Türk Tarih Kurumu, vah…

  • 17.08.2018 00:00

 Kurulalı 87 yıl olmuş Türk Tarih Kurumu (TTK, 15 Nisan 1931), 98 yıl önce yapılmış Sevr Barış Antlaşması’nın (10 Ağustos 1920) bir uluslararası antlaşma değil, bir “belge” olduğunu geçen hafta, 10 Ağustos’ta açıkladı.

Önce haberi anlatmaya devam edeyim; Sevr bir uluslararası antlaşma mıdır yoksa sadece bir “belge” mi, hemen geleceğiz.

* * *

TTK Başkanı Prof. Dr. Refik Turan şöyle dedi: "Yeni müfredatta Sevr'in 'antlaşma' değil 'belge' olarak ifade edilmesiyle ilgili girişimlerimizi yapacağız. Belki bir ayrıntı gibi görünebilir ama önemli. Çünkü çocuklarımızın ve kamuoyunun zihnine böyle yerleşiyor. Ortada bir belge var ama bu bir antlaşma değil. Sevr bizim için hedefine ulaşamamış bir kötü niyet belgesidir".

Antlaşmanın 98. yılında yapılan bu “keşif” bana biraz, biraz değil epeyce, on gün kadar önce 18 Gayrimüslim “cemaat lideri”ne ilan ettirilen “Üzerimizde hiçbir baskı yoktur” bildirisini andırıyor gibi geldi. Şöyle ki:

Gayrimüslim “lider”lerin bildirisini ilk okuduğumda kafamda bir anlığına, “bu bildiri de durup dururken nerden çıktı yahu?” sorusu belirir gibi olmuş, ama nerden çıktığı derhal dank etmişti:

Şu sırada Batı, demokrasi ve adaletten uzaklaştığımızı iddia ediyor ve bize karşı yine kumpas kuruyor ya, her cepheden saldırıp paramızın değerini düşürüyor ya, biz de millete yastıkaltı döviz ve altınları çıkarın diyerek ikinci bir Kurtuluş Savaşı başlatıyoruz ya.

İşte Gayrimüslim vatandaşlarımız, bu “emperyalist” saldırıyı boşa çıkarmak isteyen devletimizce “rica” edildiği anlaşılan yerli ve milli bir görev yapmışlardı

* * *

Bakanlar Kurulu kararlarında aynen “yerli yabancılar (Türk tebaalı)”, idari mahkeme kararlarında da aynen “yabancı uyruklu T.C. vatandaşı” diye andığımız Gayrimüslim vatandaşlar arş yiğitler vatan imdadına der de, Müslüman Türkiye’nin ulusalcı TTK’si demez mi? O da göreve koşuyor şimdi. Prof. Turan güzel ifade ediyor bunu:

"Bugün de gene Türkiye Cumhuriyeti Devleti dünyadaki kötü niyetli iradelerin ortaya koyduğu planlara Cumhurbaşkanıyla, devlet erkanıyla, hükümetiyle, milletiyle itiraz ediyor. 15 Temmuz'daki darbe girişimine karşı duruş bunun en somut göstergesidir. Yeni Sevr niyetlerinin olduğunu hatırlayalım, o niyetlere karşı teyakkuzu unutmayalım."

* * *

Bu mantıkla, TTK başkanının, Sevr’i sadece “belge” diye nitelendirmek yerine “paçavra” demesi akla daha yakın olurdu. Kendisini tanımıyorum, ama muhtemelen zarif bir zat olduğu için böyle yapmamış olabilir.

Fakat söz ve bestesi Osman Nihat Akın’a ait bir şarkı da var çocukluğumdan kalma: “Bir İhtimaaal Daha Vaaar..

Buradan kalkarak ve 1964’ten beri biraz tarih, biraz siyaset bilimi, biraz sosyoloji, biraz uluslararası ilişkiler, bi çimdik de Türk dış politikası öğrenmiş ve kırk küsur yıl öğretmiş birisi olarak bakınca, bir ihtimal daha var galiba:

TTK başkanı, devletten gelen “rica” veya içinden gelen görev duygusu veya ikisinin birleşmesi icabı, Batı’nın bizi sürekli olarak perişan etmek istediğini söylüyor. Eğer Sevr’e “paçavra” deyip yok saysaydı, o zaman bu “süreklilik” unsuruna zarar verebilecekti. Şöyle ki:

* * *

Daha önce de bikaç kez yazdım. ABD’de 1932 doğumlu, dünyaca tanınmış bir siyasal psikiyatri uzmanı var: Kıbrıs Türk kökenli Prof. Vamık Volkan. Kendisinin bilime kazandırdığı “Chosen Trauma” kavramı böyle durumlarda cidden zihin açıcı. Bu kavramı aynen tercüme edersek “Seçilmiş Travma” diyebiliriz; biraz daha serbest çevirirsek, “Mukaddes Korku”.

