•  

  Biz ikiz çocukları, birbirlerine çok benzemelerinden anlarız. Burada daha da ilginç bir durum var: İkizlerin ana-babaları da birbirine benziyor:

1) KKTC, hukuken Kıbrıs Cumhuriyeti toprağı olan K. Kıbrıs’a Türkiye’nin el koymasıyla 1974’te doğdu. D. Karabağ Cumhuriyeti (2017’den beri resmî adı: Artsakh Cumhuriyeti), hukuken Azerbaycan toprağı olan D. Karabağ’a Ermenistan’ın el koymasıyla 1989’da doğdu. Türkiye’nin askerleri (35.000) KKTC’de, Ermenistan’ın askerleri de D. Karabağ’da konuşlanmış durumda.

2) KKTC’yi, Türkiye hariç, dünyada hiçbir devlet tanımıyor. D. Karabağ’ı da kimse tanımıyor. Hatta Ermenistan da tanımıyor, çünkü tanırsa, burası önemli, aynen Türkiye’nin “Kıbrıs’ta çözümsüzlük çözümdür” tezi gibi bir kemikleşme ortaya çıkacak. Bu da hem (aynen Türkiye’ye Kıbrıs meselesinde bişey kazandırmadığı gibi) Ermenistan’a bişey kazandırmayacak, hem de ileride başlayabilecek müzakereleri zorlaştıracak.  

3) Hem Türkiye hem Ermenistan, yarattıkları fiilî durumu zaman içinde kabul ettirmeye çabalıyorlar. Bu sebeple, bu iki devletçiğin ortalıkta fazla konu edilmesini istememeleri normal. Bu hususun önemi şurada ki, D. Karabağ’daki son çatışmaları kimin başlatarak konuyu birdenbire uluslararası politika sahnesine çıkarttığı sorusuna bir cevap getiriyor.

***

Türkiye’nin D. Karabağ konusundaki şu andaki taşkın tutumu hayret verici. Sanki, sadece AB’de değil, tüm uluslararası platformlarda eline-koluna ters kelepçe vuran bir KKTC konusu yokmuş gibi pervasız. Şöyle ki:

CB Erdoğan: “Türkiye tüm imkanları ve tüm kalbiyle dost ve kardeş Azerbaycan’ın yanında olmayı sürdürecektir.”

Dengeciliği ve ihtiyatlılığıyla meşhur T.C. Dışişleri Bakanlığı’nın, sözcü Hami Aksoy aracılığıyla ilan ettiği mesaj: “Azerbaycan nasıl isterse o şekilde yanında olacağız”. Yani siyasi olduğu kadar ve hatta ondan öte bir uçsuz bucaksız askerî angajman garantisi. Bundan bir adım ötesi, sokakta söylenirse, ‘Yeter ki sen emret kardaş!’ olurdu.

***

Fehim Taştekin Duvar’daki Kapan başlıklı önemli yazısında “hangisi” diye sordu: “askerî birlik, havadan müdahale, tank, top, tüfek, İHA-SİHA, mühimmat, milis…?”

Buradaki “milis” kelimesi dikkatinizi çekmediyse, Milli Savunma bakanımızın şu sözleri yardımcı olabilir: “Ermenistan, yurt dışından getirdiği paralı askerleri, teröristleri geri göndermeli ve işgal ettiği Azerbaycan topraklarını boşaltmalıdır.” “Terörist paralı askerler”den bahsediyor H. Akar. Bu noktaya yine geleceğim ama şunu hemen söyleyelim ki uluslararası yayın organları da aynı şeyden bahsediyor, fakat tam ters biçimde:

Rus Medyası, “Ankara’nın desteklediği bir grup paralı cihatçı asker İdlib’den alelacele Bakü’ye geldi” diyor.

Erbil merkezli Rudaw yazıyor: “Suriye Milli Ordusu komutanı: Azerbaycan’a savaşçı gönderdik.” 

