• 12.07.2021 00:10

Kimi epey eski, kimi epey taze anılar ve dumanı tüten olgular arasında bir tur atmaya ne dersiniz?

Ortalık nedense "kayıp" denen savaş silahları iddiaları ile çalkalanıyor. Baştan belirteyim bu Tırmık bir "araştırmacı gazetecilik" çalışması filan değil. Gözlemlere, duyumlara ve tanıklıklara dayanan ve ürkütücü sorulara ebelik eden ve kanıtlara, belgelere dayanmayan bir yazı...

Buyrun.

* * *

Batman'ın "Faili meçhuller kenti" olarak anıldığı 90'lı yıllarda Cumhuriyet gazetesi beni oraya yollamıştı. Epey kişi ile konuştum ve döndüğümde epey yankı uyandıran bir dizi yayımladık.

O günlerin Batman'ı sahiden ürkütücü idi. Akşam karanlığı basmadan telaşla indirilen kepenkler ve acele adımlarla evlerine giden Batmanlılar, akşamları boş kahveler, sinemalar…

Yanlış hatırlamıyorsam 210 faili meçhul (!) cinayetle kente indim ve bir hafta sonra 216 cinayetle döndüm. "Arkadan, enseye tek kurşun" diye anılan ve "Bir cigara versene" kadar kolayca söylenen "Hizbullah damgalı cinayetler"den söz ediyorum.

Kaldığım otele bir adam geldi. Otel personelinin gösterdiği itibara bakılırsa tanınmış biriydi. O günlerde iktidar partisi olan DYP'li imiş. Hatta DYP il yönetiminde imiş.

Adam tipik bir taşra siyasetçisi idi. Cumhuriyet gibi adını duyduğu ve sanırım hiç okumadığı bir gazetenin İstanbul'dan gelmiş muhabiri ile konuşmaktan pek hoşnuttu. Selamlaşma, tanışmadan sonra bülbül gibi konuşmaya başladı. Lâf denk geldi, sordum:

Burada hemen herkes "enseden tek kurşun" diyorNeden öyle?

Güldü. Bilgiç bilgiç sırıttı:

Apaçiler

Anlamadım.

Biz Apaçiler derizBizim çocuklardırHabizbin aşireti yaniHepsi tugayın bitişiğinde eğitim görüyorlarBatman'ı PKK'ye yedirmemeye yeminlilerEllerindeki silahlar billahi tugayda bile yokTabanca da var, keleş (Kalaşnikofde

Kim verdi, nasıl verdi?

Onu bana değil vilayete soracaksın gazeteci

Herifin öğüdünü dinledim. Valiliğe gitim. Valiye ulaşamadım ama galiba vali muavini olan bir ağır top bürokrata sordum. İğrenmiş gibi suratıma baktı:

Gazeteci misin, Apo'nun ajanı mı? S.ktir git burdan… Lafa bak be

Israr etsem sille tokat kovulacağım. Sustum ve çıktım.

Kısa bir süre sonra Batman Valisi'nden valilik envanterine girmiş sonra buharlaşmış silahlarla ilgili olarak muhalefet hesap sormaya kalktı. Soru suskunluk duvarına çarptı.

Bir süre sonra da unutuldu gitti…

* * *

15 Temmuz akşamı. Henüz askeri jetler alçaktan uçarken, Ankara'da Meclis'in bombalandığı haberleri gelirken, darbe girişimin sonucu belli değilken, yakındaki Şişli Camii'nden art arda selâ okunurken Cumhuriyet gazetesinin önüdeki sokaktan birkaç itfaiye arabası, beş altı hafriyat kamyonu, çeşitli belediyelere ait resmi araçlar ve her boy ve markadan sivil otomobiller ve kaldırımlardan her kılıktan siviller Okmeydanı, Kağıthane yönüne akıyordu. Kornalar aralıksız çalınıyor, itfaiye araçlarından siren sesleri yükseliyordu. Cumhuriyet'in hizasına gelince kornalar daha yüksek çalıyor, siviller de gazeteye doğru yumruklarını sıkarak bir şeyler bağırıyorlardı.

Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu binanın ışıklarının kapatılması talimatı verdi. Ben de girişte, avluda dikilen bizim özel koruma ekibine "Kapıyı iyi tutmalarını" söylemek için aşağı indim.

Akan kalabalıktan bir ses yükseldi:

Aydın abiii, merhaba.

Bağırana baktım. Tanımıyorum. Ama hâli tavrı düşmanca değil. Tanımadığımı fark etti:

Lastik İş'ten abiDiSKYedikule şubede eğitim seminerindeydik ya

Adam en az yirmi yıl öncesinden, DİSK sendikalarında eğiğim semineri yaptığım günlerden söz ediyor. Gel de hatırla…

Yine de bozmadım.

Ha merhaba… Hayrola, N'apıyorsun böyle?..

Ceketinin önünü açıp tabancayı gösterdi.

Ben de bunlara takıldım abiEve gideceğim aslındaAma Şişli camisinin önünde tabanca, silah dağıtıyorlarBir tane de ben kaptım abiSen nasılsın abi, iyisin di mi?

