• 13.11.2012 00:00

 

Ulus var ulusalcı var...

İzmir ulusundan 2.400 kişi geçen hafta helikopterle havadan görülmek üzere bir Atatürk portresi yaptılar (komşu devletlerin Afyon, Aydın falan savaş uçakları görüp de korksun diye zahir): okumuşsunuzdur Sözcü, Gözcü, İzci, Dişci ve diğer Ulusalcı parti bültenlerinde. E kolay değil dört tarafı düşmanlarla çevrili bir çiğdem diyarında hayatta kalabilmek. Ama İzmir vatandaşları Atatürk portresi çalışmalarına ara verdikçe başka projelerde de çalışıyorlar harıl harıl.


San’atsa san’at

Ay yıldızlı bayrak ve kalpaktan sonra en büyük yatırım elbette san’ata yapılıyor İzmir’de. Geçen yaz ustaları, İzmir’in yetiştirdiği en büyük yazarlardan (yani kalanları siz tasavvur edin) Yılmaz Özdil’in sakızlara yazdığı manilerden (sonra bu maniler Hürriyet’te yayımlanıyor topluca, köşeyazısı adı altında) Biz İnsan Onlar Hayvan (ya da benzeri bir isim) adlı piyesin dünya prömiyerini yaptılar mesela başkentlerinde. Herhalde bu muazzam sanat hamlesini burada bırakacak değillerdi; kendilerine en çok yakışan ikinci eser olan, cumhuriyetlerinin tek partisi CHP’nin kutsal kitaplarından Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler’inden daha da çılgın bir şey yaratalım dediler. Veee; evet Şu Çılgın Türkler isimli sosyal bilgiler ders kitabını okumak hiçbir İzmir yurttaşına kâfi gelmeyeceği için bir de operası yapıldı. Hürriyet’in tarafsız haberine göre İzmir’deki ilk gösteride (elbette yine dünya prömiyeri; sonra İstanbul, Ankara gibi diğer ülkelere turneye gidecekler sanırım ABD veya Fransa’da oynamayacağına göre bu başyapıtlar) “sanatseverlerin aşırı ilgisi nedeniyle salonda ayakta izleyici alınmak zorunda kalındı”. Bundan sonraki hedef bence “topraklarımızı düşmanlardan nasıl kurtardık”, yani bir Sözcü belgeseli olmalı. Atatürk’ü sarışın olduğu için Uğur Dündar, İnönü’yü elbette Emin Çölaşan’ın canlandıracağı filmle belki ülkelerine ilk Oscar sevincini de yaşatırlar.


Ki bitmedi!

Sanat ve sanatçının dostu ülke İzmir iş alanında da harıl harıl çalışmakta (ay yıldızlı bayrak ve kalpak üretimi dışında). 2020 yılında yapılacak olan EXPO’ya müthiş iddialı hazırlanıyorlar. Kendi sitelerinden (http://www.expoizmir.org.tr) aynen alıntılarsak yaptıkları işin ne kadar mühim olduğu anlaşılır: “1851 EXPO’su Londra’ya Crystal Palace’ı, 1889 EXPO’su Paris’e Eiffel kulesini, 1992 EXPO’su İspanya’ya Madrid-Sevilla arası hızlı treni getirdi” diyor site. Hâliyle okumaya devam ediyoruz İzmir bu muazzam hizmetlere hangi hamleyle karşılık verecek diye. Evet, açıklama şu: “2020 EXPO’su ise bizi daha büyük düşünmeye, çıtamızı daha da yukarılara taşımaya vesile olacaktır.” Düşüneceklermiş yani İzmirliler Expo’yu alırlarsa. Rakipleri Sao Paulo’nun dokuz dakika süren tanıtım filminde sadece projelerini anlatmasına karşılık (tüm Expo alanına güneş enerjisi taşıyacak dev bir çevreci kule var mesela projede) İzmir’in 15 dakikalık upuzun (ve sıkıcı mı sıkıcı) filminde “valla bu şehir pek de modern ve güzel”den başka bir şey söylemediklerine bakılırsa düşünmeye epey ihtiyaçları var aslında. Atatürk mitingleri yapmaktan kalan vakitlerinde düşünebilirler (ki bu onlar için belki de Eyfel’i yapmaktan daha zorlu bir iş): aksi takdirde 2020 yılında başka şehirlerin çevreci kulelerinden bakıldığında İzmir’de görünen tek şey hâlâ işi gücü olmayan binlerce insanın Atatürk portresi çalışmaları olacak. Ki Expo bunu proje olarak kabul etmez zannımca.


[email protected]