• 12.10.2021 06:04
  • (99)

Bunu ilk söyleyen İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’dı. Yaklaşık iki hafta önce “Yüksek kurun bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyorum. Kur düşsün istenmiyor. Kur artışının üretimi teşvik etmek için kullanıldığını sanıyorum. Kurdaki yükselişin iki şekilde üretimi destekleyen yanı var. İhracat yapanlar kur arttığında ihracatlarını artırıyor. Üretim yapanlar ise ithalat pahalılaştığı için, içeride onun ikamesini yapabilir miyim diye düşünüyor” demişti.

Yatırım uzmanı Işık Ökte de geçen hafta, Hakan Aran’ın sözlerinin ve Merkez Bankası’nın bu sözleri doğrularcasına izlediği politikanın Türkiye’nin Avrupa’nın Çin’i yapılmak istendiğini düşündürdüğünü belirtti ve ekledi: “Halk alım gücü olarak fakirleşirken üretim, ihracat yapan, bütün varlığını dolarda, Euro'da tutan belirli bir zümreye servet transferi yapıldığını düşünüyorum.”

Hafta sonu katıldığım bir toplantıda, bu kez geçmişte ekonomi bürokrasisinde görev yapan değerli bir iktisatçı da hemen hemen aynı şeyleri söyledi. İzlenen para politikası, TL’nin değerini düşürerek ihracatın desteklenmesini hedefliyordu...

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekonomi yönetiminin böyle bir gizli hedefi olabilir mi? Gizli diyorum çünkü Erdoğan bugüne kadar ekonomi politikasında böyle bir değişikliğe gidildiğini doğrulayan hiçbir söz söylemedi.

Bu yöndeki açıklama yapan tek iktidar temsilcisi, eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'tı. Albayrak, cari dengenin “rekabetçi kur ile sağlanacağını” söylemiş, “Kur şu olacak demek doğru değil ancak rekabetçi bir kur olmalı" demişti. Doların değer kazanmaya başladığı günlerde de bundan rahatsızlık duymadığını, “Cari işlemler hesabındaki dengelenmeyle ithalat ve ihracattaki gelişmelere baktığımız zaman, döviz kuru seviyesi rekabetçi görünüyor” sözleriyle göstermişti.

Albayrak görevden ayrıldıktan sonra rekabetçi kur konusu bir daha gündeme gelmedi. Bununla birlikte Merkez Bankası'nın geçen ay yaptığı faiz indirimi ve indirimlerin bundan sonra da devam edeceğini ima eden açıklamalar, insana gerçekten Albayrak'ın savunduğu “rekabetçi kur” politikasının geri döndüğünü düşündürüyor.

Yine de ama ben, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bile isteye böyle bir politikaya onay vermesinin mümkün olmadığını düşünüyorum.

Bunun sebebi, Işık Ökte’nin yukarıda alıntıladığım cümlesinde gizli. Tekrarlamak pahasına, ”Halk alım gücü olarak fakirleşirken üretim, ihracat yapan, bütün varlığını dolarda, Euro'da tutan belirli bir zümreye servet transferi yapıldığını düşünüyorum” diyor Ökte.

Çok haklı. İhracat artsın diye TL’nin değer kaybetmesine izin vermek, maaşını Türk Lirası olarak alan, Türk Lirası ile hayatını kazanan on milyonların yoksullaşması, buna karşılık küçük bir zümrenin devlet eliyle zenginleştirilmesi demek. Makro dengelerin düzelmesine ama geniş kitlelerin yoksullaşmasına yol açan bu tip politikalar genellikle çok partili, sandığın birkaç yılda bir halk önüne geldiği demokrasilerde değil askeri diktatörlüklerde görülür.

Nitekim Türkiye'nin dışa açılmasını sağlayan 24 Ocak kararları 12 Eylül askeri darbesi döneminde uygulanabilmişti.

Güney Kore'nin ihracat odaklı büyüme yoluna girmesini sağlayan politikaların da askeri diktatörlük döneminde başlatıldığını biliyoruz.

Türkiye ise iktidarın bütün otoriterliğine rağmen, birkaç yılda bir seçim yapılan bir ülke. Bir ayağı topal, bir gözü kör de olsa demokrasi henüz tümüyle rafa kaldırılmış değil.

Üstelik görünen o ki, bir yıl sonra seçim var. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a seçimi, parasını dolarda, Euro'da tutanlar ya da sayıları 40-50 bin ile sınırlı ihracatçı şirketlerin patronları değil, hayatını Türk Lirası ile kazananlar kazandırabilir. Onların daha da yoksullaşması, buna karşılık küçük bir kesimin zenginleşmesine yol açacak politikaların bilinçli bir tercih olabileceğini düşünmüyorum.

Bence Merkez Bankası'nın kasasındaki dövizler 2020'de harcanıp bitirilmiş olmasaydı 2023 ya da 2022 seçimleri öncesinde de doları düşürmek için yine kullanılacaktı. Bundan hiç kuşkum yok. Bunun bugün yapılamıyor olmasının sebebi, ihracatın desteklenmesi filan değil kasada para kalmaması…

Peki öyleyse doların daha da yükseleceği, TL'nin pula döneceği bile bile neden faiz indiriliyor? Bana kalırsa bunun arkasında ihracatı desteklemeye yönelik bilinçli bir politika değil, düşük faizle piyasayı biraz canlandırıp AKP'nin seçmen tabanı olan küçük esnafın yüzünü biraz olsun güldürmeyi, yatırımların canlanmasını sağlayıp işsizliği bir nebze olsun azaltmayı amaçlayan, kısa vadeli, seçim odaklı popülist bir politika var.

Ama evdeki hesap çarşıya uymaz, demişler. Faiz indirimleri, Işık Ökte’nin dediği gibi geniş kesimlerden küçük bir kesime servet transferiyle sonuçlanacak. Bu da seçim öncesinde halktaki öfkenin daha da büyümesine yol açacak. İktidar Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olacak.