Prof. Volkan özetle ve mealen diyor ki, “İktidarlar, kuşaklar ötesi dayanışma yaratabilmek için iki kavramdan yararlanırlar

  1. Büyük zaferler
  2. Büyük felaketler. İkincisi çok daha kullanışlıdır. Sürekli körüklenen korkular insanları birbirine sokulmaya zorlar”. Mesela Ermeni diasporası için “Jenosit”, Türkler için “Sevr Paranoyası” gibi.

Şimdi TTK başkanı; bizim ulusolcuların pek sevdiği, Tek Adam Rejimi’nin de artık pek benimsediği, Müslüman-Türk biçimindeki egemen etno-dinsel kimlikten başkasına tahammül edemeyen ulus-devlet icabı bu “mukaddes korku”yu, ülkeyi karpuz gibi ortadan bölen gerginleştirme ortamında militan tutkal olarak devreye sokuyor.

Diyor ki: Sevr antlaşma filan değil, bir “belge”den ibarettir. Ama biz uyanık duralım, Batılıların Sevr’deki kötü niyetleri devam etmektedir! 

* * *

Aslında, devletin tam güdümünde olmak açısından TTK için değişen bişey yok. 1931’de kurulduğunda da aynen böyleydi, yani devletin tam güdümündeydi. Türk tarih tezi gibi masalları ciltli lise ders kitaplarına sokmuş, Orta Asya’dan batıya akan Türk göçleri sayesinde uygarlığın tüm dünyaya, Amerika kıtasına kadar yayıldığını anlatmıştı...

Ne gibi? Bugün Erdoğan’ın, Kristof Kolomb’un Küba’da bir dağ tepesinde cami gördüğünü, yani Amerika kıtasını Müslümanların keşfettiğini anlatması gibi

Fakat bugünle Atatürk dönemi arasındaki o muazzam fark şu ki, o zamanki TTK, tarih boyunca Osmanlı tarafından içeride “Etrak-ı bî idrak” (kafasız Türkler) diye aşağılanmış ve dışarıda sürekli savaş kaybetmiş Türk’ün bir özgüven kazanması için uyduruyordu bu masalları. Bu, kuruluş dönemi için tamamen doğaldı.

Üstelik o zamanlar Batı işgalinden yeni kurtulmuş Türk devletinin ağzından Batı’ya tek düşman kelime çıkmadı. Dışa karşı milliyetçiliği başka ülkeleri aşağılayıp düşman ilan ederek değil, kendi milletini yücelterek (vatanseverce) uyguladı.

Şimdi durum tam tersine dönmüş vaziyette ve TTK yeni duruma da uyum sağlıyor. Tek Adam Rejimi’nin milliyetçilik anlayışı milleti yüceltmeyi değil, Batı ülkelerini düşman ilan etmeyi seçti. Yani, aslında, “gerçek” milliyetçiliği!

CHP ve İYİP de balıklama atladı!

Niçin Batı artık düşman? Çünkü Batı gittikçe otokrat hale gelen Türkiye’yi sürekli uyarıyor. Birer diktatörlük olan Çin ve özellikle Rusya’nın böyle bir talebi yok. Onların derdi, Türkiye’yi Batı blokundan mümkün olduğunca uzaklaştırıp kendilerine bağlamak.

1718’den beri süren Batı’ya yürüyüşü tersine çevirmeye çalışmak nasıl mümkün oluyor?

Çok basit: Washington DC’de de bir benzer lider olması sayesinde.

* * *

Artık gelelim ve bitirelim, Sevr bir uluslararası antlaşma mıdır, yoksa bir “belge”den mi ibarettir.

Bizim Türk Dış Politikası-I, s. 113-138’den ayrıntısını okuyabilirsiniz, burada çok kısa anlatayım:

Uluslararası barış antlaşmaları, adı üstünde, savaşları bitirir. Sevr de, Osmanlı’nın yenildiği I. Dünya Savaşını Osmanlı için bitiren, 14 devletin imzaladığı uluslararası bir barış antlaşmasıdır. 

Uluslararası antlaşmaların yürürlüğe girmesi 2 aşamadan geçer:

  1. Yapılış: Görüşmeciler önce uzlaşma metnini parafe ederler, sonra da hükümetlerinden yetki alarak imzalarlar;
  2. Onama: Ulusal parlamentolar antlaşmayı onayarak yürürlüğe sokarlar.

Sokmazlarsa, uluslararası antlaşma yapılmıştır ama “kadük” yani uygulanmadan kalmıştır.

Sevr Barış Antlaşması da böyledir. Osmanlı Anayasası’nda antlaşmaları onamaya yetkili Meclis-i Mebusan İstanbul’un işgali üzerine 18 Mart 1920’de faaliyetine son vermiştir ve Yunanistan dışında Müttefikler de bir onama işlemi yapmamışlardır zira daha Sevr imzalanmadan Kurtuluş Savaşı çıkmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nı bitiren kadük Sevr Barış Antlaşması’nın yerine, Kurtuluş Savaşı’nı bitiren 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması kaim olmuştur.

Olayın bilimsel öyküsü budur efendim.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar