• 8.06.2019 00:00

 Türk dış politikası konusunda mürekkep yalamışlığım var. Ama çaresizliğimi itiraf zorundayım: 

Böylesine zor zamanda başımıza bunca çorap ören, bunca düşman kazandıran S-400 alımının ne işimize yarayacağını, bizi kimin saldırısına karşı koruyacağını çözemiyorum.

***

“Böylesine zor zamanda” derken: 

1) Ekonomi berbata gitmekte ve tarafsız gözlemcilere göre en kötü kısım daha başlamadı. Ama Marmaris’te 30 milyon TL ek ödenekli yazlık saray, Ahlat Van Gölü sahilinde de üçüncü saray inşaatı sürüyor. 

2) “Birlik ve beraberlik sağlamak” için kullanılan baskı gittikçe artıyor. 

Temmuz 2015’ten beri Urfa’dan ulaşan haberler, son olarak Mayıs 2019’da Halfeti’de cinsel organlara elektrik verildiğini anlatan sistematik işkence raporlarına dönüştü belgeliyor

Hem devleti hem PKK’yi korkusuz eleştiren, boyunca iki oğul annesi eski öğrencim Nurcan Baysal, 2012 yılında DTK’nin Diyarbakır toplantısına katıldığı için “örgüt üyeliği”nden bu arefe sabahı evinden götürülüyor, sonra bırakılıyor. 

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın yargıçlara coğrafi teminat vaat eden “yargı reformu” ilanının ertesi günü (31 Mayıs) 3.722 savcı ve yargıcın görev yeri değiştiriliyor. Sadece iki örnek verelim:

S. Soylu’nun koruma amiri Bilal Uslu’ya FETÖ’den dava açan ve Ömer Çelik’in dayısının oğlu Ömer Öztopal dahil çok sayıda polis hakkında kopya soruşturması başlatan Savcı Murat Korkmaz Ankara’dan Antep’e sürüldü. 

Cumhurbaşkanına hakaret suçundan beraat verince hakkında soruşturma açılan ve önce Balıkesir’den Zonguldak’a, geçen yıl da Erzurum’a sürülen Adalet.org sitesi kurucusu Yargıç Aydın Başar’ın tayini şimdi de Kars’a çıkarıldı.

Ayyuka çıkmış ve çıkan YSK rezaletlerini anlamaya çalışmaktan yoruldum, es geçiyorum.

3)  Eskiden beri dostun-düşmanın hasetle izlediği, ama artık ABD’den S. Arabistan’a ve oradan AB’ye bilumum ülkelerin parya muamelesi yaptığı bir dış politikamız var. Şuradan anlayın ki tek dostumuz Katar şeyhliği.

Putin de dostumuz, diyecek iseniz: Sadece 2019 başından beri 310 tondan fazla domatesi geri göndermesi önemli değil ama Türkiye hakkında ne düşündüğünü saklamaya gerek duymaması önemli: “Türkiye’yle çalışmak kolay. Erdoğan karar alıyor ve uygulamaya koyuyor”.

***

“Bir dokun bin âh işit kâse-i fağfurdan” demiş vaktiyle, Gelibolulu Mustafa Ali Efendi. Ama konuyu daha fazla dağıtmadan soruya dönelim: S-400’ler ne işimize yarayacak? Bizi kime karşı koruyacak? 

1) Herhalde ABD’ye veya Rusya’ya değil. İsrail’e, İran’a, aramızın iyi olduğu Irak’a ve K. Irak Kürtlerine de değil. 

2) Esad’a? Pek mantıklı sayılmaz. Adam İslamcı örgütlere karşı Rus desteğiyle zor ayakta duruyor. Üstelik elindeki Rus füzeleri hava savunmasına ait; saldırısına değil. Tarihsel olarak Hititler ile Firavunlar, bugün de Türkiye ile İsrail arasına sıkışmış bir Suriye her daim savunmada oldu; saldırıda değil.  

3) Türkiyeli Kürtlere? Bizzat İçişleri Bakanı Soylu’ya göre imkansız çünkü kendisi 14.12.2018’de konuşmuştu: “Dağlarda toplam 700 terörist kaldı”. Yine kendisinin 16.03.2019’da açıkladığı çeteleye göre “Son iki yılda öldürülen [pardon, “etkisiz hale getirilen”] terörist sayısı” 3.333 oldu. 

4) Suriyeli Kürtler’e? Yâ hû, adamlar karadan ve havadan devamlı gelen “Fırat Kalkanı”, “Zeytin Dalı”, “Pençe” gibi TSK “operasyon”larına karşı kendilerini Rusya ve biraz da ABD sayesinde savunmaya çalışıyorlar. Ayrıca, İTÜ Kimya Mühendisliği mezunu liderleri Salih Müslim, ki son olarak 2014’te davet edip devlet protokolü uygulamıştık, Türkiye’yi yabancılaştırmamak, ona yakınlaşmak için kendini paralıyor.
Zaten Suriyeli Kürtlerde Türkiye’ye atacak füze olsaydı, meşhur tapede MİT müsteşarına ait olduğu söylenen ses şöyle demezdi: “Ben öbür tarafa 4 tane adam gönderirim, 8 tane boş alana füze de attırırım. Problem değil o”. 

***

O zaman ne işimize yarayacak mevcut silah envanterimize uyum da sağlamayan bu pahalı savunma sistemi? 

Elcevap: Öyle görünüyor ki, Türkiye’yi birilerine karşı korumaya değil, R. T. Erdoğan’ın TAY’ını (tek adam yönetimini) demokrasiye karşı korumaya yarayacak. 
İki yöntemle:  1) Beka deyip korkutarak; 2) Putin’e rüşvet vererek. 

Açarsak:

***

1) Erdoğanlar, Esadlarla Bodrum’da ailece tatile çıkıyorlardı; o denli yakın idiler. İki lider birbirine “kardeşim” diyordu. 

Tunus’ta “Arap Baharı” adıyla patlak veren şeriatçı Müslüman Kardeşler hareketinin Libya ve Mısır’dan sonra Suriye’yi de teslim alması Arap Alevisi (“Nusayri”) Esad tarafından engellenince, Müslüman Kardeşler’in bir tür halifesi olma imkanını kaçırdı Erdoğan. 

Bunu asla affetmedi.  Esad birdenbire “Esed”, Suriye birdenbire baş düşman oldu. 

Aynı dönemde Erdoğan, giriştiği “Kürt Barış Süreci”nin mukaddesatçı ve ulusalcı kamuoyunda olumsuz karşılandığını gördü. “Hükümet benimle mutabakata varmadan hareket etti” deyip Dolmabahçe Masası’nı devirdi, Türkiyeli ve Suriyeli Kürtleri hedefine koydu. 

Bundan sonrası artık Türkiye’nin her an füze saldırısına uğrayabileceğini, ülkenin bir “beka [hayatta kalabilme] sorunu” içinde debelendiğini söyleyerek korku salmaya ve baskı yapmaya dönüştü. 

1933’te Reichtag Yangını nasıl kullanıldıysa aynen o yöntemle, ama çok daha “üst” düzeyde: Bazen FETÖ, bazen PKK, bazen (artık nasıl olabiliyorsa) ikisi birlikte aynı davada kullanılarak…  

 Bu korku imalatı, AKP için gerçek bir beka sorunu oluşturan İBB seçimleri ortamında tekrar piyasaya sürüldü. 

***
Yalnız, bu yöntem epey arızalı çünkü bu “beka” işinin en az iki sebepten cılkı çıkmış vaziyette.

Birincisi: Akraba/yandaş kayırma, yaygın yolsuzluk iddiaları ve korkunç israf. Ekonomiyi batağa saplatan iktidar durmadan yabancı sermaye davet ediyor ama, sürekli beka sorunu yaşan bir ülkeye kim gelir? 

İkincisi: İBB seçimlerinde “beka”ya yüklenip de seçimi kaybedince, bu yönteme içeriden karşı çıkanlar durmadan artmakta. İşte bikaçı: 

Bülent Arınç: “Nereden çıktı, öyle bir sorun yok” (06.03.2019). Abdurrahman Dilipak: “Ne o ‘beka sorunu’ yâ hû! Tövbe estağfurullah! Dinî kavramları siyasi polemiklere alet etmeyelim lütfen!” (07.03.2019). Binali Yıldırım: “Bekanın gündem olmasına gönlüm razı değil” (12.03.2019). Karar yazarı Ahmet Taşgetiren: “Bu ülke hep birilerinin gidemeyeceği, gittiğinde linç ile karşılaşacağı köyler, kentler, bölgeler haline gelirse işte asıl ‘beka’ya karşı ihanet budur” (25.04.2019). 
Daha isterseniz: 

Star yazarı Ardan Zentürk: “Beka mücadelesinde sırtınızı dayayacağınız kesim emperyal ekonomistlerin laflarını papağan gibi tekrarlayanlar değil, emek kesimidir” (30.04.2019). AKP Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Azmi Ekinci: “Beka söylemi bu kadar keskin olmasaydı, Kürdistan’a gidin sözü olmasaydı Kürtler Binali Bey’e oy vereceklerdi” (20.05.2019). 
***
Devam edelim ve fazla uzayan bu yazıyı artık sonlandıralım.

2) Türkiyeli Kürtlerin ardından Suriyeli Kürtleri de düşman ilan edip Suriye’de imha edebilmek için, Suriye’nin tek hakimi Putin’e rüşvet olarak S-400 siparişi vermek lazım.
Yalnız, bu yöntem de epey arızalı. Dibi delinmiş bütçede bu paranın nasıl bulunacağı bi yana, Putin bu rüşveti memnuniyetle cebe atar ama karşılığında isteneni vermez.  
Vermez, çünkü Rusya’nın Ortadoğu’da kalıcılaşmak için desteklediği Esad’ın can düşmanı olan İslamcılara karşı fiilen etkili tek unsur, Suriyeli Kürtler. Üstelik bu insanlar Suriye’nin otokton (yerli) yani kalıcı unsuru ve silah gücüyle elde ettikleri özerkliği artık tatmış vaziyetteler. Putin Türkiye’ye S-400 satıp onun Batı’yla arasını bozar ve Suriye politikasına da mis gibi devam eder. 

Bu durumda, S-400 satın almanın başka anlamı varsa bilen anlatsın, minnetle ve milletçe okuyup öğrenelim. 

***

Benim tahminimi sorarsanız, “Türk tehdidi”ne karşı 1997’de Kıbrıslı Rumlar S-300’leri alıp ne yaptılarsa onu yapacağız: 
Parayı bastıracağız, depoya kaldıracağız.