• 26.03.2012 00:00

Son günlerde olup bitenler, Türkiye’nin tuhaf bir yolculuğun öncesinde olduğunu gösteriyor. Seyahatimiz dünyanın taşrasına doğru olacak. Cumhuriyet tarihimizin “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” özdeyişi ile özetlenen “eski fabrika ayarlarına” geri dönüleceğini tahmin ediyorum. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin eski Güney Afrika rejimi gibi bir miktar dünyadan soyutlanmış ve kenarda kalmış bir ülke haline geleceğini düşünüyorum. İnşallah yanılırım.

Mesele, Suriye ile ilgili. Geçtiğimiz hafta Suriye’ye yaptırım uygulamak konusunda direnen Rusya ve Çin’in ikna edilmiş (!) olmasıyla Ankara’nın Suriye’ye müdahil olma yolu açıldı galiba. Müdahalenin ABD ve AB tarafından destekleneceğini sanıyorum. Ama sonra?

Gözlemlerimi sıralayayım:


1. 
Aralık başındaki bir yazımda, Suriye’deki Baas rejiminin kendi iç dinamikleriyle yıkılmayacağını, ancak dışarıdan gelen bir askerî müdahale ile devrileceğini yazmıştım (Taraf, 5 aralık). Türkiye’nin böyle bir askerî müdahale için aday olduğunu, fakat böyle bir maceranın halkımız tarafından meşru görülmesi için müdahalenin PKK ve terörle mücadele ambalajı içinde sunulmasının şart olduğunu yazmıştım. Kimse bir anneye “oğlunuz Halep yollarında şehit oldu” haberini veremez. Çünkü, adama “Halep’te ne işiniz vardı” diye sorarlar.

Aynı yazıda, yaklaşan harekâtın sinyallerini duymak için, basınımızda “PKK ile Suriye yönetimi arasındaki işbirliği” haberlerinin çıkmasını beklemek gerekir demiştim. Son günlerde, basınımızda PKK’nın Suriye’nin Kamışlı Kürt bölgesinde örgütlendiği konusundaki haberlerin sayısı arttı. Son çıkan haber şöyle:

“Suriye sınırındaki önemli noktalarda arazi koşullarını inceleyen ekibin 1 nisanda İstanbul’da yapılacak kritik Suriye’nin Dostları Grubu toplantısından önce çalışmalarını tamamlayacağı öğrenildi. Çalışma kapsamında silahlı ve siyasi hâkimiyet alanları oluşturmaya çalışan PKK’nın faaliyetleri de mercek altına alındı. PKK’nın manevra alanı oluşturma çabası içinde olduğu bazı stratejik alanlar da 20 kilometrelik tampon bölge içerisine alınacak. Böylece Suriye lideri Beşşar Esed desteğindeki Dr. Bahoz kod adlı Fehman Hüseyin’in ‘PKK nüfuz alanı’ kurma girişiminin de önleneceği belirtildi.”

“Suriye sınırları içinde oluşturulacak 20 kilometrelik güvenli bölgenin İdlip, Halep’in kuzeyi, Rakka ve Haseki kentlerini kapsayacağı öğrenildi. Söz konusu bölgede haziran ayından bu yana, PKK’nın PYD eliyle etki alanı oluşturma çabası içinde olduğu biliniyor. PKK elebaşlarından Dr. Bahoz kod adlıFehmanHüseyin’in, sınır bölgesindeki Kamışlı, Haseki, Amada, Malikiye, Ayndivar, Amude, Derbasiye, RafelAyn, Ayb El Arap, Halep ve Afrin’i kapsayan alanda hâkimiyet sağlamaya çalıştığı belirtiliyor. Suriyeli Fehman Hüseyin’in, iki hafta önce El Muhaberat ve Esed’in bir danışmanıyla üç saatlik bir görüşme yaptığı bildirildi... Suriye’de düzenlenen Nevruz etkinliklerinde Öcalan posterleri asıldı ve sloganlar atıldı. Suriyeli güvenlik güçleri ise duruma sessiz kaldı” (Yeni Şafak, 24 mart).

Bu haberlerin ne kadarı doğru, bilmiyorum. PKK’nın Suriye ile işbirliği hakkındaki haberler –benzetmek gibi olmasın ama!– bana Bush yönetiminin Irak’ı işgal etmeden önce Saddam’ın elinde kitlesel imha silahları olduğu ile ilgili haberleri hatırlatıyor. Bildiğiniz gibi, ABD basınında çıkan o haberler Irak’ın işgaline meşruiyet kazandırmıştı.

Ankara’da bir şeyler pişiriliyor anlaşılan. Geçen hafta Başbakan Erdoğan’ın Harp Akademilerinde basına kapalı olarak yaptığı konuşmayı da bendeniz aynı çerçevede değerlendiriyorum. Ayrıca, askerî müdahale 20 kilometrelik tampon bölge ile sınırlı kalmaz. Ama genişleme nerede durur, bilemiyorum.


2.
 Temmuz başından itibaren AB dönem başkanlığının Kıbrıs Rum kesimine geçeceğini ve bunun sonucunda Ankara’nın AB ile ilişkilerini altı ay donduracağını biliyoruz. Böylece, Ankara’nın dış politikada eli rahatlayacaktır. AB baskısından kurtulmuş Türkiye, dışarıda yeni maceralara girişebilir.


3.
 Son olarak, İstanbul’daki UEFA toplantısında Platini’nin Başbakan Erdoğan’a verdiği cevap, Türk takımlarının Avrupa kupalarından atılacağının sinyalini verdi. Fenerli medyanın zaten “şike yok” veya “iddianame palavra” safsatalarıyla uyuttuğu ortalama futbolsever UEFA boykotu ile karşılaşınca kolaylıkla “Batı karşıtı” bir havanın içine girecektir. Aynı Fenerli medya “pis emperyalistler bizi sevmiyor” türünde yazılar yayımlayacaktır. Böylece, halk arasında “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” hissiyatı sağlamlaşacaktır.

Bu süreç, Türkiye’nin dünyanın taşrasına doğru kayması demektir. Önümüzdeki dönemde yabancı düşmanlığının artacağını, AKP’nin giderek Kemalizm’in tek partili yıllarına özgü bir siyaset dilini ve üslubunu benimseyeceğini düşünüyorum. Ayrıca, fiilen savaşa girmiş bir ülkenin cezaevlerinde yüz küsur general ve amirali tutamazsınız. Kapıdan kovulan militarizm, bacadan geri gelecektir. Yeni Adalet Reformu ile Silivri’nin yakında boşalacağını sanıyorum.

İçinizden,”2014 yılında kim Cumhurbaşkanı seçilir” sorusunu sorduğunuzu duyuyorum. Tabii ki “Halep Fatihi” seçilecektir! Yoksa, şüpheniz mi vardı?


[email protected]