Başbakan Gül

  • 4.04.2014 00:00

 Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, evvelki gün gazetecilere yaptığı açıklamalarda, beş yıllık görev süresi dolduğunda Recep Tayyip Erdoğan ile değiş tokuş yaparak başbakanlık koltuğuna ikinci kez oturabileceğinin sinyalini verdi.

Gül, Başbakan’la anlaşarak yola devam edeceğini, Türkiye’nin artık normalleşmesi gerektiğini, hukukun üstünlüğünden ve demokrasiden yana olduğunu belirtirken kanun dışı dinlemelere ve sosyal medyaya getirilen yasaklara karşı olduğunu vurguladı.

Gül’ün yıllardır çizdiği profil ile örtüşen sözleri hepimizi rahatlatmalı. Yeter ki başbakanlık koltuğuna kazasız belasız oturabilsin. Çünkü “Başbakan Gül” hızla artan kutuplaşmayı durdurur. Avrupa Birliği ile müzakerelere dört kolla sarılır. Kürtlerle barışa hız verir. Başta Suriye olmak üzere dış politikadaki mezhepçi ve maceracı savruluşa set koyar. Yolsuzluğa izin vermez. AK Parti’ye oy vermeyen kesimlerin taleplerine kulak verir. Devletle Gülen Hareketi arasındaki ilişkileri onarır. (Dikkat ettiyseniz yanında götürdüğü gazeteciler arasındaZaman gazetesinin dış politika yazarı Abdülhamit Bilici de vardı.) Toplumun yaralarını sarar. Piyasaların güvenini sağlar. Böylece Türkiye AK Parti’nin ilk döneminde sergilediği başarıyı yeniden yakalar.

Peki, bu çizdiğim pembe tablo ne kadar gerçekçi?

Belki en yoğun itirazlar Gül’ün bir zamanlar en koyu destekçileri olan liberallerden gelecektir. “Gezi’de çoluk çocuk dövülüp öldürülürken, pasif kalan Gül, kendi kariyerini ülke menfaatlerinin önüne koydu. Hırsızlara göz yumdu. Yasakçı zihniyeti kolladı. Bizim için büyük bir hayal kırıklığı,” diyeceklerdir. Gül’ün “Kanunları imzalamasaydım en ufak düzeltme yapılmadan aynen yürürlüğe girecekti” savunmasını ikna edici bulanların sayısı az.

Erdoğan’a karşı tek etkili muhalefetin merkez sağdan, AK Parti’nin içinden gelebileceğini, öncülüğünü ancak Gül’ün yapabileceğine inanan liberal entelektüeller Cumhurbaşkanı’nın Erdoğan’la arayı bozmama adına bu şansı kullanmadığı için çok kırgınlar.

Farklı kesimlerin birleştiği bir diğer nokta ise şu: Gül başbakan olur da Erdoğan cumhurbaşkanı koltuğuna oturursa ülkeyi yine Erdoğan yönetecektir. Yerel seçimlerden yüzde 45’lik bir galibiyet elde eden Erdoğan, Gül’ü mü dinleyecek?

Cumhurbaşkanının mevcut yetkilerini sonuna kadar kullanacak. Kabineyi toplayacak. AK Parti’nin yönetimini elden bırakmayacak. Milletvekili listelerini yine kendi belirleyecek. Kimin hangi ihaleyi kazandığını da... Özetle mikro yöneticiliğe devam edecek. Kötümser senaryo az çok böyle.

Bir de tabii Erdoğan’ın parti tüzüğünü değiştirip seçimleri öne alarak dördüncü kez başbakan olma ihtimali de var.

Bu durumda Gül yeniden AK Parti’nin desteklediği cumhurbaşkanı adayı olur olmasına da seçimlerde eskiden sahip olduğu geniş desteği sağlar mı? Şüpheli...

Kürtlerin oylarıyla koltuğunu korur elbette. Ancak Gül’ün en büyük özelliği sağ- sol, laik- dindar, milli görüşçü- nurcu, Alevi- Sünni, Kürt ve milliyetçi toplumun tüm kesimler tarafından benimsenmesinde yatıyordu.

Başbakan olarak Gül bu desteği yeniden inşa etme şansına sahip olabilir. Ancak bu durumda büyük ihtimalle Çankaya’ya çıkacak olan Erdoğan’ın tavrı belirleyici olacaktır.

Tabii bir diğer senaryo da şöyle: Gül başbakan olduktan sonra, yani “işi sağlama aldıktan” sonra, Erdoğan’a bayrak açar. Partiyi kendisine çeker. Neticede Fazilet’ten kopuşta ve AK Parti’nin kuruluşunda “yenilikçi” Abdullah Gül kilit rol üstlenmişti. Bu satırlardan ne denli rahatsız olacağından en ufak şüphem yok. Çünkü Başbakan ile kendisini rakip şeklinde konumlandıran her senaryoya her söze hatta imaya müthiş tepki duyuyor. Ama nereye kadar? Erdoğan tek adam olma ısrarında devam ettiği takdirde Gül’ün er veya geç cevaplandırması gereken soru bu olacaktır.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar