• 27.01.2021 00:00

 Baştan bir zorunlu açıklama -izin verirseniz: Amacım kesinlikle “ekonomi gazeteciliği” değil. Örnekse, Çiğdem Toker ve Bahadır Özgür gibi çok yetkin isimler, emekle, araştırarak, belgesiyle, rakamlar da vererek o işi bihakkın yapıyor. Çapım onların yanına yaklaşmaya elvermez. Burada “İHA bakışı” bir biçimde, çoğu zaman birbirlerine ya refleksif ya kötü niyetle harmanlanarak pompalanan Türkiye-Irak Kürdistanı (IKB) petrol ticareti ve Suriye Kürtlerinden petrol kaçakçılığı anlatısının ardına bakmaya ve sizlerle bildiklerimi, öğrendiklerimi, (bazı bölümlerine “Gözden Irakta” kitabımda yer verdiğim) yaşadıklarımı ve düşüncelerimi paylaşmaya çalışacağım.

Bağlamı ve gerekçesiyse son dönemde yeniden, Ziraat Bankası’nın Virgin Adaları’nda kurulu isimsiz bir şirkete verdiği 1.6 milyar dolarlık krediyi “batırması”, oradan hareketle söz konusu şirketin esasen Mehmet Emin Karamehmet’e ait olması, o dolayımla da anlatının Karamehmet’in büyük ortaklarından olduğu Genel Energy’ye ve Genel’in IKB’deki sahalarından çıkardığı ham petrolü, neden ve nasılsa, Kuzeydoğu Suriye’deki sahalardan ham petrolle harmanlayıp, Türkiye’ye kaçak sokmaya karıştırılması. Özetlersek, bir yanda Irak’ın bölücüsü IKB, yanında Suriye’nin PKK uzantısı YPG, kaçak petrol çıkarıyor, bunu Türkiye üzerinden küresel pazarlara arz ediyor. Üstelik işin içinde Genel’in gerisinde Karamehmet gibi tanınır bir iş insanı, onların da ardında kamunun Ziraat Bankası ve demek ki Erdoğan iktidarı var.

Bunların hiç biri doğru değil. Yeri gelmişken: Yirmi yıllık hariciye mesleğimden son görevim Erbil Başkonsolosluğu’nu 3 yıl 3 ay ifa ettikten sonra 2013 yılı Haziran başında istifa ettim. O dönem Mehmet Sepil’in davetiyle Genel Energy’de Pars Kutay’ın yanında siyasal danışmanlık yapıp, bir buçuk yıl sonra 2015 yılı başlarken oradan da kendi isteğimle ayrıldım. Bunların ayrıntısını da kitabımda yazmıştım ama madem yeri geldi, anımsatmakta yarar var. Özetle, 2015 yılı başından bu yana ne devletle, ne Genel’le herhangi bir ilişkim yok. Anlatının söz konusu “batık kredi” boyutunun ötesinde beni rahatsız eden yönü, asıl öykü olan Türkiye’nin nasıl olup hemen yanı başındaki IKB’de ve Kerkük sahasında başat oyuncu olabilecek bir yatırımcıya dönüşmek yerine adeta şark kurnazı bezirgan konumuna razı oluşu.

Konunun Karamehmet ve kredi boyutunda, TURKCELL’in devlet tarafından “stratejik” olarak sınıflandırılıp, Türkiye’de kalması var. Aynı devlet (?) neden Karamehmet’i senelerdir silkeleye silkeleye bitiremez, Yapı Kredi’den Digiturk’e, Çukurova’dan Turkcell’e dek elinde ne varsa paylaştırır, o tarafını bilemem. Değil Karamehmet düzeyinde, mahalle bakkalı olacak kadar dahi girişimcilik bilgim ve deneyimim olmadığı için de bu durumun ortaya çıkmasında kendi kararlarının etkisi ne kadardır, onu da yorumlayamam. İş dünyasında kimse kimseye hayır-hasenat yapmaz, o kadarı açık. Londra’daki tahkim kararı gereğince Karamehmet’in Rus Alpha Grubu’ndan TURKCELL hisselerini almasını teminen Ziraat Bankası krediyi veriyor, güvence olarak da Genel Energy dahil Karamehmet’in elindeki hisselere rehin koyuyor, konu bu.

Aynen daha önce İş Bankası’nın uygulaması gibi. Nitekim, hisseleri Londra Borsası'nda işlem gören halka açık Genel Energy şirketinde halen % 6.5 ortak, akabinde devralmak durumunda kaldığı ve sat(a)madığı hisseler dolayısıyla İş Bankası. Bu defa da, Ziraat Bankası TURKCELL hisselerini alıyor, Karamehmet’in elinde Genel Energy ortaklığı kalıyor. Bu işlemler de gizli-kapaklı değil haliyle. Genel Energy hissesi değer kaybetmiş, oradan Ziraat Bankası kazık yemiş. Başka neyi güvence tutacaktı banka? Genel Energy’nin neredeyse yarı yarıya değer kaybı, petrol fiyatlarının çakılması, Bağdat-Erbil gerilimi ve Bağdat’ın IKB’ye ödemeleri aksatması, IŞİD’in Erbil’in kapısına dayanması gibi somut nedenlerden kaynaklanıyor, birilerinin perde gerisinde ayak oyunları oynamasından değil. Dediğim gibi Genel zaten halka açık. Ayrıca IKB’nin petrol gelirleri de Deloitte şirketince denetlenip, denetleme raporları da IKB hükümetinin ve önceki dönemde petrol bakanlığının internet sayfalarına konuyor.     

Genel’in kuruluş öyküsünü Mehmet Sepil defalarca, farklı yerlerde anlattı. Karamehmet’in eleştirilen “gözü karalığı” olmasa, demek bu yatırım ya gerçekleşmeyecek yahut çok gecikecekti. Tumturaklı eski hariciyeci ağzıyla “istifham işaretinin çengeli zihne takıldı”: Acaba Karamehmet’in “ilk günahı” bu muydu? Genel Energy’nin ikinci günahı ise belki Londra Borsası'nda halka açılıp, “reverse takeover” yoluyla İngiliz ortak bulmasıydı. Bu yolla Genel kendini hem hukuksal hem siyasal bakımlardan güvenceye almış oldu. Bir başka deyişle olası çullanma, çökme, silkeleme işlemlerinin dışında böylece kalabildi. Genel’in bugünkü ortaklık yapısı o günden farklı kuşkusuz. Günümüzde Bilgin Enerji gibi Ankara’da kurulu şirket, Hasan Gozal gibi Bağdat’ta da etkinliği olan Azerbaycanlı iş insanı gibi ortaklar Karamehmet ve Nat Rotschild gibi orijinal kadrodan devam eden oyuncularla yan yana.  

IKB’den Türkiye’ye petrol taşımacılığının ayrıntılarını Tolga Tanış “Potus & Beyefendi” kitabında en güzel biçimde yazdı, dileyen okur ilgili bölüme göz atabilir. Ekleyeceğim, Ankara’nın küçük hesap peşinde, yatırımcılık yerine herhalde siyasal kaygılarla taşımacılığı yeğlemesi. O günkü “lastik tekerlekli boru hattı” ilkel düzeneği geride kaldı. Ancak bugün de boru hattından Erbil’e bire beş oranında Bağdat’tan farklı “Kürt primi” uygulaması sürüyor. Yoksa, IKB’nin Türkiye’ye piyasadan ucuza petrol satması mümkün değil, zira Irak anayasasına aykırı. Hangi boru hattı? Kerkük-Ceyhan ikiz hattının Türkiye sınırına olan dek bölümü IŞİD (yahut atası oluşumlarca) tahrip edilmişti. IKB, pragmatik bir yaklaşımla, hızlı çözüm üretti. Dohuk’a kadar olan ve henüz kullanılmayan doğal gaz hattını dönüştürdü. Ayrıca Dohuk’tan sınıra olan 50 km'lik araya kendi (Kerkük’ün kuzey kubbesi Hurmala’yı işleten yerel) Kar Group eliyle yeni bir hat inşa etti. O parçada kullanılan boruları da Kar, Tosyalı Demir Çelik’ten satın aldı.

