Reform mu devrim mi?

  • 23.12.2014 00:00

 19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başında sadece Almanya değil tüm dünya işçi sınıfı mücadelesine esin kaynağı olan Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin önde gelen isimlerinden ve teorisyenlerinden Eduard Bernstein 18 Aralık 1932’de hayatını kaybetti. Onun ölüm yıldönümü vesilesiyle sosyalizm mücadelesinin en kritik ve bugün hala önemini koruyan tartışmalarından biri olan ve Rosa Luxemburg’un Sosyal reform mu devrim mi? adlı eşsiz çalışmasıyla Bernstein’a yanıt vermesine yol açan reform ve devrim mücadelesi arasındaki ilişki tartışmasını hatırlamakta fayda var.

Üstelik bunu sadece tarihin tozlu sayfalarında keyfi bir gezinti olarak değil bugünün birçok tartışmasına ışık tutan bir fener arayışının ürünü olarak görmekte de fayda var. Örneğin Kanadalı Marksist Sam Gindin, Guardian gazetesinde yayınlanan yazısında Yunanistan’ın yeni sol partisi Syriza’nın ‘radikal reform’ politikasını şöyle tarif ediyor: “21. Yy’daki soru reform mu devrim mi sorusu değil, hangi reformların kapitalizmin basıncına direnmemizi sağlayacak kadar devrimci olduğu ve bu reformları kazanabilecek ve aynı zamanda başka yerlere de ilham kaynağı olabilecek hareketlerin ne tür hareketler olduğudur”. İspanya’nın yeni sol partisi Podemos liderliğinin sözcülerinden biri olan Carolina Bescansa ise sanki patronların sorunu iyi ya da kötü insanlar olmalarıymış gibi iş dünyası içindeki saygın ve dürüst kişilerin yozlaşmış politikacılara karşı müttefikleri olabileceğini ima ediyor.

Dolayısıyla, Bernstein ve Rosa Luxemburg arasında yaşanan reform mu devrim mi tartışması halen güncelliğini koruyor.

Kapitalizm evcilleşebilir mi?

Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin, devrimci dönüşümün yerine devletin desteği ile sosyalizmin adım adım inşasını koymasının teorisyeni Bernstein, işçi hareketinin asli özelliğini, toplumsal devrimin bir tarafı değil, demokratik ve sosyalist bir reform hareketi olmak olarak tanımlıyordu. Marks’ın tersine, kapitalizmdeki çelişkilerin keskinleşmediğini, hatta giderek ortadan kalktığını, kapitalizmin evcilleştiğini iddia ediyordu. Karteller, tröstler ve kredi kuruluşları yavaş yavaş sistemin anarşik doğasını düzene koymuş, böylece artık Marks’ın tarif ettiği sürekli tekrar eden ekonomik krizler yerini sürekli refah eğilimine bırakmıştı. Bernstein’a göre, orta sınıfın hayatta kalma yeteneği ve anonim şirketler yoluyla sermaye sahipliğinin daha demokratik dağılımı sayesinde toplumsal çelişkiler zayıflamıştı. Ayrıca sistemin zamanın ihtiyaçlarına uyum sağlayabilme yeteneği, sendikaların ve kooperatiflerin faaliyetleri sonucu işçi sınıfının ekonomik, toplumsal ve politik koşullarındaki gelişmede de görülmekteydi.

Bernstein bu analizden yola çıkarak, sosyalist bir partinin kendisini, politik iltidarın bir devrim ile ele geçirilmesine değil, işçi sınıfının koşullarını adım adım iyileştirmeye adaması gerektiğini söylüyordu.

Bernstein’ın bu argümanlarına Rosa Luxemburg yanıt verdi. Luxemburg, kapitalist tekellerin (karteller ve trötler) ve kredi kuruluşlarının kapitalizmin çelişkilerini azaltmak yerine daha da derinleştirdiğini ileri sürdü.