İngiliz The Guardian yazıyor: “Özel bir Türk güvenlik şirketi Afrin’de ‘Azerbaycan kampı’ kurdu”. Habere göre Afrin’de eğitilecek Suriyeli militanlar Azerbaycan’a konuşlandırılacak. Bunlar Suriye’de ayda 450-550 TL alırken, Azerbaycan’da 7.000-10.000 TL alacaklar.

“Özel bir Türk güvenlik şirketi” de ne ola ki; biz tek 1 tane biliyoruz.

***

“Nasıl isterse”yi Türkiye, KKTC için bile kullanmamıştı bugüne kadar. Şimdi Azerbaycan için söylediğine göre, bu kardeş devlet bize yakın geçmişte büyük arka çıkmış olmalı. Daha ileriye gitmeden bunu kısaca hatırlayıp öyle devam edelim:

2009’da Aliyev Ermenistan’la müzakere halindeydi ve D. Karabağ’ın hukuki statüsünün ertelenebileceğini, hatta bu bölge ile Ermenistan’ın Laçin koridoruyla bağlanmasına da itirazları olmadığını söylemekteydi (Milliyet, 20.04.2009).

Türk-Ermeni ilişkilerini normal bir düzeye getirecek iki protokol Ermenistan’la 10 Ekim 2009’da imzalanınca Aliyev birdenbire celallendi. 2 Türk camisini kapattı. Türkiye’ye indirimli sattığı doğalgaza zam ilan etti ve 1,5 yıl geriye dönük olarak da 1,3 milyar dolar tutarında bir ödeme talep etti (Milliyet, 28.10.2009). “Afrin'de gerekirse ben de canımı veririm” demesiyle ünlü kadın milletvekili Ganire Paşayeva’lı bir heyet yolladı, ardından da doğalgazın Avrupa’ya taşınmasında Türkiye’yi baypas yapacak bir güzergâh arandığı açıklandı (Milliyet, 17.10.09). Ertesi gün ise, 1918’de Bakü’yü kurtaran Nuri Paşa kuvvetlerine mensup 1.130 Osmanlı askerinin yattığı Türk Şehitliğindeki Türk bayrakları direkleriyle birlikte söküldü.

Bunlar aslında çok şaşırtıcı sayılmamalı. Şaşırtıcı olan bizim tek taraflı aşkımız. Azerbaycan doğal olarak kendi menfaatini güden ve ona göre tepki gösteren bir ülke. Mesela 29.04.2004’te Avrupa Konseyinde KKTC temsilcisi için oylama yapılacakken, temsilcileri “Kokteylimiz var” deyip salondan çıkmışlardı. Çünkü KKTC temsilcisinin kabulü, ileride D. Karabağ temsilcisinin de kabulü için emsal oluşturabilirdi.

Peki, burada biraz ayrıntı kaçacak ama, Türkiye’nin kullandığı doğalgazın sadece yaklaşık yüzde 15’ini satan bir Azerbaycan Türkiye’ye bu gaz şantajını nasıl yapabildi? Yapabildi, çünkü daha protokoller imzalanmamışken, sadece mutabakat duyulmuşken, Erdoğan Bakü’ye koşmuş ve parlamentoda konuşmuştu: “Karabağ işgal edildiği için Türkiye kapıları kapatmıştır. İşgal kalkmadan da açması mümkün değildir. Bunu TC’nin başbakanı söylüyor” (Milliyet, 14.05.09). Üstelik, doğalgaza zammını da övmüştü: “Tabii ki ben [bugünkü fiyatın] adil olduğunu savunamam. Biraz sonra inşallah daha adil bir rakama ulaştıracağız”.

Bunları, Kıbrıs adasında 35 yıldır 35.000 asker bulunduran ülkenin başbakanı olarak söylüyordu. Üstelik doğruyu da söylemiyordu çünkü Türkiye sınırı D. Karabağ’ın işgali (Mayıs 1992) üzerine değil, 11 ay sonra (03.04.1993) Laçin Koridoru’nun işgali üzerine kapatmıştı.

