• 16.10.2012 00:00

 

Berlin’de her binadan bir sanat galerisi çıkanAuguststrasse’deki bir café’de pembe kaşmir süveteri ve beyaz incileri ile 70 yaşındaki Antje’nin doğum günü var. Uzun bir masada yakın arkadaşları, gay oğlu (gay eşi ve kucaklarındaki kız bebekleri ile), kız kardeşi ve kız kardeşinin kocası ile serin bir akşamüstünde sekt içiyorlar. Belli ki huzurlu; arkasında bıraktığı anıları güzel, onu iyi hatırlayacaklar olanlar var... Café’de groovy müzikler çalıyor; ABBA’nın The Winner Takes it All ’unun yeni versiyonu var sırada. Kazanan her şeyi alır şarkısını dinlerken benim önümdeki Türk gazetelerinde bitmek bilmeyen, hep ve her şeyi kazanmak isteyen Hülya Avşar haberleri, yine bitmek bilmeyen Türk sanatçı ağırlamalarına karışıyor; İngiliz gazetelerinde ise bugün açıklanacak olan Booker Ödülü’nün en korkunç ve en fiyakalı anlarına dair yazılar var.

Hayır, bir şey senin değil ey genç...

Genç sanatçı Seçkin Pirim röportaj röportaj üstüne vermiş; meğer meşhur İngiliz galerisi Saatchi’de sergi açıyormuş, bir Türk olarak ilkmiş bu üstelik. Ama kötü bir haberim var kendisine; bu sergiden herhalde Saatchi’nin haberi yok. Zira Saatchi’nin resmî programı açıklanalı epey oldu ve tam da önümdeki gazetelerde de duyuruluyor işte sonbahar için. Bu programda ne Seçkin ne Pirim ne de Türk adları var. Kötü niyetliler bu serginin Saatchi galerisinde değil galerinin üstünde bulunan ve parayı verene kiralanan (düğün de yapabilirsiniz, parti de; parayı veren düdüğü çalar mekânı kısacası), Saatchi galerisinin katiyen programında yer vermediği (yani neden yer versin mesela benim doğum günüm orda yapılırsa, değil mi?) yerde yapılacağını, bu mekânı daha önce kiralayan zengin Türkler de olduğunu söylüyorlar. 

Hiç sanmam; koskoca heykeltıraş sayfa sayfa röportajlarda öyle de zor aman nasıl da beni seçtiler yalanları atacak değil herhalde! Üstelik eminim Sabah ve Hürriyet ’in işinde ehil üstü ehil olan kültür-sanat bölümleri (var di mi böyle bir bölümleri hakkaten? Yani Banu Alkan yazmıyor di mi bu haberleri?) bu ağırlamalardan evvel kontrol edip bilgi de almışlardır Saatchi’den. Almışlardır değil mi?

Kazanan her şeyi alır mı?

Guardian’da ise bugün açıklanacak olan Booker Ödüllerindeki en unutulmaz on olay sıralanmış. Geçen yıl Stella Rimington’ın “ben popüler kitapları seçeceğim, sanat sanat nereye kadar” yollu jüri başkanlığını utanç hanesine yazıyor, bir daha olmasın alt metniyle gazete. Türkiye’de Altın Portakal’ın tarihinin en acınası jürisine ve bilhassa başkanına sahip olduğu gerçeğini yazacakGuardian ’a denk bir gazetemiz yok. Olsa “Türk sinemasının sesi, yeteneği, entelektüel dünyası sınırlı, sadece bir zamanlar yarattığı skandallı güzelliğinin rantını 50’sine merdiven dayadığı hâlde yemeye devam eden bir kadına emanet edilmesi utanç vericidir” yazardı mesela bir sinema yazarı çıkıp. Ama onun yerine “aman da ne güzel bu kadın” abazanlıklarının şaha kalktığı yazılarla Avşar’ın şımarık denyolukları ağırlanıyor güzide basınımızda.

Ben bunları okuyup sinirlenirken birden tanıdık bir ses duyuluyor; Barış Manço’nun Halhal ’ı yeni ve cazvari düzenlemesi ile çalıyor şimdi café’de.



Ölümünün üstünden seneler geçmiş bir Türk şarkıcıyı Berlin’de, sanat galerilerinin ortasında, tek bir Türk’ün olmadığı bir café’de yepyeni hâliyle ve sevinerek (var işte sanatın zamana, mekâna direnen bir hâli) dinlerken 70’lerinde bir doğum gününü kutlayan ve arktik buzullar hızıyla erimekte olan güzelliğinden eser kalmayan Hülya Avşar’ı düşünüyorum ister istemez. Geride kalan ne olacak ondan? Belki en fazla bir utanç listesi yapıldığında başı çekecek; maymunları seçtiği bir yarışmanın görüntüleri Altın Portakal’daki arsız, densiz açıklamalarının üstüne fon olacak —yoksa ne bir şarkı ne bir film, ne de iyi bir hatıra... Yazık.


[email protected]