• 6.09.2021 06:51
  • (120)

İlker Yasin’in, dakika bir gol bir, “daha takımları saymayı bitiremedim” hayıflanmasını anımsatır biçimde eskidi, hatta çöp oldu gitti Çarşamba günkü birinci bölüm. Belki amadenizin ömür boyu maymun iştahı, belki yalnız ve güzel ülkenin cilvesi. Taksimdi, peşrevdi, gelecek programdı derken Kılıçdaroğlu, Bahçeli’nin tenezzül etmediği, Feyzioğlu’nun adının anons edilmediği Yargıtay yerleşkesi, kavşak, “dal-çık” inşaatı ve bilvesile kotarılan adli yıl açılışında ellerini göğe açan -sağdan sola- Diyanet İşleri Başkanı, Cumhurbaşkanı, Yargıtay Başkanı’nın yanı sıra kurdele kesmek üzere saf tuttu. Laik cumhuriyeti nasıl bilirdiniz? Haklarınızı helâl eder misiniz?

Sedat Peker’in “ollll-maz” çıkışları vardı ya, “kırk yaşından küçüklere” hitapla sürdürdüğü. Her neyse laf olsun torba dolsun babında kaldığımız yerden devam. Demiştik ki Türkiye’nin kimlik sorunu var. Kimlikçilik ve çoğunlukçuluk, çoğunluğa yaranmakla değil çoğulculukla aşılabilir ve aşılması zorunludur.  Kimlik sorunu dış politikaya yönelim karmaşası olarak yansıyor. Çokboyutlu bir senfoni olması gereken dış politika, bazen fırsatçı bazen fırdöndü bir kakofoni gibi tınlıyor. Muhalefet, 70 model anti-emperyalizm ve varılması olanaksız bir tam bağımsızlık kısvesi altında çoğu zaman oyuna gelip, aynı taşrasalcılığın ve hışırlığın karşı taraftan yancısı konumuna kendini indirgiyor.

Yarın, öbür gün, ama bir gün mutlaka devran döndüğünde, bu kafayla Dışişleri, MİT, MSB/TSK ve hatta TRT’nin başına geçecek “cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırma” misyonlu muhalefet ne yapacak, ne yapmalı, ne yapabilir? Konumuz bu. Pıtrak gibi yurdun dört köşesine üniversite açmak sonra dönüp en güzide, en köklü yüksek öğretim kurumlarının (örnekse Mülkiye, Boğaziçi vb.) hocalarını işlerinden uzaklaştırmak, başlarına kayyum atamak, giriş puanlarını düşürüp, gecekondu fakülte açmak. Aynı kafanın Dışişleri’nde dışavurumu arsa satın alma, bina yapma ve yenileme ile dünyanın dört köşesine büyükelçilik açmak.

Dışişleri’nde giriş sınavı*, yükselme ve tayin kriterleri, yazışma üslûbu ve usulü, teşkilat şemasının yeniden elden geçirilmesi, siyasi, idari-mali, hukuki ve konsüler işler ayrımı, “jeneralist” yerine dili ve yeri bilen “spesiyalist” kariyer memuru tercihi gibi konular, yukarıdan verilecek “siyasi talimatın” hiyerarşi içinde doğru ve zamanlı uygulanmasında etmen. “Siyasi talimat” vermek için, devlete değil adı üzerinde siyasete yaslanmak gerek. Siyasi talimatı da belki yazacak olan bürokrat. Ancak emme-basma tulumba gibi kendi talimatını kendi yaratan memuriyet zihniyetiyle kapalı devre yol almak mümkün değil. Bize özel değil, çağdaşlık isteniyorsa böyle bu, başka türlüsü yok. 

Yahut kendinizi “Being There” filmindeki Peter Sellers gibi MİT Başkanı atanmış farz edin. Havaalanı gibi bir masanın başına, uçak gemisi büyüklüğünde bir makam odasında yeni devasa karargâh binasının bilmem hangi katında göreve başladınız. Başladınız da, nereden başlarsınız? Brifing alıp, binayı gezerek mi? Odanızın teknik temizliğini yaptırarak mı? Pek çoğu, kendi dosyasının olup olmadığını, varsa onu okuyarak başlamak isteyeceğini belirtecektir muhtemelen. Olabilir veya anlaşılabilir de, “esasa müteallik” değil bu. İstihbarat, istihbarata karşı koyma/kontrespiyonaj, iç ve dış istihbarat ile analiz ve operasyon ayrımı, yapılacak operasyonların her biri için yazılı siyasi talimat almak zorunluluğu, istihbarat diplomasisi boyutu, Dışişleri ve Genelkurmay ile eşgüdüm, hedef seçimi, hukuka uygunluk, konuların tümü dikenli.     

