını silmeye yetecek mi?

37 yıl aradan sonra bir CHP liderinin Washington’a ayak basması iyi bir başlangıç elbette. CHP’nin ofis açması da. (BDP bu işi ta 2010 da yaptı ve ABD çapında Kürtleri başarıyla örgütlemeye başladı. Washington’a iki kez gelen BDP eş-başkanı Selahattin Demirtaş’ın ABD yetkilileri ve düşünce kuruluşu üzerinde bıraktığı etkiye bizzat geçtiğimiz ay BDP’nin burada ilk kez düzenlediği Kürt konferansı esnasında şahit oldum).

Dün Beyaz Saray’da Başkan Obama’nın Avrupa işlerinden sorumlu baş danışmanlarından Karen Donfried ile bir araya gelen Kılıçdaroğlu’nun ABD’nin derin rahatsızlık duyduğu AK Parti’nin Çin’den füze alma planlarına karşı olduğunu belirtmesi TSK’daki “Avrasyacılar” ile paralel dünya görüşüne sahip CHP’deki ulusalcı kanattan ayrışmanın net ifadesidir diyebiliriz. Kılıçdaroğlu’nun dün Demokratlara yakınlığıyla bilinen ve Kemal Derviş’in yönetimde yer aldığı Brookings Enstitüsü’nde yaptığı konuşmasında da “yeni CHP” vurgusu yoğunluktaydı. Ancak özellikle Kürt sorununun çözümüyle ilgili kullanılan yuvarlak ifadeler yeterince tatmin edici değildi. “Bir insanın tek gerçek dostu köpeğidir” denen Washington’da klasikleşen “ben seni neden ciddiye alayım ki” sorusuna cevap vermek için Kemal bey’in önünde iki gün daha var. Ancak kendi ülkesinde ciddiye alınmayan bir liderin herhangi başka bir yerde ciddiye alınması söz konusu değil. Kemal bey CHP’nin oylarını zıplatmadı ama yine de artırdı. Bakalım belediye seçimlerinde aynı performansı sürdürebilecek mi? Sonuçta geçen üç buçuk yılda Kılıçdaroğlu dümeninin başına geçtiği o yaşlı paslı sürekli su alan geminin rotasını tam olarak değiştiremediyse de burnunu en azından çevirdi. Okyanus ötesine yapılan bu yolculukta CHP’deki Kılıçdaroğlu liderliğindeki değişimin en somut ifadelerinden biri.

Not: Bu arada Loğoğlu ve Korütürk dışında milletvekillerine basına görüşmeler konusunda bilgi verme yasağı konması işlerimizi epey zorlaştırdı. Tek umudumuz Kamer Genç. :))

 

Dünyanın en etkin düşünce kuruluşu

1916 kurulan Brookings Enstitüsü, dünyanın en etkin düşünce kuruluşu olarak biliniyor. Demokratlara daha yakın olmakla beraber Cumhuriyetçiler tarafından da son derece ciddiye aldığı Brookings, Microsoft’un sahibi Bill Gates gibi ABD’li liberal bakış açılı zenginler tarafından finanse ediliyor. Kuruluş ABD, İngiltere, Çin, Japonya ve Katar hükümetlerinden de destek alıyor. Ortadoğu politikasına özel önem atfeden Brookings’in başında Clinton döneminde diplomaside önemli görevler üstelenen ve Time dergisinin uzun yıllar Doğu Avrupa Büro Şefliği’ni yürüten Strobe Talbott var.

http://www.taraf.com.tr/amberin-zaman/makale-istanbul-icin-chp-ile-gulen.htm

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Çok Okunanlar

Rant değil belediye yararı

Rant değil belediye yararı

  • 16.11.2022

Resmi İlanlar