• 1.02.2021 00:00

 default

Boğaziçi Üniversitesi'nde ne oldu? İki öğrencinin tutuklanması, ikisinin de ev hapsiyle sonuçlanan süreci, gözden kaçan detaylar ve çarpıtmalara dikkat çekerek aktarmaya çalışacağım.

Cumhurbaşkanının Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne Melih Bulu'yu ataması üzerine okul kampüsünde protestolar ve etkinlikler devam etmekte. Bu kapsamda sergiler de düzenlenmekte. Suç muamelesi edilen bu sergiye de yaklaşık 300 kadar çalışma gönderilmiş.  Ceza konusu olan, iktidarın ve ana muhalefetin "Kâbe-i Muazzama'ya" ve inananlara hakaret olarak değerlendirdiği çalışma bu sergiye anonim bir imzayla gelmiş. Düşünce ve ifade özgürlüğü esas alınarak da sergiye diğer çalışmalarla beraber kabul edilmiş. Altta da bir açıklaması varmış bu çalışmanın. Aşağıda okuyunca göreceksiniz, aslında LGBT+ perspektifinden yazılmış bir metin de değil bu. Toplumsal cinsiyetin öncelenmesini eleştiren bir metin. Ama üniversite tam da öğrencilerin fikirleri ve soruları tartışacakları yer değil mi? Peki ne diyor bu çalışma?

Ceza konusu olan bir fotoğraf baskısı. Yerde seccade ya da duvarda dekoratif halı olarak kullanılan, internette bulunan, benzerleri online alış veriş sitelerinde 65 ila 160 TL arasında satışa sunulan bir halının deseni esas alınmış, ama tam Kâbe'nin bulunduğu yere yeşil bir çelenk içinde Şahmaran yerleştirilmiş. Dört köşeye ise gökkuşağı renklerinde olan bir LGBT+ bayrağı olmak üzere dört bayrak resmi iliştirilmiş. Aslında diğer üç bayrak, gökkuşağı bayrağının daha soluk renkte varyasyonları. Biraz araştırınca gördüm. Bu çalışmayı yapan derdini şöyle anlatmış:

"İlk günah fikriyle özdeşleşip Anadolu coğrafyasında kötülüğün sembollerinden biri olan yılan ile geçmişten günümüze sürekli baskılanan kadın kimliğinin bir araya gelmesinden oluşan Şahmeran figürü ne gariptir ki Anadolu'da sevilip baş köşeye konmakta. Yılan ve kadın gibi erkeğin kendine rakip gördüğü kimliklerin birleşimini Anadolu'da kadınların evlerinin baş köşesine yerleştirmesi, erkek iktidarına karşı gizli bir alay ve başkaldırıdır. Bu eserde bu figürü, toplumsal mizojininin en büyük motivasyonu olan kurgulanmış dinin merkezine iliştirerek Anadolu kadınlarının bu gizli ve derin mücadelesini bir adım daha cesurlaştırmak istedim. Şahmeran'ın ardındaki yeşil ise asıl cenneti sembolize etmekte. Şayet kadın ve hayvan özgürlüğü merkezi bir konuma gelirse çok aranılan cennet imgesi bizzat dünyanın kendisi olacaktır."

Açıklamanın bundan sonrası ise resimde gökkuşağı bayrağını görüp gerisine bakmayanlara: "Eserin dört köşesine yerleştirilmiş LGBT+ bayrakları da göreceğiniz gibi eserin gene estetik yapısına uzak ve yapay görünmekte. Burada da toplumsal cinsiyetin kendi öz cinsiyetimize bizi yabancılaştırıp öz kimliklerimizi bize yapay olarak tanıtlamasını gösterdim."

Çalışma ve bu açıklama elbette eleştirilebilir. Bu tür işlerin temelinde tartışma yaratmak fikri olduğundan, çalışmayı yapan en sert eleştirileri de sonuna kadar göğüslemeyi göze almıştır. Demokratik ortamlarda bu bir tartışma konusu olur, çok sert tartışmalara da konu olabilir, ama tutuklamaya varan bir cezalandırmanın konusu olamaz. Eğer böyle bir cezalandırma söz konusu olmasaydı, bunu yapan öğrenci eleştirmeye çalıştığı LGBT+ kesimden de ciddi tepki görebilirdi.

Okulda başlayan tartışmaların sosyal medyaya yansıyıp büyümesinin ardından bu sergiyi düzenleyen öğrenciler gözaltına alındı. Tutuklanan öğrencilerden Doğu Demirtaş ifadesinde peşine tanımadığı birilerinin takıldığını, şikayet etmek üzere karakola gittiğinde ise gözaltına alındığını söyledi.

Resme bakması da suç

Tutuklanan öğrencilerden Selahattin Can Uğuzeş'in tek suçu ise, bu resme bakmak oldu. Uğuzeş "Sergiyi ben düzenlemedim, resmi de ben asmadım" dese de kimse dinlemedi. Savcılığın elinde olan fotoğrafta resme bakması suç sayıldı.

İki öğrenciyi tutuklayabilmek için yapılan manevra da dikkatlerden kaçmadı. Bu çocuklar TCK'nın dini değerleri aşağılamaya dair 216/3 maddesinden yani "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamak ve kamu barışını bozmaktan" gözaltına alınmışlardı. Ama bu maddenin öngördüğü 6 ay ila 1 yıl ceza tutuklamaya yetmediği için, mahkeme onları TCK 216/1'den, yani "halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmekten" tutukladı.

Ne gariptir ki, aralarında hükümet üyelerinin de bulunduğu binlerce kişi aynı gün sosyal medyada LGBT+ bireylere karşı suç işliyordu. İronik bir şekilde aynı maddenin ikinci fıkrasında (TCK 216/2) tanımlanan "halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama" suçunu. Anayasa da ayrımcılığı yasaklamasına rağmen, İçişleri Bakanı "LGBT sapkınları" ifadesini hiç Umursamadan kullandı. Soylu'nun Tweet'inin Fransa'da bu nedenle kaldırıldığını okuduk.

Özetle, bir üniversitedeki sergiye gönderilen 300 işten biri olan bir çalışma, siyasi nedenlerle ceza konusu yapıldı. İktidarın homofobik yaklaşımı da bütün gerçekliği saptırdı. Ortaya adeta Cumhurbaşkanı'nın rektör atamasına karşı olup, dini aşağılama hedefiyle hareket eden bir LGBT+ suç örgütü çıkarıldı. Asıl meselenin ne olduğuysa açık, yukarıda dikkatten kaçan detaylar da bunu anlatıyor.

Umarım ana muhalefet partisi CHP'den birileri ve Faik Öztrak da bunları okur, olayın arka planını da öğrenir ve homofobik ayrımcılık üzerine de aynı tonda bir açıklama yapmayı kendine görev bilir.

Banu Güven

© Deutsche Welle Türkçe