TSK’da “müştereklik” yani kara, deniz ve hava unsurlarının bir aradalığı yine “tek beden” çözüm yani devasa karargâh binası inşaatı ile çözümlenme yoluna sokuldu. Basit soru: KKK dışında Genelkurmay Başkanı atanamaz mı? Görev değişiklikleri için YAŞ beklenmesi zorunlu mu? Bundan böyle MSB, emekliliği gelen Genelkurmay Başkanları arasından mı atanacak? Denizaşırı ve sınırötesi harekâtların sonlandırılması, KKTC’deki askeri gücün büyüklüğünün azaltılması konusunda kafanızda belirli koşulların oluşturulması durumunda adım atma yaklaşımı varsa, buna ayak direyecek komuta kademesini görevden alabilecek misiniz? Terörle mücadele denilen etkinliği salt güvenlikçi pencereden mi görüyorsunuz? Başıörtülü subay, makam odasında göstere göstere koltuğunun sırtına namaz seccadesi koymuş subay vb. görüngüler, size göre “normalleşme” belirtisi mi? Öyleyse, demokrasi de laiklik olmadan olamayacağına göre, laik cumhuriyetin evrensel değerleriyle buna benzer dışavurumları nasıl değerlendireceksiniz? Çok daha basit, düzayak bir soru: “Orduevi” nedir, gerekli midir? Başka NATO müttefiki ülkede benzeri var mıdır?

Buraya kadar geldik, “aman eksik kalsın, belli ki bunlar hiç karışılmaması gereken konular” dediyseniz, çok daha yumuşak bir alana TRT’ye geçelim. TRT Genel Müdürü atayacağınız kişiye anahtarları teslim edip, “bir yıl sonra görüşürüz” diyebilir misiniz? TRT’nin cumhuriyet tarihine ilişkin belgeseller, diziler, filmler hazırlatmasını teşvik eder misiniz? Habercilikte tarafsız olup, baştaki sizi dahi yerden yere vurmasına tahammül edebilir misiniz? Bölgesinde izlenen kurum olması için TRT’ye tam özerklik tanıyacak mısınız? (Bu bağlamda konu dışı ama benzer sorular TEC/TPIC için de geçerli.)

Özcesi, Ankara’da protokol sırasını yeniden belirlemek bile bizim buralarda had safhada siyasi bir konu ve hem yönetenlerin yönelimini, hem cumhuriyetin kimliğini anlatır. Tüm bunlar ve kuşkusuz çok daha fazlası, “bugünün konusu değil”, “kısmetse peyderpey…”, “bırakalım şimdilik dağınık kalsın” denilecek konular da değil. Yeni gelecek yöneticilerin ilk günden fişek gibi hazır olmaları ve işe koşarak başlamaları gerekiyor. Bayern Münih’in 2021 yılı kadro değeri 852 milyon avro. O kadronun emanet edildiği Nagelsmann ise 34 yaşında. Ne ilgisi mi var? Hadi buyurunuz, ABD Başkanı Ulusal Güvenlik Danışmanı (NSC) Sullivan da 45 yaşında. Dudak büküp, kaşlarınızı mı kaldırdınız?    

Bir başka deyişle 2023’te silkiniş için Mahmut Hocalar, Yaşar Ustalar aranmıyor. Öylesi, sanki dijital devrimi ıskalayıp, analogda ısrar gibi durur. Üstelik başkanlık sisteminde “adayımız X bey/hanım kardeşimiz” diye spor salonunda yapılan bir kongrede partili delegeler “huzurunda” duyuru yapıldığında, sahnenin devamı da “gel bakalım X bey/hanım şöyle yanıma” diye aktığında, o muhayyel “X bey/hanım” da çehresinde mahcup bir tebessüm, ellerini terbiyeli bir tavırla önünde kavuşturmuş, gözleri yerde podyumda zuhur ettiğinde, aciz kanaatimce maça 1-0 yenik başlayacak demektir.

Karşı açı da geçerli: Nasılsa başkanlık seçiminde ikinci tur oyları “gönülde yatanı aslanı” seçmekten çok, “beterin beterini” elemek eğilimiyle kullanılıyor. Bununla birlikte, enkaz büyük. Amaç iddialı: Cumhuriyetimizi yüzüncü yılında demokrasiyle taçlandırmak. Amacın altına yapılması gereken maddeleri ekleyince, kadro dizilimi, oyun kurgusu, strateji, taktik değişiklikler, tempo gibi teknik ve meşruiyet, temsil, hesap verme, saydamlık, katılım gibi politik unsurlar da işin içine giriyor. Silkiniş dedim ya yukarıda, halterdeki “silkme” çağrışımı yaptı. Hani halterci bir ayağını geriye atar girer ağırlığın altına, bazen geri atar yere bazen kaldırır başının üstüne. İşte o birkaç saniyelik titrek kısmı iyice düşünmek lazım.   

*Diğer kurumları bilemem, Dışişleri özelinde yüz yüze mülakat, sözlü sınavın ötesini tarif eden bir “mülakat” bence zorunlu. Kurumun kendi uygun göreceği biçimde kendi yapacağı yabancı dil sınavı da. Örnekse NETFLIX, kökenine, eğitimine bakmadan piyasadaki en parlak, en yaratıcı gençleri piyasa ortalamasının on katına varan ücretlerle çatısı altına topluyor. Kendi büyüklüğünde ve alanındaki şirketlerle çok daha dar bir kadroyla çalışıyor. Çalışanların işleri için uygun gördükleri harcamaları yapmalarını ve diledikleri kadar izin kullanmalarını da tümüyle özgür bırakıyor. Dışişleri’ne yeniden bürokrasi mızrağının pırıldayan, keskin ve sivri ucu niteliğini kazandırmak gerekir.