• 26.04.2020 00:00

  Tamam. Hiç böyle bişey yaşanmadı. Hiçbir yerde. Tamam.

Ama insanların tepesine bi yandan Corona ve fakirlik binerken, bi yandan da acayip Rejim baskısı biniyor ve tablo birdenbire Frankensteinlaşıyor.

Teoride ve pratikte bilinir: Zor zamanlarda birey devlete sığınır. Ama aynı anda ekonomik olarak eziliyorsa, hiç öyle olmaz. Onu yazmak istiyorum.

Aklıma şu anda gelenleri telgraf çeker gibi (veya gençler anlasın diye, tvit atar gibi) kısa kısa örnekleyeyim. Ondan sonra da bu kadar şer’den hayr nasıl çıkacak, bu yazının başlığı niye okuduğunuz gibidir, onunla bitiririz.

***

Bu Rejim altında hiçbir şey şeffaf olmadığı için bilemiyoruz ama şunu biliyoruz: 131,5 milyar liralık işsizlik fonunun 122 milyarı “ucuz iç borçlanma kaynağı” yaratmak için Rejim tarafından devlet tahvillerine yatırılmış, yani istenildiğinde kullanılabilir durumda değil. Corona belasında işsizlere tahsis edilemiyor.   

(İzninizle bir parantez: ‘İyi ki Corona geldi’ diyecek kadar berbat bi hale düştük çünkü gelmeseydi, bi de geri dönüşü olamayacak en büyük belaya, Kanal İstanbul’a batacaktık.)

Böylesi bir durumda, daha maskeyi dağıtamayan ülkemizde koruyucu ekipman yokluğu yüzünden enfekte olan sağlık çalışanları ülke çapında 8.000’e ulaşmışken, İngiltere’ye bakan onayıyla 84 ton koruyucu ekipman ihraç ediyoruz. Çünkü TL de döviz de nanay. Öyle ki, bankadaki şahsi dövizlere Rejim’in el koyacağı dedikoduları çıkmış vaziyette.

Öylesine bi durum ki, fiyasko içinde fiyasko: Oxford’da kalakalıp dönemeyen avukatım Oya Aydın’la konuştum, geçen Pazar günü gitmiş olması gereken ekipmanlar hakkında İngiliz yetkililer (geleneksel kibarlıkları icabı) “Hayal kırıklığına uğradık” demişler TV’de. Çünkü olayın haberi bizim gazetelerde çıkınca “en yukarısı” paniğe uğramış olmalı ki, (henüz) gönderilmemiş.

Aynı konuda bir fiyasko daha lazım derseniz: İngiliz hükümeti bu gecikme üzerine 3 kargo uçağı yollamış, yükleme (halen) yok.

Durumlar böyleyken bakın Rejimimiz bize hastalığı ve fakirliği hissettirmemek için ne tedbirler alıyor:

***

Özellikle böyle durumlarda halka en kolay ulaşan kamu makamı olan belediyelere, eğer muhalif belediye ise, yasaklar yağıyor. Çünkü CB Erdoğan bunu “Devlet içinde devlet olmak” olarak nitelendiriyor. Sebebi basit: Hem muhalif belediyeler puan toplasın istemiyor, hem de bu terimi daha önce Fethullahçılar için kullanmış ve epey başarılı olmuştu. Bikaç örnek:

Muhalif belediye fakir ailelere yardım için para topluyor, bu durum yasalara tamamen uygun olduğu halde hesapları derhal bloke ediliyor, belediye başkanları hakkında soruşturma açılıyor. Oysa, Diyanet 35 ülkede bu amaçla bağış toplamakta.

Muhalif belediye aşevlerini fayrap çalıştırarak fakirlere sıcak yemek dağıtıyor. Rejim derhal durduruyor ve aşevlerinin hesaplarını da bloke ediyor.

Muhalif belediye Halk Ekmek’ten bedava ekmek dağıtıyor. İçişleri Bakanlığı derhal el koyuyor ve yasaklıyor. Oysa, CHP’li belediyelerin ekmek dağıtmasını “Paralel yapı” olarak niteleyen AKP, kendi belediyeleri eliyle AKP logolu yardım paketleri dağıtmakta.

CHP belediyesi derhal sahra hastanesi kuruyor. Rejim derhal soruşturma açıyor ve derhal mühürlüyor. Bu arada Rejim, yandaş müteahhitlere hasta garantili Şehir Hastanesi yaptıracağım diye, sadece Ankara’da 6 tane tam teşekküllü hastaneyi kapamış vaziyette.

Ağrı'da HDP ihtiyaç sahiplerine yardım kolileri dağıtıyor. Polis el koyuyor çünkü İçişleri Bakanlığı’nın kurduğu Vefa Sosyal Destek Grubu dışında yardım yapmak yasak.

***

Böyle bir ortamda, herhalde bunlar kamuoyunun dikkatini çekmesin diye, ne kadar muhalif varsa hallediyor Rejim:

3,5 yıldır Edirne Cezaevinde yatan Elazığ Palulu S. Demirtaş’a bu sefer de 8 yıl önceki bir konuşmasından yeni dava açıyor. “Müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış” hikayesi.

Fahrettin Altun’un evinin yanındaki araziyi Vakıflar’dan aylığı 258 (ikiyüzellisekiz) TL’ye kiralamasına ilişkin haberlere, Berat Albayrak’ın Kanal İstanbul güzergahında arazi aldığına ilişkin haberlere, Independent Türkçe sitesine erişim yasağı getiriliyor.

Corona ortamında fırsattan istifade bir torba yasayla YÖK yasasına yapılan değişiklikle, OHAL döneminde KHK’yle atılmayanları da atma imkanı doğuyor. “Terör niteliğinde eylemlerde bulunmak, bunları desteklemek” diye bir kavram, terör’ün tanımı şiddet’ten ayrılmadığı için her an tüm akademisyenlere uygulanabilecek. Üstelik bu bir yargı kararıyla değil, rektörlüğün idari kararıyla olacak.

Hepsinden önemlisi, bir infaz yasası çıkarıldı ve mafya liderleri başta olmak üzere cezaevlerinden 90.000 kişi tahliye edildi, “suç”u haber vermek olan gazeteciler ve görevi muhalefet yapmak olan siyasetçiler içeride kaldı. Üstelik, sadece Buca Kapalı Cezaevinde yeniden Corona pozitif çıkanların sayısı 64’ü bulmuşken.

Bu arada Rejim, fırsattan istifade, yasa dışı ve/veya etik dışı işler yapmaya devam ediyor. Mesela Tarım Kredi Marketler genel müdürlüğüne, hileli ürün satışından ötürü Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 15 kez ifşa edilen Yavuz Mehmet Bulut atanıyor. Eleştiriler üzerine, “sadece vekaleten atanmıştır” deniliyor.

***

Yazının başlığına dönüp bitirelim:

Böyle bir Rejim’in yıkılması için muhalefet ne gerekir. Böyle bir Rejim kendi kendine yeter. 

Yetiyor. Büyük şer’den büyük hayr çıkıyor. Üç vakte kadar bekleyiniz.

Not: Kolonyaya yüzde 25 ek gümrük vergisi kondu çünkü para lazım; unutmuşum.