• 19.08.2021 06:31
  • (142)

Anadolu’da sıkça kullanılan bir deyiştir.

İnsanlar için olduğu kadar, olaylar ve değerler için de geçerli bir kuraldır.

Kimi konu ve kararlar vardır ki, doğal mecrasında sürerken onun önüne hiçbir engel çıkaramazsınız.

Tıpkı doğal yatağında akan derenin geçiş alanına siz ev de yapsanız, apartman da dikseniz, nasıl o dere önündekileri yıkıp geçiyor ve kendi yolunda devam ediyorsa!

Daha orman yangınlarının acısı yüreğimizi yakıp dururken bu kez acı haber Karadeniz’den geldi.

Bu bölgede yaşanan sel felaketinden en çok etkilenen Bozkurt ilçesinin görüntülerine baktığınızda o kadar net anlaşılıyor ki, bunun bir sel olmadığı.

Belki eskiye göre biraz daha şiddetli, belki termik santralin kapaklarının zamansız açılmasından dolayı daha hızlı biçimde ama kendi doğal yatağında akan bir nehir görüyorsunuz.

Orman yangınlarında olduğu gibi bu felakette de alışıldığı üzere biz hep sonuçlar üzerinden konuşuyoruz.

Oysa bu felaketin nedenlerini araştırdığımızda yanlış yapılaşma, imar usulsüzlükleri ve doğaya müdahale var.

Bu müdahaleyi görmezden gelip yangına ya da sele müdahale üzerinden konuşmaya başlarsak bir yere varmak mümkün değil.

Ormanları yalnızca yandığı zaman, nasıl söndürürüz diye hatırlar, tüm doğal felaketleri sonuçları üzerinden değerlendirirsek daha çok yüreğimiz yanar.

Dünya küresel ısınmadan kaynaklı önemli bir iklim krizi yaşıyor.

Doğal olarak bundan bizim ülkemizde etkileniyor.

Bilim insanları bu iklim değişiklikleri ve küresel ısınmanın önünü alabilmek için çalışmalar yaparken her ülke de kendi topraklarında olası doğal afetlere karşı gerekli önlemleri almak, yurttaşlarını korumak zorundadır.

Bunları yapmaz da orman yangınlarında olduğu gibi sorumluluktan kaçarak yapay suçlular yaratma telaşıyla, iktidar muhalefeti, Cumhurbaşkanı Belediyeleri suçlamaya kalkarsa sorunu çözmesi gerekenler daha çok sorunun parçası haline gelirler.

Hani derler ya” yağmura engel olamayabilirsiniz ama yanınızda bir şemsiye bulundurabilirsiniz.”

O şemsiye sizi hem yağmurdan hem güneşten koruyabilir.

Ama siz hala ormanların en sık olduğu bölgelerde termik santraller kurar ve kömür çıkarmak için ağaçları keserseniz, oksijen deposu ormanlık bölgelerde üstelik de siyanürle altın arama izni verirseniz, doğa bunun intikamını sizden eninde sonunda alır.

Öte yandan sözcük anlamıyla “bir şey olacaksa siz ne yaparsanız yapın onun gerçekleşmesine engel olamazsınız” şeklinde de yorumlanan bu sözcük bir anlamıyla tevekkül de içerir.

Her zaman işin kolayına kaçan, kaderci anlayıştaki bizim yöneticilerimiz de hemen bu anlama sarılıyorlar.

Ne yapalım kader, biz ne yaparsak yapalım- su akar yolunu bulur-“ diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar.

Oysa son olayda daha net görüldüğü üzere, dere yatağında yapılan binalara kimler ruhsat verdiyse, bu yanlış uygulamayı gördüğü halde kim müdahale etmediyse sorumlu ve de suçludur.

Öyle göstermelik bir müteahhiti gözaltına alarak, dostlar alışverişte görsün türünden soruşturmalarla geçiştirilecek bir konu değildir.

Nasıl ki, ormanları korumak ve geliştirmekle görevli bakanlığın iş yangın söndürmeye gelince suçu belediyelere ya da devletin başka bir kurumuna atması kabul edilemezse bu sel felaketinin sorumluları da en azından teşhir edilmelidir.

Ancak hep birlikte göreceğiz, hamasi nutuklar, yerine getirilemeyecek vaatler ve kimi küçük destekler, daha da olmazsa yayınlanacak bir iban numarasıyla bu olayda unutturulmaya çalışılacak.

Toplum olarak ne yazık ki, bizde unutmaya, uyutulmaya çok yatkınız.

Bunu bilen iktidarlarda çoğu zaman gerçek olgular yerine algılarla ve de korkularla bizi yönetmeyi başarıyorlar.

Ama tüm bunları yaparken öyle acemi ve beceriksizce kararlar alıyorlar ki, akıl almıyor.

İçinde yaşadığımız çağda, teknoloji ve iletişim bu kadar gelişmişken felaket bölgesine girişi yasaklayarak bazı gerçekleri gizleyebileceklerini sanıyorlar.

Oysa artık günümüzde hiçbir şey gizli kalmıyor.

Kaldı ki, gerçeklerin açığa çıkma gibi bir huyu da vardır.

Tüm bu yaşanan olumsuzluklara, ekonomik, sosyal sıkıntılara, toplumsal krize karşın küllerinden yeniden doğmayı başaran demokrasi ve barış güçleri inanıyorum ki bu ülkeyi her şeye rağmen sahipsiz bırakmayacak, aydınlık günlere olan inancını yitirmeden mücadelesini sürdürecektir.

Çünkü bu iktidar artık ülkeyi yönetemez duruma gelmiştir.

Halkta böyle yönetilmek istemediğini her fırsatta göstermektedir.