Ortadoğu’da barış ve Türkiye’de çözüm sürecinin toplumsallaşmasına inançların yapıcı , kolaylaştırıcı katkı sunması sadece İslami duyarlılık taşıyan çevreleri değil tüm insanlığı ilgilendirmektedir. Peygambere inanıp inanmamanın ötesinde reel toplumsal ilişkiler ve din anlayışının bu ilişkilerin şekillenmesindeki etkisi görmezlikten gelinemez.

Müslüman toplumların kendi inanç dünyaları ve tarihsel pratikleri ile yüzleşmesi elbette kendi iç tutarlılıkları açısından önemli olduğu gibi halklar arası güven ortamının tesisi açısından da kritik anlam taşımaktadır.

Her inanç gurubunun kendi iç dönüşümü gibi ortak yaşam alanının çoğulcu yapıya kavuşması da bu yüzleşmeyi zorunlu kılmaktadır.

Bir inancın varlığını devam ettirmesi , mensuplarının kendini geliştirmesi,  güncel sorunlara cevap üretebildiği ölçüde mümkündür. İslam’ın güncel yorumunu  evrensel insani değerlerin gerisine düşüren yaklaşımlar, bilerek yada bilmeyerek peygamberin mesaj ve misyonunu hayatın dışına itmektedir.

İnanç gruplarının kendi özgün örgütlenmelerinin bir başka inanç gurubuna tehdit eden bir rahatsızlık nedeni olması, fiilen devlet merkezli müdahale ve planlamalara zemin oluşturacaktır. Bu konuda gereken özen ve anlayışı sergilemek, aslında tüm inançların kendi gelecekleri ile ilgili kararları kendilerinin verebilmesinin de güvencesini oluşturur.

İnanç guruplarının birbirlerine yönelik tahammülsüzlüğünün, pratikte devletin taraf olması, belirleyici pozisyon alması sonucunu doğurması kaçınılmazdır.

Farklı inanç guruplarının ötekine göstermekten imtina ettiği anlayışı bir süre sonra devlet örgütlenmelerine , görevlendirmelerine göstermek zorunda kalması  Ortadoğu halklarının yaşadığı fanatizme de zemin oluşturmaktadır.

İnanç alanının ekonomik siyasal çıkarlar uğruna çatışma zeminine dönüşmesi, nihayet başkasının yaşam biçimine müdahale hakkını kendinde gören yaklaşımlara da ortam hazırlamaktadır.

Özellikle kadına yaklaşım, ifade özgürlüğü gibi alanlarda, Hz. Muhammed’in bıraktığı noktayı dondurulmuş sosyal ilişki biçimi olarak algılayan dogmatik okumalar içinde bulunduğumuz döneme ve yarınlara hitap etme imkanından mahrumdur.

Peygamberi anmanın aynı zamanda O’nu anlama çabasına dönüşmesi , inananların temsil kapasitesi ile doğrudan ilişkilidir. Bu durumun idrakinde bir hadis, sünnet ve siyer tartışmasını cesaretle yapmak esasen, İslam’ın özgürlükçü, barışçıl  yönlerinin görünür ve belirleyici olmasının da önünü açacaktır.

Demokratik İslam Kongresi’nin Nisan ayının ikinci haftasında, farklı İslami dernek, girişim ve inisiyatiflerle birlikte yirminin üzerinde ilde gerçekleştireceği kutlu doğum buluşmaları, geleneksel kutlamaların ötesinde bir farkındalığı geliştirdiği, muhasebeyi güçlendirdiği ölçüde amacına hizmet edecektir.

Yeni yaşam perspektifini hayatın her alanına taşımanın önemli ama zor adımlarından birisi inanç alanının özgür ve özgün örgütlenmesidir.

  • Abone ol