Erdoğan, silah bırakma lafla olmaz diyor. Doğru söylüyor ama doğrunun yarısını söylüyor. Bazen doğrunun yarısını görüp yarısını örtmek gerçeğe ulaşmayı kolaylaştırmaz.

Silah bırakmak nasıl lafla olmazsa, silah bıraktırmak da lafla olmaz. Silah bırakmanın kendisi bir somut adımsa, bu somut adımı mümkün kılacak koşulların hazırlanması da somut adımlar gerektirir.

Her ne kadar Yunus Emre “söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı” diyerek sözün önemine vurgu yapsa da sonuç itibarı ile sözün gücü somut sonuçları üzerinden ölçülebilir.

“Onurlu bir barış” cümlesi  bu açıdan önemlidir. Çözümde ısrarlı ve kararlı olmak ile toplumda barış arzusunu yıpratacak yaklaşımlar içinde olmak ayrı şeylerdir.

Elbette barış her  türlü siyasi hesabın üzerinde tutulmalı ve çözüm için özverili olmak göze alınmalıdır. Ancak süreç yönetimi ve toplumsal katılım açısından geldiğimiz nokta başka riskler oluşturmaya başlamıştır. Bugüne kadar barışa direncin aşılması temel sorundu. Şimdi ise gerekli adımların zamanında ve ciddiyetle atılmamasının doğuracağı riskler daha belirleyici olmaya başlamıştır.

Siyaset kurumunun hem güvenlik bürokrasisi hem toplumun  gerisine düştüğü bir noktadayız. Bu noktaya gelinmesinde siyasetin  payı göz ardı edilemez. Bu cümleyi olumlu boyutları üzerinden ele almamız gerektiği gibi olumsuz boyutları üzerinden de ele almamız gerekir.

İzleme kurulu , sekreterya ve müzakere heyetinin sağlıklı çalışabilir pozisyona gelmesi, çözüm sürecinde ilerleyebilmenin ön koşuludur ama yeter koşulu değildir.

Eğer toplumda çözüm süreci ile ilgili şüpheleri giderecek bir siyasal ikna dili geliştirilemezse önceki durumun tersi bir direnç ile karşılaşmaya başlayacağız.

Çözüme yönelik adımların ülkeyi iç savaş ve bölünmeye götüreceği yönündeki korkular henüz aşılmaya başlanmışken bu sefer başkanlık tartışmalarından kaynaklı otoriterleşme  korkuları egemen olmaya başlamıştır. Eski psikolojinin aşılmasında Kürt siyasetinin güven artırıcı mesajlar vermesi son derece belirleyici idi. Nitekim iki yıl önceki Newroz ile birlikte verilmeye çalışılan mesajlar bu açıdan önemli gelişmelere zemin oluşturmuştur. Bugün ise toplumsal psikolojiden kaynaklı riskin odağına Kürt hareketi değil bizzat Erdoğan oturmuştur.

Erdoğan’ın iktidarda kalmak uğruna her şeyi göze alabileceği endişesi ve özellikle tek adamlığa gitme eğilimi yaygın bir gerilime zemin oluşturmaktadır. Bu endişeyi ortadan kaldırma konusunda kimin nasıl tavır alması gerektiği konusu son derece önemlidir.

Şimdilik geri çekilen iç güvenlik paketinden, sokağa taşınan  baskıcı uygulamalara ve keyfi gözaltılara kadar bir çok konu haklı bir tedirginlik oluşturmaktadır. Demokrasi olmadan barış olur mu sorusunun cevabını verme noktasında, Kürtler algı oluşumuna etki edecek daha net mesajlar vermek zorundadır.

Çözüm konusunda kararlı olunduğu kadar demokrasi konusunda da ısrarlı olunduğunu hissettirecek bir siyasal muhalefet dili geliştirilemezse toplumsal barış inşa edilemez.

Uzun lafın kısası silah bıraktırmak lafla olmaz.

  • Abone ol