• 13.04.2019 00:00

 Türkiye her konuyu olumsuz örnekler üzerinden konuşmayı çok seviyor. Bu olumsuz örnekleri genellemeyi de seviyor. Mizacımız bu, ya da insan ruhunun karanlık tarafları deyip de geçebiliriz elbette. Ancak olayın bunun ötesine geçip Bolu Belediye başkanı örneğinde olduğu gibi aklı-ı selim sahibi olması gereken idarecilerin insafsızlığına dönüştüğünü görmek meseleye başka bir boyut katıyor. “Ne yapmak gerekir” sorusuyla karşılaşıyoruz. Gelinen noktada dünyada ağırlık kazanan eğilimi; Alev Alatlı’nın “ciddi insanlar yerlerini “seçmenlerin saklı tutkularını, güvensizliklerini, korkularını sezen ve istismar eden” popülist partilere bırakmış durumdalar” tespitini kabullenmek kolay iş değil.

Diğer taraftan Avrupa’da sağ partiler güçlense de bir belediye başkanından bu boyutta bir uygulama ya da sözün ortaya çıkması mümkün değil. Ne siyasi kültür ne de yasalar buna izin vermez. Hiçbir Avrupa ülkesinde bir belediye başkanı, oy aldım seçmenler istiyor diye böyle bir açıklama yapamaz! İnsani olmayan bir söylemin sahibi olamaz. Diğer taraftan orada tepkiler Müslüman düşmanlığı üzerinden yükseliyor. Hristiyanlık ortak değerlerinde buluştukları gibi , Müslüman nefreti üzerinden oy devşiriyorlar. Olay “ben anaokulunda çocuğumun domuz eti yemeyenleri görmesini istemem” gibi ifadelere kadar gelip dayanıyor. Bolu belediyesine seçilen CHP’li başkanı ise hangi kategoriye koyacağımızı bilemedim. Bu söylemle oy aldım derken merhametsizlere prim vermesi çok daha da vahim! Türkiye belli ki gerçek popülizm ile CHP’li başkanlar vasıtasıyla tanışacak!

….

Türkiye ve dünyadaki mültecilerle ilgili birçok konu eksik ya da yanlış biliniyor. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Aysegül Komsuoğlu Çitipitioğlu ve aynı fakültede öğretim üyesi Prof. Dr. Yeşim Özer Yürür’ü bu hafta yükseköğretimde mülteciler başlığı altında dinleme imkanı buldum. Sahada da çalışmış bu iki değerli akademisyenin çok faydalı bulduğum konuşmalarından aldığım notlardan bir kaçı…

“Dünyada mültecilerin okula gitme oranları son üç yılı kapsayan çalışmalarda yüzde 1. Türkiye’de bu rakam yüzde 3.8. Türkiye’de üniversiteye giden 27 bin Suriyeli mülteci var. Sosyal medyada yansıtıldığı gibi hiçbir mülteci öğrenci ‘sınavsız’ girip kimsenin önüne geçemiyor… Üniversite eğitiminde kadın-erkek oranı başa baş geliyor. Türkiye içinde de Suriyeli öğrenci oranı en yüksek üniversite % 5 ile Karabük Üniversitesi… İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciler Mühendislik ve tıp bölümlerini çok tercih ediyorlar. Edebiyat en çok tercih edilen bölümlerin başında geliyor..

Prof. Dr. Ayşegül Komsuoğlu sistemin güzel işleyen taraflarını görmekte fayda olduğu kanaatini taşıyor. Yükseköğretimdeki mülteci sayımızın dünya oranlarının üzerinde olmasının sadece ülkemize değil bölgemize katkı sağlayacağı kanaatini taşıyor. “Muhakkak ki soruları tespit edip çözüm odaklı düşüneceğiz ama olumlu yönleri sıklıkla dile getirmeliyiz.”

ZAFER Mİ, SEFER Mİ?

Başlığı İsmail Kara’nın aynı isimli kitabından ödünç aldım

“Doğu da batı da Allah’ındır ( Bakara 115). Yüzünüzü her nereye dönecek olursanız onu görürsünüz der. Bu ayet hayatımızın da coğrafyalarımızın da keskin sınırları olmadığını ne kadar iyi ortaya koyuyor. O keskin sınırların içinde o kadar çok kesişen küme vardır ki! İnsan bu hakikati ancak olgunlaşmayla zamanla birlikte kavrıyor. Ya da şuuruna varıyor diyelim. Kendimi, geçmişe bakıp eleştirdiğimde en çok keskinliklerime, kestirip atmalarıma kızarım. Bu bakışı koruduğumuz oranda hem hak hem de halk katında kıymetimizin güçleneceğine inanıyorum. Büyük hedeflerle, muhabbetle kurduğumuz, aklımızın bilgimizin yanı sıra halk ve hak sevgimizi içine katarak düğümlerini attığımız AK Parti böyle bir olgunluğa sahip olduğunu birçok çetin badirede gösterdi.. Seçmenle gönül bağını korumayı sloganı haline getirirken zaferi değil bu gönül bağını korumayı asıl gaye edindiğini ortaya koydu. Nureddin Topçu’nun isyan ahlakından ilhamla, “biz zafere değil harekete bakarız” sözü bu davaya inananlara hep yol gösterici olmuştur. Seçim sonuçlarının da bu ruhla değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Seçime yönelik yasal tartışmaların sonucunu bilemem. Zafer kavramını da ayrıca tartışabiliriz. Ancak bir yazar olarak yakın ve uzak çevremdeki ruh halinin tercümesinin bu olduğuna inanıyorum. Nureddin Topçu’nun felsefesini bugüne taşıyan önemli isimlerden birisi olan Prof. Dr. İsmail Kara’nın aynı ismi taşıyan kitabından bir alıntıyla bitirmek istiyorum. “Zafer değil sefer” yahut “muvaffakiyet değil hareket” ifadeleri sonuca ve hedefe ulaşıp ulaşmamaya bağlı kalmadan yola koyulmayı, harekete geçmeyi, her hâlükârda insanî sınırlar içinde yapılabilecekleri sonuna kadar yapmayı ifade ediyor. Seyr ü seferin, yolun ve hareketin bizzat kendisi sonucun, zaferin, muvaffakiyetin en azından bir parçası olmak itibariyle zaten baştan bir neticedir.”