• 1.09.2014 00:00

 Duvarlarda sarıya yakın beyazlıkta kağıtlar var, o kağıtların üstünde de birtakım yazılar. Dev bir binanın odalarına yayılan sergi mekanının tüm duvarlarını kaplıyor bu kağıtlar. Her birinde isimler yazılı. Rüşvet ve yolsuzluklarla kayırılan işadamlarının yaptığı, standartlara uymayan okulların ilk depremde çökmesiyle enkaz altında kalan ve ölen çocukların isimleri bunlar. Sessizce geçiyor insanlar duvarların önünden, büyük bir cenaze törenindeymiş gibi.

Devletin başında bir diktatör var ama; kendisi yüzünden ölen, öldürülen çocukların isimlerini ne duymak ne duyurmak istiyor. Çünkü isimler o sayıları insan haline getirecek, biliyor. İnsanları sayıların ardına saklamak her diktatör gibi onun da ustalıklarından. 100 denebilir, 300, 500, 1000. Ama isimleri olmasın, yüzleri rüyalarımıza girmesin.

Nasılsa zamanla unutulur. Sayıları o çocukların önünden çekmek, herbirini anasının babasının koyduğu isimlerle anmak diktaya ne pahasına olursa olsun başkaldıran sanatçılar ve sivil toplum kuruluşlarına düşüyor. İlk taşı da bir sanatçı atıyor; kendi internet sitesinde diktatörün istemediğini yapmaya çağırıyor vatandaşları: “Ölenleri anmak için, sorumluluk almak için, sağ kalanların hayatlarını daha mutlu geçirmelerini sağlamak için Vatandaş Soruşturması’nı başlatıyoruz. Ölen her bir çocuğun adını araştıracak, bulacak ve yayınlayacağız. Çünkü onları ancak böyle hatırlayacağız”.

İsimler akmaya başlıyor ardı ardına, ölenler artık bir rakam değil birer insan haline gelmeye başlıyor. Elbette diktatör bundan çok rahatsız oluyor; bloga yasak koydurtuyor, yetmiyor sanatçıyı ev hapsine mahkum ettiriyor.

Türlü suçlar isnat ediliyor sonra ve hapse tıkılıyor sanatçı. Ama artık çok geç; tek bir kişinin, o işkence altındaki sanatçının “yeter!” diye yazmaya başladığı isimler çoğalıyor, ölen çocukların bilgileri yayılmaya devam ediyor. Rakamlar siliniyor, o rakamların yerine diktatör ve avanesinin yolsuzluk, rüşvet çarkının hayatını aldığı çocuklar görünmeye başlıyor. Şimdi gezdiğimiz bu sergi o sanatçının ilk ismi yayınlayarak başlattığı bir isyan. Duvarlarda diktatörün yönettiği ülkedeki yolsuzluk ve rüşvet çarkıyla öldürülen çocukların adları var. Bütün dünya bu çocukların dramını ve diktatörün gerçek yüzünü görüyor artık.

17 Ağustos 2014 günü, büyük Marmara depreminden 15 yıl, Türkiye Cumhuriyet’inde Kenan Evren’in ardından halk oyuyla seçilen ikinci kişi olan Recep Tayyip Erdoğan’ın devletin başına geçmesinden 1 hafta sonra Soma’daki madencilerden Sefa Köken twitter hesabından “bizi siz de unuttunuz” yazınca geliyor aklıma Çinli sanatçı Ai Weiwei’nin dünyayı dolaşan bu sergisi.

Soma’da toprağın yedi kat altında ölen, ölüme terk edilen, göz göre ölüme gönderilen işçilerin aileleri de hayatta kalanlar da yoksul, yoksun ve çaresiz bekliyor, 13 Mayıs 2014den beri. Size ne söylüyorlarsa inanmayın; doğruyu madenci Sefa Köken söylüyor “Madencilerin hepsi aç, hepimiz hala işsisiz, paramız yok. Devlet bizleri çoktan unuttu, verilen sözler tutulmadı.

Sizler de unuttunuz artık bizi; ne arayan var ne soran. Bunları söylerken utanıyorum ama ne yapacağimizi bilmiyoruz, devlet yardım etmedi siz yardim edin bizlere”.

Başlıktaki 4-3-2 yolsuzluk-rüşvet-kudret çarkının işlemesi uğruna, ölümlerine göz yumulan Gezi’den Soma’ya, Roboski’den Afyonkarahisar’a yüzlerce insanın adlarını tek tek öğrenmek ve ardlarında bıraktıklarının başları dik yaşamasını sağlamak için bir geri sayım bugünden başlayarak.

4-3-2: Sadece bir geri sayım değil, Soma’da ölen ve adını şimdi hatırlamadığımız madencilerin yetim kalan çocuklarının sayısı. 432. 15 gün sonra açılacak okullara, babasız ve çaresiz gidecek 432 çocuk. Önce babalarının adlarını hatırlamak ve sonra bu çocukları korumak da okutmak da artık bizim sorumluluğumuzda; çünkü biz onları birer sayı değil birer çocuk olarak görenleriz.

Ben ilk ismi yazmakla başlayayım; Ahmet Kaya Trabzon’un Beşikdüzü ilçesinden çalışmaya geldiği Soma’da öldüğünde 45 yaşındaydı, evliydi ve bir oğlu vardı. Ahmet Kaya’nın eşi, kocası öldükten 3 ay sonra üzüntüden ikinci bebeğini düşürdü. Siz de kalan isimleri hatırlamaya başlayın. Çünkü ölenleri isimleriyle anarsak gerçekten unutmayacağız ve bütün diktalar en çok yaptıklarının unutulmamasından korkar.

http://grihat.com/4-3-2.html