***

Gelelim zurnanın asıl zırt dediği yere. Yani Suriyeli cihatçıların artık Türk dış politikasının bir enstrümanı olarak kullanılmasına.

F. Taştekin iyi yazmış: Maalesef Türkiye cihatçı yığınlara savaş ağalığı yapan bir ülkeye dönüştürülmüş vaziyette. Bu şeriatçılar önce Suriye’de, sonra Libya’da, şimdi de “iddialara göre” G. Kafkaslarda mobil vurucu gücümüz oldu. “İddia” diyoruz ama, hatırlayalım, Libya’da baştan “yok” denmişti, sonra Erdoğan övünme babında Şubat 2020’de teyit etmişti.

Üstelik, bu mobil cihatçıların Kafkaslarda kullanılmaları bambaşka durumlara yol açacak. Çünkü bunlar çok koyu Sünni, Azerbaycanlılar ise “düşman ve kafir” gördükleri türden: Şii. Bu savaşçıların bu konuda çok ibretlik ifadeleri mevcut. Taştekin aktarıyor: “Onlar Yahudi ve Hıristiyanlardan daha fazla düşmanımız bizim. Onların yanında durmayız”.

Ama iş burada kalsa yine iyi: Cihatçıları G. Kafkasya’ya sokmak, burayı 200 yıldır arka bahçesi bellemiş Rusya’ya parmak sallamak değil de ne?

De gidinin koca Türk dış politikası (TDP) de! Ne hale geldin! Ama dur, artık TDP değil EDP’sin, yani Erdoğan dış politikası; geri aldım.

***

Sonuçlarla bitirelim, çok uzadı.

1) KKTC’yle birlikte, “1 millet 2 devlet” sloganımız doğmuştu. Nur topu gibi bir Azerbaycan’ımız olunca onu da katıp “1 millet 3 devlet” dedik. Yalnız, bu politika Neo-Osmanlıcı bile değil çünkü Osmanlı I. Dünya Savaşı’na kadar Kafkaslarla ilgilenmedi. Bildiği varmış, çünkü ilgilenir ilgilenmez İttihat ve Terakki Sarıkamış’ta on binleri dondurup öldürdü.

2) Bütün büyük devletler ve uluslararası kuruluşlar derhal ateşkes isterken, Azerbaycan’ı böyle sınırsız desteklemenin mantığını ben göremedim. Yandaş basın “Ermenistan ekonomik ve siyasi olarak ülkesinde sıkıştı, çareyi savaşta arıyor” diye yazdı. Bana çok tanıdık geldi, belki cevap buradan çıkar; yardımcı olur musunuz?

3) Bu vesileyle de tescillenmiştir ki, “Türk”, Anayasa Md. 66’da tanımlanan Türk filan değildir. Tamamen etnik anlamdadır. Son 15 yıl içinde Türkiye’ye atmadığı kazık kalmamış bir ülkeye “soydaş” diye askerî açık çek verilmesine başka isim bulmak zor. 

4) Azerbaycan'la ilişkimiz bir "sado-mazo" ilişkiyi andırıyor bu koşullarda.

5) Erdoğan yönetimine çok da yüklenmemek lazım, çünkü Meclis’te grubu olan bütün partiler, HDP hariç, Ermenistan’ı kınayan ve Azerbaycan’a kesin destek veren bir ortak bildiri yayınladılar. Özellikle, “CHP adam olmaz, olursa CHP kalmaz” deyişim bakalım daha ne süre doğrulanacak.

Not: Bu iş fenaya gidecek. Şimdi de bir Türk F-16’sının bir Ermenistan uçağını düşürdüğü haberi çıktı. Öyle gözükara yürüyoruz ki Aliyev bile korktu: “Türkiye Ermenistan’la çatışmada taraf değil. Sadece moral destek sağlıyor” dedi.