Bu “by-pass” operasyonuna Bağdat itiraz edip, anlaşma gereği Paris’te tahkime başvurdu. Münhasıran hukuksal pencereden bakılırsa, yıllardır karara bağlanamayan tahkim süreci sonucunda Türkiye’nin Irak’a on milyar dolar mertebesinde tazminat ödemesi söz konusu ve hatta kuvvetle olası. Ancak konu siyasal, dolayısıyla ne mahkeme adım atabiliyor, ne Bağdat bastırabiliyor, süreç tarafların sessiz rızasıyla sürüncemede kalmaya devam ediyor. IKB, 2017 bağımsızlık referandumu girişiminin ardından Kerkük’ün orta kubbesinin (Avane) ve bağlantılı sahasının (Bey Hasan) kullanımını Bağdat’a yitirdiğinden, boru hattına günlük yüz bin varil de ulusal petrol şirketi SOMO eliyle “Irak petrolü” konuluyor. Bu ürün de çoğunlukla sınırdan ayrı hat üzerinden TÜPRAŞ’ın Kırıkkale rafinerisine sevk ediliyor. Kalan “harman” Ceyhan’dan küresel pazarlara arz ediliyor. Bu işlemlerin “sahibi” IKB hükümeti, zira Genel Energy gibi IKB’de faal uluslararası petrol şirketleri (“IOC”ler) ürünlerini IKB hükümetine kuyu başında satıyor. Özcesi, alım-satımda Ankara’nın muhatabı Erbil, başkası değil.

Suriye’deki petrol küresel açıdan dikkate alınacak hacimde değil. Bu konuda daha önce yine burada yazmıştım. Varsa kaçakçılık, zorunlu olarak Rojava’dan IKB ve Şam yönlerine yapılıyor. Genel Energy gibi IKB’de faal IOC’lerin kendi petrollerini Suriye’ye taşımaları, yahut Suriye petrolünü kaçak yoldan alıp, kendi ürünlerine harmanlamaları akla aykırı olduğu gibi, mümkün de değil. Son MSB Akar’ın Erbil temaslarında ele alındığı varsayılan ve herhalde Fırat’ın doğusuna yapılacakken akim kalan askeri harekât yerine ikame edilmesi öngörülen askeri yoldan Musul’un batısına inme planı da muhtemelen bu kaçakçılıktan YPG’nin nemalanmasının önünü almaya yönelik. Kaldı ki, değindiğim Kerkük-Ceyhan “by-pass” hattını yapan Kar’a artık yüzde altmış oranında Rus Rosneft ortak ve Rosneft de IKB’de faal IOC’lerden kendi ücretini kesiyor.

Sonuç olarak, Ankara TPAO/TPIC içinden yarattığı ve zamanında Petrobras veya SOCAR ayarında bir uluslararası oyuncu olması öngörülen TEC aracılığıyla IKB ve Kerkük petrol sahalarına egemen olmak, genelde Suriye ve Irak Kürtleriyle sağlıklı, uzgörülü, karşılıklı bağımlılığa dayalı ilişkiler geliştirmek, özelde IKB’ye hem IŞİD’le askeri imtihanında, hem Bağdat’la mali çekişmesinde zamanlı ve içten destek sunmak, benzer biçimde Kobani’yi de IŞİD saldırısına karşı yalnız bırakmak gibi seçimler yaptığından, ancak boru hattından aldığı yüzdeyle yetiniyor. Muhalifler de, Erdoğan’ı veya tek adam rejimini eleştirelim derken sözü dayanamayıp bölücü Kürdün kaçak petrolüne getiriyor. Halbuki, şu meşhur “büyük resim” gözümüzün önünde sere serpe duruyor. Zamanında 2010 Mart ayında Erbil’de göreve başlamadan önce talimatlarını almak üzere yanına uğradığım enerji işlerinden de sorumlu Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Hakkı Akil’in “bu fırsatı da kaçırırsak, tarihe geçeriz – ama tersten” dediği hatırıma geliyor. Geçiyoruz, hatta geçtik bile. Emeği geçenlere teşekkürler. Müsterih olsunlar, Kürt anasını göremeyecek.