"Çok iyiyim" dedim ve yeniden gazete binasının içine girdim…

* * *

16 ya da 17 Temmuz akşamı bizim haberci gençler Taksim Meydanı'nda büyük kalabalık toplandığını söylediler. Atlayıp Taksim'e gittim.

Taksim bir ana-baba günü. Kalabalık içinde bazı sakallı, entarili, takkeli ajitatörler de var; bağırarak bir şeyler söylüyor, çevresindekiler hep bir ağızdan slogan atıyor.

Bir başka köşede bir otobüsün üstüne çıkmış birileri nutuk atıyor. Uğultudan, gürültüden kimse bir şey duymuyor ama yine de çılgınca alkışlıyorlar.

Taksim Gezi'sinin merdivenlerine dikilip seyrederken önümden gezintiye çıkmış gibi rahat, salına salına bir adam geçiyor. Elinde bir kalaşnikof tüfek.

Silah konusunda bırakın uzmanlığı, tanışıklığım bile yok ama kalaşnikofu tanıyorum. Kandil'de kadınlı erkekli PKK'lilerin, Erbil'de Barzani'nin peşmergelerin elinde bol bol gördüm.

Adam fırından ekmek almış da evine gidiyor gibi sakin ve rahat ve pervasız, elinde kalaşnikof yürüyor. Yanıbaşımdaki polis memuruna döndüm:

Adamın elindeki silahı görüyor musun?

Heeee… Keleş… Bu meydanda en ez elli kişide vardır bence...

Sonra yüzüme baktı, tanır gibi oldu. Dostça gülümsedi:

Seni televizyonda filan gördüm ben beySen en iyisi ortalıkta pek dolanma burdaÇaktırmadan toz ol senDuruma baksana.

Genç polis memuru haklıydı.

Toz oldum.

* * *

Şimdi bu güne gelelim mi?

Ayrıntıya boğulmadan hatırlatayım.

Malum, Sedat Peker "Süslü Sülü" diye adlandırdığı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile hesaplaşmasında somut olguları ve marifetleri sergilerken bir "devlet sırrı"nı açık ediverdi:

Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü envanterinde olmayan ama bu kurumların elinde bulunan 100 bin silah ve onların yüzbinlerle ölçülen mermileri ortada yok.

Medya ve kimi siyasiler buna "Kayıp silahlar" demekteler.

Buna karşılık işinin ehli, konunun uzmanı bir emekli general Haldun SolmaztürkBizimTV kanalında, sözcükleri sakınmadan, sakin sakin açıkladı.

Kayıp silah olayı biliniyordu ama ilk defa Sedat Peker somut bir bilgi verdi. 100 bin adet kayıp askeri silah var, bir gizli örgüt kurulmuş olmalı.

Biliniyormuş.

Ben, sen, biz bilemeyiz ama Güneydoğu'da yıllarca PKK'ye karşı savaşan birlikleri yöneten bir tuğgeneral "Biliniyordu" dediyse biliniyordur.

Emekli generalin son cümlesi, ilk cümlesi kadar hatta ondan da çok büyük bir önem taşıyor: Bir gizli örgüt kurulmuş olmalı

(Bu çok ilginç ve çok önemli video-söyleşiyi mutlaka izlemelisinizTıklayın.)

* * *

Nedir ya da ne olabilir bu "gizli örgüt"ün görevi ve hedefi?

Yazının başındaki bölük pörçük anı dilimlerini hatırlayın. "Devlet" gözünü kırpmadan kayıt dışı silahlar bulundurabiliyor; o silahları paramiliter güçlerin kullanımına verebiliyor, o silahları buharlaştırabiliyor ve asla ve asla hesap vermiyor.

Şimdi (yani 2002'den bu güne) devletin dizginleri siyasal islamın partisi AKP'nin elinde. AKP iktidarı Türkiye'yi parlamenter sistemden büyük ölçüde çıkardı ve İslam töresine benzeyen bir "emir  imamhükümdar  tek adam) sistemine taşıdı.

İktidarın destekçisi kimi medya sitelerinde, tarikatların yarı-açık toplantılarında bazan üstü örtük, ama bazan neredeyse açık açık "Bunca yıllık hasretten sonra ele geçirilen devlet iktidarı bir sandık kazasına uğrayıp yeniden darülharp nizamına devredilemez" denmekte, yazılmakta.

Dar-ül-harp İslam dışı bir iktidarın egemen olduğu ülkelere denir.

"İstanbul belediye seçimlerini bir daha yaşamayacağız" son dönemde iktidara sımsıkı sarılmış kesimlerde epey sıkça dile getirilen bir cümle.

Anlaşılan İstanbul derken bütün bir ülke kastediliyor ve iktidarın bir "sandık kazası" sonucu devredilmesine göz yumulmayacağı vurgulanıyor.

Emekli General Solmaztürk'ün sözünü ettiği gizli örgüt"ün kuruluş sebebi bu olabilir mi?

Ve varken yok olan yüzbini aşkın silah bu örgütün kucağında, depolarında olabilir mi?

* * *

Uyarımdır:

Bu gece ve sonraki gecelerde rahat uyumak istiyorsanız, "Amaaaaan, şu T24'teki şom ağızlı gazetecinin uydurdukları bunlarKulak asmayacağım" deyin ve uyuyun.

İyi geceler…