Bernstein’ın kapitalizmin çelişkilerinin azaldığı yönündeki argümanını desteklemek için kullandığı koz kapitalizmin 1873’den beri büyük bir kriz yaşamamış olmasıydı. Bernstein bunu iddia ederken hem 1900’de patlak veren krizi görmezden gelmekte hem de kapitalizmin bu genel eğiliminin ortaya çıkışını sadece belirli bir zaman diliminde ortaya çıkıp çıkmamasına indirgemekteydi. Rosa Luxemburg’a göre ise, Marksizm için asıl olan kapitalizmdeki çelişkilerin giderek artıyor olmasıdır. Bu çelişkilerin kendisini nasıl ortaya koyduğu ikinci derecede önemlidir.

Luxemburg, Bernstein’ın kapitalizmin çelişkilerinin derinleştiğini reddederek sosyalizm mücadelesinin önünü kestiğini söyler. Şöyle sormaktadır Bernstein: “Sosyalizm neden ekonomik bir zorunluluğun sonucu olsun ki? Neden insanın anlayışı, adalet duygusu, iradesi sadece ekonomik zorunluluğa indirgensin ki?” Dolayısıyla kapitalizmin çelişkilerinden soyutlanmış bir sosyalizm, sadece idealist bir kuruntuya dönüşür.

Luxemburg ve Bernstein arasındaki tartışmanın bir başka unsuru da sendikalardır. Bernstein sendikaları kapitalizmi zayıflatan araçlar olarak görürken Luxemburg, sendikaların ücretlerin belirlenmesi konusunda belirli bir güce sahip olmakla birlikte sistemin kendisini deviremeyeceklerinin altını çizer. Ona göre sendikalar sadece işçi sınıfının kendini savunma örgütleridir.

Parlamento sosyalizme geçişi sağlayabilir mi?

Bernstein’a göre kapitalizmin sosyalizme geçişte ekonomik kaldıracı sendikalar iken politik kaldıracı da parlamentodur. Ona göre parlamento toplumun iradesinin cisimleşmiş halidir ve sınıflar üstüdür. Bu nokta reform mu devrim mi tartışmasının özünü oluşturur. Çünkü bunun mümkün olup olamayacağı devletin işçi sınıfının yıkması gereken bir aygıt mı olduğu yoksa ele geçirilip dönüştürülmesinin yeterli mi olacağının yanıtı ile ilgilidir. Luxemburg’un buna cevabı nettir ve çok haklıdır:

“… varolan devlet ‘yükselen işçi sınıfını’ temsil eden ‘toplum’ değildir. Bu devletin kendisi kapitalist toplumun temsilcisidir. Bu bir sınıf devletidir”.. “Sonuçta, parlamentarizm, bütün kapitalist toplumu yavaş yavaş aşılayan sosyalist bir unsur değildir. Tam tersine, burjuva sınıf devletinin belirli bir biçimidir”.

Reform mu devrim mi ya da işçi sınıfı mı burjuvazi mi?

Reform mu devrim mi tartışmasına verilen yanıt ya sosyalizm ya barbarlık ikiliği kadar hayatidir. Luxemburg bunu şöyle anlatır:

“Yasal reform ya da devrim tarihsel gelişmenin, tarihin tezgâhından tıpkı sıcak ya da soğuk sosis seçer gibi keyfimize göre seçebileceğimiz iki farklı yöntemi değildir. Yasal reform ve devrim sınıflı toplumun gelişiminde iki farklı faktördür. Her ikisi birbirinin koşulu ve tamamlayıcısıdır ve aynı zamanda birbirlerini karşılıklı olarak dışlarlar. Çünkü her biri iki ayrı ucu, yani, biri burjuvaziyi, diğeri proletaryayı temsil eder”.

Dolayısıyla Bernstein’ın ölüm yıldönümü vesilesiyle yeniden gündeme getirdiğimiz bu tartışmadaki konumumuz ezilenlerin mücadelesindeki tarafımızı da belirler.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.