MHP'nin 13. Olağan Kurultayı toplandı. Bu satırlar yazılırken Kurultay henüz resmen bitmemişti. Ama Başbuğ Devlet Bahçeli'nin konuşması bitmişti; dolayısıyla aslında Kurultay da bitmişti.

Bundan sonrası bir kurultayın "şekil şartları"nı yerine getirmekten ibaretti. Delegeler oy kullanacak, Başbuğ sanırım oybirliği ile yeniden "başbuğ" seçilecek; onun hazırladığı "Başbuğ altı yönetici kadrolar"ı içeren liste sandığa atılacak, sayılacak, tutanağa geçirilecek falan filan…

Yani MHP Kurultayı'nı konu edinen bir Tırmık için akşam, hatta gece saatlerini, yani Kurultay'ın resmi kapanışını beklemeye gerek yok.

* * *

Devlet Bahçeli'nin hemen her konuya değindiği konuşmasını satır satır ele almak da çok anlamlı değil.

Örneğin hem "MHP serbest piyasa ekonomisini benimser" deyip, yani küresel sermaye ile bütünleşme ilkesini benimseyip hem "yerli ve milli olmak" arasındaki yaman çelişkiye işaret edip eleştirel paragraflar döktürmenin alemi yok…

MHP'nin 13. Kurultay'ında 10. kez partiye Başbuğ seçilen Devlet Bahçeli'nin konuşmasının can alıcı iki cümlesi vardı.

Biri pek kısa, pek özlü bir cümlecikten ibaretti ve adeta "suç itirafı" değeri taşıyordu;

"…Varlığımızdan ürperenler var, hepsini biliyoruz…."

Başbuğ haklı. Sahiden de ürperiyoruz. Levent Gültekin(giller)i dövmenin serbest olduğu bir ülkedeyiz. Serbest ki saldırganların hiçbiri yakalanmadı, haklarında polisçe bir kovuşturma, savcılıkça bir soruşturma yürütüldüğüne ilişkin tek satırlık bir haber bile okumadık. O yüzden bir gün aynı nedenle 15-20 kişinin üstümüze çullanıp tekme tokat girişebileceklerini düşünüp ürpermemek mümkün mü?

* * *

Ancak kanımca Bahçeli'nin konuşmasının tek tek bizcileyin gazeteci takımını ürpertmekten çok daha da önemli cümleleri var. Kişilerin değil, ülkenin demokrasi güçlerinin, özgürlükleri savunanların, adalet arayanların, hukuk devletini vazgeçilmez bulanların tümümün ürpereceği cümleler.

Birlikte okuyalım:

 "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi işin özünde Türk tipi başkanlık modelinin farklı bir isimlendirilmesidir (…) Bir yönetim sisteminin kökleşip olgunlaşması sabahtan akşama olacak şey değildir. Yürürlükteki sistemin devlet ve millet hayatına bütün imkanlarıyla nüfuz etmesi için müşterek emek, destek, zaman gerekir. MHP olarak 2023 ve takip eden on yılları kapsayan stratejik hedeflerimizin ilki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne daha yerinde bir ifade ile Türk tipi başkanlık sistemine sahip çıkmak, ilke, kural ve kurumlarıyla yaşamasına hizmet etmektir…"

Ürperdiniz değil mi?

* * *

"Başkanlık sistemi"nden değil "Türk tipi başkanlık sistemi"nden söz ediliyor.

Yani çağdaş bir demokratik devletin olmazsa olmazı olan kuvvetler ayrılığının yer almadığı, denetleyici bağımsız bir yargı erkinin ve onun dayanacağı Anayasal ilkelerin varlığının sözünün bile edilemeyeceği bir sistemden…

ABD'deki, Fransa'daki başkanlık ya da yarı başkanlık sistemleriyle "ad benzerliği" dışında herhangi bir ilişkisi olmayan bir "başkanlık" sistemi bu.

Dikkat edin, adı zaten "başkanlık sistemi" değil "Türk tipi başkanlık sistemi".

"Peki farkı ne" filan diye kendinizi yormanızın da alemi yok.

İster "başkan" deyin, ister "önder", ister "führer", ister "imam", ister "emir". Fark etmez ve hepsi aynı kapıya çıkar.

Oturun, başınızı ellerinizin arasına alın ve MHP Başbuğ'unun geleceğimize ilişkin, bizleri nasıl bir Türkiye'de yaşatmayı planladıkları üstüne söylediklerini bir kez daha gözünüzün önüne getirin ve…

Ve ürperin.

Sonra da o "gelecek"i kader bellememek için ne yapmamız gerektiğini düşünün.

  • Abone ol