Şehre dönüş...

  • 18.09.2012 00:00

 

Şehre dönüş...Geçen hafta şehir açıldı; yani bir galeri, bir bar, bir yeni sezon koleksiyonu falan değil, her şey ve hepsi aynı anda açıldı. Hiçbir şeyden anlamadıysak bunu bronze Eda Taşpınar’ın Nişantaşı’na dönmesinden anladık. Yaz boyu Çeşme-Bodrum-St. Tropez’de falan rahatlayan (sanki Istanbul’da çok dertleri varmış gibi) bütün zengin arkadaşlarımdan yemeğe çıkalım mı mesajları gelmeye başladı. Kapılarını açan şehrin kalabalığına ben de ara sıra karıştım böylece...

 

Bebek’ten çıktık yola

Şehre sonbaharın geldiğini önce Bebek’ten anladık; Istanbul’un güzel insan kâbelerinden Lucca sezon açılışını yaptı zira.

Tuba Ünsal ve dergisine beni kapak yapmaya bir kez daha söz veren Mirgün Cabas, giderek daha çok Jack Nicholson’a benzemeye başlayan Güneri Civaoğlu, amcam olmasını arzuladığımı artık bildiğiniz Zeki Kadirbeyoğlu, saçlarını acilen kestirmesi gereken Mehmet Yakup Yılmaz, dar t-shirtleri ile yanık ve fit vücutlarını gösteren genç erkekler ve şampanya yudumlayan süzgün genç kadınların kalabalığı saatler ilerlediğinde iyice arttı.

Yeni sergisi ile kendisine adeta Lale Müldür’ün “Destina” şiirinden özenip “yeni bir isim veren” eski Viron Vert, yeni Viron Erol Vert’in (neden Erol, neden?) Galerist’te sezonun açılış sergisi olan 7 Curtains’ın after hour partisi de Lucca’da veriliyordu. Galerinin sahiplerinden Melkan Tabanlıoğluda dâhil olmak üzere davetlileri gelmeye başladığında ben mekânı terk ediyordum...

 

Geldik Nişantaş’a...

Modanın kadir gecesi diyenler de var bu geceye; Vogue dergisinin New York’ta başlatıp tüm dünyada uygulamaya koyduğu Fashion’s Night Out gecesinden bahsediyorum; hani geceleri güzelleşenlerin o bar senin bu mağaza benim dolaşarak sabahlara kadar alışveriş edip içebildikleri dreamland gecesi...

Elbette taşraya çıkıp Bağdat Caddesi’ndeki etkinliklere katılacak değildim; Nişantaş’ta belli ki gecenin en hip mekânı Delicatessen’de başladım işe ben de.

Gecenin en hip mekânı çünkü yanık tenini gözden kaçırsanız gösterişli kıyafetini gözden kaçırmanız imkânsız olan Eda Taşpınar da ordaydı, eski “üvey kızı” Merve Hasman da, incecik bir İngiliz ladysi kıvamındaki Hümeyra da gazeteci Kanat Atkaya da, kilo almış Çağan Irmak da, yeni sevgilisi Umut Eker ile Naz Elmas da. En ön masada otururken kaldırımlarda “biri kalksa da yer kapsak” diye bekleşenlere üzülüp Beymen Brasserie’de kasketinin kendisine hiç yakışmadığını birisinin söylemesi gereken Serra D’autry ile aynı masayı paylaşan Aslı Bernard’ın yanına uğradık. Brandroom’daki kaşmir Viktor&Rolf ceketleri beğendikten sonra son durak tasarım mabedi Midnight Express oldu; asi prenses Emel Kurhan hazırladığı Paris ve Istanbul rehberlerini imzalamak için buradaydı, genç Türk tasarımcıları da kendi aralarında eğlenmek...

Hayat ve eğlence uzun, köşe yazılarının yeri kısa; oysa ben size güzide kitap eklerimizin son cinliğinden bahsedecektim. Demek neymiş; salı günü bu köşede, ısrarla bekleyiniz...

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar